Allah Teâlâ, yeryüzüne göndereceği son dinin (İslâm’ın) peygamberi olacak elçisine, ezelde planladığı zamanda (Milâdî 610 yılı Ramazan’ın 27’sinde), planladığı mekânda (Hira Mağarası’nda), seçtiği melek (Cebrâil) aracılığıyla ilk vahyini göndermiştir. Acaba Rabbimizin ilk emrini alan Peygamberimiz bu manzara karşısında ne yapmıştır? Nasıl bir ruh hâline girmiştir? Ve en önemlisi bu suale nasıl cevap vermiştir?
Hepimizin bildiği gibi Kadir-i Mutlak olan Rabbimiz,
“وَمَا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمٖينَ
Ve seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”
diye nitelendirdiği Hz. Muhammed’e (sav) ilk gönderdiği vahiy/ ayet “Oku!” idi. Son ve sonsuz mesajın (Kur’an’ın) ilk ayeti olan “Oku” emrine muhatap olan Peygamberimiz bu emre acaba nasıl bir cevap verdi? (Ki bu cevap aynı zamanda ilk hadis de olmuş oluyor):
“Bilmiyorum.”
(Ben okuma yazma bilmiyorum.)
İLK HADİS, İLK SÜNNET: “BİLMİYORUM”DUR
(Bilindiği üzere sünnet üçe ayrılır: Kavlî, fiilî ve takrirî.) Peygamberimizin Cebrâil’e verdiği bu cevap, O’nun (sav) ilk kavlî ve aynı zamanda fiilî sünneti, aynı zamanda da ilk hadisi olmuş oluyor. Bu olayı analitik bir yaklaşımla irdelediğimizde görürüz ki bu sünnet, hepimiz için büyük bir uyarıdır ve titizlikle uyulması gereken bir ölçüdür. Bunun tersine hareket edildiğinde fert, cemiyet, millet ve ümmet olarak neleri kaybettiğimiz bugün açıkça ortadadır.
Peygamberimiz Cibrîl hadisinde de kendisine sorulan soruya, “Sorulan, sorandan daha bilgili değildir.” diyerek “bilmiyorum” demenin faziletini bizlere aktarmıştır. Bizim kültürümüzde var olan şu sözler de konuya açıklık getirir:
“Bilmiyorum demek, bildiklerinin sigortasıdır.”
“Biliyorum deyip yırtınacağına, bilmiyorum de kurtul.”
“Kişi bildiğini âlimi, bilmediğinin talibidir…”
“YA HAYIR KONUŞ YA SUS”
Bilmediğimiz konuda susmak, bize gelen haberlere iyice araştırdıktan sonra inanmak farzdır.
“Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönül; bunların hepsi ondan sorumludur.” (İsrâ, 36)
“Ey iman edenler! Bilmeden birilerine zarar verip de sonra yaptığınıza pişman olmamanız için, yoldan çıkmış biri size bir haber getirdiğinde doğruluğunu araştırın.” (Hucurât, 6)
Bu ayetler ve Peygamberimizin bu ilk hadisi (“bilmiyorum”) bizim için uygulanması gereken önemli bir emir ve tavır değil midir?
Şu ayetlerle tavsif edilen Peygamberimizin:
a) “Resulüm! Biz seni âlemler için ancak bir rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ, 107)
b) “Ey Peygamber! Şüphesiz biz seni bir şahit, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik.” (Ahzâb, 45)
c) “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” (Âl-i İmrân, 31)
d) “Şüphesiz ki sen yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem, 4)
e) “Andolsun ki Rasûlullah’ta sizin için güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb, 21)
f) “Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ederler…” (Ahzâb, 56)
g) “Rasûl size ne verdiyse onu alın, sizi neden men ettiyse ondan sakının.” (Haşr, 7)
h) “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin ki amelleriniz boşa gitmesin.” (Muhammed, 33) …
Bu yalan dünyadan göçerken (ebedî âlemin kapısını açarken) söylediği son söz ise:
“Refîk-i A‘lâ” oldu.
“Şimdi yolculuk, Yüceler Yücesi Dost’a.”
“Allah’ım! Ey yüceler yücesi Rabbim! En yüce Dost olan senin katına geliyorum.” diyerek son nefesini vermişti.
Kâinatın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı Peygamberimizin ilk ve son sözleri bunlardır. Rabbim bizleri onun yolundan gidenlerden eylesin. “Bilmiyorum” demek ne kadar faziletli ise bu dünyadan göçerken “Refîk-i A‘lâ” diyebilmek de o kadar mühimdir.
Kaynak: Lütfi AYHAN
Belediyecilik Bir Şehri Nasıl Marka Yapar…