Cahiliye, çoğu zaman yanlış anlaşılır.
Zannedilir ki cahiliye, sadece bilmemektir.
Oysa cahiliye;
bilip de görmezden gelmektir.
Hakikati duyduğu hâlde susmak,
gördüğü hâlde gözünü kapatmak,
deve kuşu gibi başını kuma gömüp
“ben görmedim” diyerek kendini temize çıkarmaktır.
Bu yüzden cahiliye, bir bilgi eksikliği değil;
bir vicdan tercihidir.
Bugün artık kimse “bilmiyorduk” diyemez.
Çünkü hakikat gizli değil, açıktır.
Ama mesele görmek değil, görmeye razı olmaktır.
Bugün emekçilerin, işçilerin, özellikle de maden işçilerinin yaşadığı tabloyu bu çerçevede okumak gerekir.
Aylarca emeğinin karşılığını alamayan insanlar…
Hakkını aramak için yollara düşenler…
Ve çoğu zaman, seslerini duyurabilmek için
varlık mücadelesi verenler…
Bu meseleye bakarken şunu özellikle ifade etmek gerekir:
Bu yazı;
herhangi bir siyasi partinin,
herhangi bir derneğin,
herhangi bir ideolojik grubun dili değildir.
Bu, bir kalemin şahitliğidir.
Bir vicdanın gördüğünü söylemesidir.
Çünkü hakikat taraf tutmaz.
Hakikat, kendisini savunacak yürek arar.
İslam, emeği sadece ekonomik bir değer olarak değil,
aynı zamanda ahlaki ve hukuki bir emanet olarak görür.
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Ölçüyü tam yapın ve eksik tartanlardan olmayın.” (Şuarâ, 181)
Yine Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Birbirinizin mallarını haksız yollarla yemeyin.” (Bakara, 188)
Bu iki ayet birlikte okunduğunda açık bir hakikat ortaya çıkar:
Ölçüyle oynamak sadece ticari bir hile değil,
başkasının hakkına el uzatmaktır.
Kısa bir tefsirle ifade edersek:
“Ölçüyü eksiltmek”, sadece terazide gram çalmak değildir;
emeğin karşılığını eksik vermek de bu kapsamdadır.
“Haksız yere mal yemek” ise, başkasının alın terine
karşılıksız şekilde sahip olmaktır.
Bu noktada Kur’ân bize sadece bireysel bir ahlak değil,
toplumsal bir uyarı da yapar.
Nitekim ölçü ve tartıyla oynayan toplumların
helake sürüklendiği Kur’ân’da açıkça haber verilmiştir.
Bu da gösterir ki:
Adalet terazisi bozulduğunda,
sadece bireyler değil,
toplumlar da zarar görür.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurur:
“İşçinin ücretini, alın teri kurumadan önce veriniz.” (İbn Mâce)
Bu ifade, emeğin karşılığının geciktirilmesini dahi bir zulüm olarak görürken;
bugün aylarca ödenmeyen emeklerin
nasıl bir vebal taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır.
Yine Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur:
“Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmezse diliyle, buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim)
Bu ölçü bize şunu öğretir:
Haksızlık karşısında susmak, tarafsızlık değil;
sorumluluktan kaçıştır.
Bugün karşımızda duran tablo şudur:
Birileri yerin altında alın teri dökerken,
başkaları yerin üstünde o emeğin karşılığına göz dikiyor.
Bu sadece ekonomik bir mesele değildir.
Bu, insanlık meselesidir.
Ve bu noktada taraf olmak için
bir partiye, bir kuruma, bir ideolojiye mensup olmaya gerek yoktur.
Vicdan sahibi olmak yeterlidir.
Çünkü vicdan,
insanın içindeki en eski ve en doğru mahkemedir.
21.yüzyılın en büyük karanlığı şudur:
Artık zulüm gizlenmiyor,
ama ona karşı duruş zayıflıyor.
İnsanlar biliyor…
Görüyor…
Hissediyor…
Ama çoğu zaman susuyor.
İşte cahiliye tam olarak burada başlıyor.
Bilmemek değil;
bile bile susmak.
Görmemek değil;
görüp de yüz çevirmek.
Ve en acısı:
Bütün bunları normalleştirmek…
Bu bir yorum değil, bir şahitliktir. Görünenin ardındaki hakikate dair...
Yazarın Diğer Yazıları
Çocuklarımızı geçmişe değil, geleceğe hazırlayalım
13 Temmuz 2026 15:23İnançla alay, özgürlük değildir
06 Temmuz 2026 14:16Adaletin zayıfladığı yerde devlet çöker
01 Temmuz 2026 11:49Gösterinin gölgesinde kaybolan anlam
19 Haziran 2026 16:41Çocuğun etrafında dönen evler: Modern ebeveynliğin sessiz krizi
11 Haziran 2026 15:24