Ali İset

Dijital kalabalıkların yetim çocukları

Ali İset

Garip bir çağdayız… İnsanlar hiç olmadığı kadar birbirine yakın, ama hiç olmadığı kadar birbirine uzak. Bir tuşla dünyanın öbür ucuna ulaşılıyor; fakat aynı evin içinde bile kalpler birbirine temas etmiyor. Kalabalıklar büyüyor, fakat yalnızlık daha sessiz ve daha derin hâle geliyor.
Bugünün gençliği bu kalabalığın tam ortasında büyüyor. Görünüyorlar, konuşuyorlar, paylaşıyorlar; ama çoğu zaman anlaşılmıyorlar. Bir ekranın içinde yüzlerce ses var, fakat insanın içini duyan ses giderek azalıyor. Belki de çağımızın en büyük çelişkisi burada gizli: İnsan hiç olmadığı kadar görünür, ama hiç olmadığı kadar yalnız.
Bu yüzden belki de en doğru ifade şudur: Dijital kalabalıkların yetim çocukları büyüyor…
Buradaki “yetimlik” anne-babasızlık değil; rehbersizliktir, anlaşılmamaktır, düştüğünde kaldıran bir el bulamamaktır. Çünkü gençlik kusursuzluk değil; arayış, hata, deneme ve yeniden doğrulma dönemidir.
Bir kaplumbağayı düşünelim… Sert kabuğu ona güven verir. Fakat o kabukta kalırsa yaşayamaz. Başını kabuğundan çıkarmalı, yürümeli, öğrenmeli, hayata karışmalıdır. Ancak bu hareket aynı zamanda risk demektir. Hayat, sadece güvenli alanlarda öğrenilmez.
Gençlik de böyledir. Genç, hayata karışmak zorundadır. Hata yapar, yanılır, bazen yanlış yollara sapar. Çünkü tecrübe çoğu zaman korunarak değil, düşerek öğrenilir. Fakat asıl soru şudur: Bir genç düştüğünde yanında kim vardır?
Bugün dijital çağ, hataları daha görünür ve daha ağır hâle getirmiştir. Eskiden yanlışlar dar bir çevrede kalırken, şimdi bir hata saniyeler içinde büyüyebiliyor. Algoritmalar insanın zaaflarını tanıyor; öfkeyi, yalnızlığı ve merakı sürekli besliyor. Böylece genç, bazen fark etmeden kendi dijital yalnızlığının içinde kaybolabiliyor.
Peki, genç neden bu kadar kolay savruluyor?
Çünkü insan ruhu sadece eğlenmek değil, anlaşılmak ister. Evinde duyulmayan bir genç, ekranlarda duyulmaya çalışır. Değer görmeyen biri, dijital kalabalıklarda var olmaya çalışır. Fakat alkış, boşluğu doldurmaz; sadece gürültü yapar.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor: “Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (Ra’d Suresi, 28)
İnsan sadece tüketerek, oyalanarak veya görünerek huzur bulamaz. Ruhun ihtiyacı anlamdır, yön bulmaktır, aidiyettir.
Bir zamanlar gençleri sadece aileleri değil, mahalleler büyütürdü. Sokak, öğretmen, komşu ve büyükler birer rehberdi. Şimdi ise aynı apartmanda yaşayan insanlar birbirini tanımadan yaşıyor. Kalabalık arttı ama bağlar zayıfladı.
Belki de bu yüzden bugünün gençliği, en bağlantılı ama en sahipsiz kuşaklardan biri hâline geldi. Bir gencin telefonunda yüzlerce kişi olabilir; fakat gerçek anlamda konuşabileceği birkaç insan bile olmayabilir.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi koruyun” (Tahrîm Suresi, 6)
Bu ayet, yalnızca maddi değil; manevi sorumluluğu da hatırlatır. Bir çocuğun ruhunu ihmal etmek, onu geleceğe eksik bırakmaktır.

Peygamber Efendimiz ise şöyle buyurur: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüzden sorumlusunuz.”
Bu sorumluluk, sadece büyütmek değil; yön göstermek, yanında olmak ve düştüğünde kaldırabilmektir. Çünkü gençliği sadece eleştirmek değil, anlamak ve desteklemek gerekir.
Bugünün sorusu şudur: Gençlere yol mu gösteriyoruz, yoksa sadece hüküm mü veriyoruz?
Bir genç hata yaptığında onu hemen yargılamak kolaydır; fakat onu anlamak emek ister. Oysa çoğu genç, yanlış olduğu için değil; yalnız olduğu için yanlışlara sürüklenir.
Kaplumbağa gibi… Hayata çıkmak zorundadır. Ama her çıkış bir risk taşır. Dijital çağda bu riskler daha büyüktür: bağımlılıklar, yanlış yönlendirmeler, sahte kimlikler, değersizlik hissi ve görünmez baskılar…
Bu yüzden mesele gençlerin hiç hata yapmaması değildir. Mesele, hata yaptıklarında onları kaybetmemektir. Çünkü insan bazen bir nasihatle değil, bir merhametle değişir. Bir “yanındayım” cümlesi, bir hayatı yeniden kurabilir.
Belki de en büyük ihtiyaç şudur: Gençleri dijital kalabalıkların yetim çocukları olmaktan çıkarıp yeniden bir insanlık sıcaklığına kavuşturmak.
Çünkü bir toplum, gençlerini sadece yöneten değil; onları anlayan ve yanında yürüyen bir bilinçle ayakta kalır.

Yazarın Diğer Yazıları