
Kur’an ayı Ramazan’dayız. Bu ayın Kur’an ayı olduğunu Rabbimiz bildirmiştir: “Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır.” (Bakara 2/185)
Rabbimiz, miladî 610 yılından kıyamete kadar yaşayacak tüm Âdemoğullarına dünya ve sonsuz hayatta mutluluk ve saadeti nasıl kazanacaklarını son kitabı olan Kur’an’da bildirmiştir. Bu sebeple bazı mütefekkirler Kur’an’a “insan kullanım kılavuzu” demişlerdir. Hepimiz, Kur’an ayı olan bu kutsal zamanda, diğer aylara göre ibadetlerimizi (namaz, oruç, zekât, umre; dürüst, temiz, yardımsever olma…) artırırken; öbür taraftan da günahlardan (yalan, rüşvet, zulüm, içki, kumar, zina, faiz, kul hakkı…) daha fazla kaçınmalıyız. Tabii bunlara ek olarak Rabbimizin son mesajı olan Kur’an’ı önce genel hatları ile tanımalı, sonra çokça okuyup anlamaya gayret etmeliyiz. İşte bugünkü yazımın konusu da bu olacak.
KUR’AN İLE İLGİLİ GENEL BİLGİLER
“Malikü’l-mülk, Kadir-i Mutlak olan Rabbimizin Cebrâil aracılığı ile kulu ve Resûlü Hz. Muhammed’e 23 yıllık bir periyotta gönderdiği vahiylerden oluşan ayet ve surelerin toplamına Kur’an diyoruz. Kur’an, Peygamberimizden bize kadar tevatür yoluyla nakledilmiştir. İçinde itikattan ibadete, ahlâktan muamelata kadar insanlığın kıyamete kadar muhtaç olduğu her türlü meselenin temel kaideleri ondadır. 114 suredir. Okunmasıyla ibadet edilen ve insanlığın benzerini getirmekten aciz kaldığı ‘ilâhî kelâm’dır.
İlâhî kitapların en büyük özelliği ve değeri şüphesiz onların Allah’ın sözlerinden ibaret olmalarıdır. Ancak bugün bu özellik sadece Kur’ân-ı Kerîm’e mahsustur…
HERKES KUR’AN’I ANLAYABİLİR Mİ?
Gerçek anlamda elbette hayır. Niçin? Bunun birçok sebebi vardır. En başta Kur’an, Allah’ın kelâmıdır. Biz insanlar zayıf, eksik varlıklarız. Bu sebepten sonsuz ilim ve kudret sahibi Rabbimizin kitabını tam ve eksiksiz anlayabilme gücünden mahrumuz. Anlama (fehim) dediğimiz şey; beyin, kalp, akıl ve gönül gibi maddî-manevî yetilerimizin aracılığıyla gerçekleşir. Bunların kapasiteleri sınırlıdır. Göz her şeyi göremez, kulak her şeyi duyamaz, dil her şeyi tadamaz, akıl her bilgiyi kavrayamaz. Gönül de tüm hisleri/duyguları kapsayamaz. Geleceğe dair bilgiler ise insan için mümkün değildir. Hâlbuki Rabbimiz Kur’an’a hem ezelin hem ebedin bilgisini koymuştur. Yani sınırlı ve geçici olanın, sonsuz ve ebedî olanı gerçek anlamda kavraması mümkün değildir.
O hâlde Kur’an’ı anlamak, anlamaya çalışmak gereksiz midir? Hâşâ! Çünkü bu kitabı insanlara gönderen Rabbimiz şöyle buyurmuştur: “Apaçık Kitab’a ant olsun ki biz onu, iyice anlayasınız diye Arapça bir Kur’an yaptık.” (Zuhruf 2-3)
Tabii bu ayeti şu ayetle birlikte okuyunca meseleye daha dikkatli bakmamız gerektiği anlaşılır: “Fakat içlerinden ilimde derinleşmiş olanlar ve müminler, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler…” (Nisâ 4/162)
Buradaki “ilimde derinleşmiş olanlar” ifadesi dikkatimizi çekmelidir. Bir de Peygamberimizin sahabeleri bile bu mevzuda ikiye ayrılırdı; yani âlim sahabeler ile diğerleri. Sahabe efendilerimizin hepsi Kur’an’ı tam anlayamıyor, bilmedikleri konuları âlim sahabelere soruyorlardı. Mesela Hz. Ali, Hz. Ömer, İbn Mesud, Zeyd bin Sâbit, Abdullah bin Ömer, Abdullah bin Abbas bunlardan bazılardır.
MEALLER VE TEFSİRLER ONU YAZANLARIN KUR’AN’DAN ANLADIKLARIDIR
Müfessirler ve meal yazanlar Kur’an’ı kendi kapasiteleri ölçüsünde anlayıp yorumlarlar. Mealin ve tefsirin Kur’an olmadığının en büyük delili şudur: Bu işle uğraşanlar aynı ayetten az ya da çok farklı anlamlar çıkarabilmektedir. Buna kısa bir örnek verelim. Yukarıda Elmalılı merhumdan aldığımız Zuhruf 2-3. ayetlerin meali, diğer mealciler tarafından şöyle ifade edilmiştir:
a- “Olur ki akıl edersiniz diye onu Arapça bir Kur’an kıldık.”
b- “Gerçekten biz onu, belki aklınızı kullanırsınız diye Arapça bir Kur’an kıldık.”
c- “Biz onu anlayasınız diye Arapça bir Kur’an yaptık.”
d- “Biz onu düşünüp idrak etmeniz için Arapça bir Kur’an yaptık.”
e- “Aklınız ersin diye biz onu Arapça Kur’an kılmışız.”
f- “Bu kitabı anlamanız için Arapça gönderdik.”
g- “Apaçık Kitab’a andolsun ki akledesiniz diye Kur’an’ı Arapça okunan bir kitap kılmışızdır.”
ALLAHÜ A’LEM
Dikkat ettiniz mi? Kısa bir ayetin mealinde bile (genel anlamda bir bütünlük olsa da) kelime ve anlam nüansları vardır. Bu gayet normaldir. Çünkü her âlim kendi bilgi, kültür ve kapasitesi nispetinde yorum yapar. Meal için bu böyle olduğu gibi, tefsirde de müfessirler ayetleri farklı şekillerde açıklamışlardır. Bunun sebepleri arasında zaman farkı, kültür farkı ve bilgi birikimi farkı vardır.
O sebepten şu bir gerçektir ki hiçbir âlim yaptığı mealin veya tefsirin Kur’an olduğunu iddia etmez. Aksine, “Ben Kur’an’dan bunu anladım.” der ve sözünü şu ifadeyle bitirir: “Allah A‘lem.” (En doğrusunu Allah bilir.)
Bendeniz bu Ramazan’da meal hatmi yapmayı planladım. YouTube’a yüklenmiş çok güzel meal okuma videoları var. Yalnız meal dinlerken yukarıdaki hakikatleri hep hatırımda tutuyorum, tutacağım.
Hayırlı Ramazanlar.
Kaynak: Lütfi AYHAN

Oruç: Aç Kalmak Değil, Dilini ve Kalbini Tutabilmektir