Ağustos tarihimizde zaferler ayıdır. 26 Ağustos 1071 Malazgirt zaferi ile Anadolu’da dikilen medeniyet ağacı kısa sürede kökleşmiş ve meyvelerini vermiştir. Nitekim vakıf eserleri bunun canlı şahitleridir. 30 Ağustos 1922 Zafer bayramı ile de bu ata topraklarından sökülmek istenilen medeniyetimiz kendisini yenileyerek bu toprakların asıl sahibi olduğunu ispat etmiştir.
Belediye başkanlığımız esnasında Selçuklu Eserleri albümünü rahmetli Prof. Dr. Halil İnalcık’a Bilkent Üniversitesi’ndeki odasına götürerek takdim etmiştik. Rahmetli Hoca Selçukluların Anadolu’daki eserlerinin dönemindeki Avrupa şehirlerinin hatta pek çok dünya şehirlerinin çok ilerisinde olduğunu, ticaret yollarının, hanlar ve kervansaraylarla örülerek nasıl gerçekleştiğini izah ederek tebrik etmişti. Bu eserle hem Anadolu Selçuklu hem de Büyük Selçuklu dönemi eserlerinin ne kadar zengin olduğu gün yüzüne çıkarılmıştır.
Selçuklu dönemi eserleri başta Konya olmak üzere birçok şehrimizde korunmaya çalışıldı. Camiler, medreseler gibi yapılar korunmakla beraber sivil yapılar, evler maalesef pek korunamıyor. Hatta bir dönem İbrahim Hakkı Konyalı’nın ifadesiyle, bazı Selçuklu eserlerinin yıktırılarak taşlarının taşınması, İnceminare’nin yanındaki tarihi binanın sırf dönemin Konya valisinin tepeyi görebilmesi için yıktırılması gibi pek çok tahribat da olmuş…
Selçuk Üniversitesi öğretim üyelerinden Doç. Dr. Zehra Odabaşı’nın Türk Tarih Kurumu yayınları arasında “Bir Medeniyetin Aynası Türkiye Selçuklu Dönemi Vakıfları” kitabı yayınladı (Ankara, 2025, 159.sayfa). Yazarın bana verdiği diğer bir eseri de Meram Belediyesi tarafından yayınlanan Selçuklu’nun Veziri Konya’nın Sahib Ata’sı Fahreddin Ali.(2021)
Selçuklu şehirleri Türk-İran kültürlerinin sentezi olup şehrin ana dinamikleri askeri ve stratejik yapılar olan kale ve surlar gibi savunma yapılarıdır. Şehrin merkezinde ulu cami ve etrafında kurulan mahalleler ve çarşılardır.
Anadolu’nun vatan haline gelmesi sürecinde Türk-İslam kültürünün donatılarak şehirleşmesi zaviyeler sayesinde olmuştur. Bunlardan ilki, Erzurum Pulur’da, 1071 Malazgirt öncesi 1049 yılında Yağan Paşa Turgut Bey Kirmani’nn kurduğu eserdir. Yazar kitabında Anadolu’nun fethinden Kösedağ savaşına kadar (1243) inşa edilen Selçuklu toplumunun sosyal, kültürel, sağlık, dini ve ticari hayatına ışık tutan vakıfları ele almıştır.
Vakıflar, sadece fakirlere yönelik görev üstlenmemiş, pek çok kamu hizmetini yerine getirmiştir. Vakıflar içinde en önemlileri medreselerdir. Yani günümüzün eğitim kurumlarıdır. Yazar, Selçuklu vakıfları arşivlerinin durumuna da temas etmiştir. Kayıtlar, Evkaf Nezaretinin 1826’da kuruluşundan sonra kopyaları yapılmıştır. Günümüze ulaşan vakfiyelerin sayısı, fiziki olarak inşa edilen vakıfların sayısına göre oldukça azdır. Anadolu’da bilinen 1049 tarihli ilk vakfiye ile Selçuklunun yıkılış sürecine girdiği 1243 tarihine kadar yaklaşık 20 vakfiye günümüze ulaşmıştır. Oysa bilinen ve mevcut olan yüzlerce eser vardır.
Vakıflar arasında sahih vakıflar, yarı sahih irsadi vakıflar ve irsadi vakıflar yer almaktadır. Kitapta vakıf kurucuları; sultanlar, devlet adamları ve kadınlara yer verilmektedir. Selçuklu dönemi vakıf eserleri kısmında zaviyeler, yani tasavvuf hayat ve idareciliği/şeyhliği ile farklı şehirlerdeki 10 zaviye; 16 cami ve mescit; 17 han ve kervansaray; 3 külliye; 15 medrese, kütüphaneler ve 5 darüşşifa ele alınmaktadır.
Selçuklu eserlerini, geleneklerini korumak ve yeni nesillere aktarmak, böylece medeniyetimizi geliştirmek vazifemiz vardır. Zamanla somut olan ve olmayan miras eserler fonksiyonunu kaybetmekte, tahrip olmakta/tahrip edilmekte, düşman istilaları dönemlerinde (mesela en yakında Irak’ın Amerikan işgali dönemindeki eserlerin yağmalanması gibi) büyük zarar görmektedir. Bu eserlerin kayıtlarının tutulması, korunmasına azami dikkati göstermek gerekir. Maalesef büyük tahribatların bir kısmı ormanı doğrayan aynı cinsten balta misali kendindedir.
Üniversitelerde arkeoloji bölümlerinde Selçuklu, Türk tarihi arkeolojisi şeklinde ayrı bir alan açılmasını üniversitedeki arkadaşlarımız yararlı bulmaktadır. Nitekim Malazgirt ve Ahlat’ta ve Konya’da Miryakefalon savaşına Selçuklu tarihine ışık tutan kazılar olmuştur. Bunların sistematik hale gelmesi için böyle bir akademik alan faydalı olacaktır.
Yine belediyeler ve diğer plan yapan resmi kurumlar, kişiler tarihi mirası korumak için daha duyarlı olmalıdır.
Doç. Dr. Zehra Odabaşı’nı Selçuklu medeniyetine katkı veren çalışmalarından dolayı tebrik ederiz.
Kaynak: Adem Esen
Kazlar, CİMER ve Şartlı Tahliye!