YAZARLAR

Öfke anında akıl devreden çıkar. Düşünen beyin yerine hisseden beyin aktif olur. Bu durumda beyin düşünmez, savaşmaya başlar. Buna karşı yapılması gereken, düşünen beyni devreye sokmaktır. Mesela adam bağırarak eve girer. “Adam herhalde bağırarak meseleleri çözmek istiyor. Düşünceyle değil hisle hareket ediyor. Savaşarak, beni pasifize ederek kazanmak istiyor.” Böyle düşünerek, “Ya bağırmak zorunda değilsin, konuşabiliriz. Bir mesele mi var? Konuş ki, anlayayım seni” derseniz adamı daha kızdırmış olursunuz. Çünkü hisseden beynine oynamışsınızdır. Şöyle diyecektir adam: “Bakar mısınız? Beni anlamak istiyormuş.”

Evet, mümkün mertebe damara basmamak gerekiyor. Damara basıldığında hissîlik devam edecektir. Hissi harekete geçirmekten çok aklı devreye sokmak lazımdır. Adamın damarına basmamak, onun düşünmesini sağlamak… Kızan, öfkelenen adamın durduğu yere gitmemek, onu kendi yerine çağırmak, çekmek… Kılıç kullanana kılıçla mukabele ederseniz onun alanına girmiş olursunuz. Ama kılıç kullanmazsanız, aklı devreye sokarsanız, adamı yanınıza çekmiş olursunuz. Öfkeli olanın alanına girmek, deplasmana gitmektir. Maçı deplasmanda değil, sahanızda oynamanız daha kârlıdır.

Öfkelenen kişi öfkeden sıyrılmak istiyorsa durumunu değiştirmelidir. Ayaktaysa oturmalı, oturuyorsa kalkmalı, kalkmışsa gidip yüzünü yıkamalıdır. Veya en iyisi tartışma konusundan çıkıp başka konuya geçmelidir.

Peygamber Efendimiz, “Öfkelendiğinizde hemen kalkın abdest alın” buyuruyor. İnsan abdest alarak Allah’ın huzuruna varır. Allah’ın huzuruna varan insan hakikatine uyanır, böylelikle Allah ile arasındaki münasebeti sağlamlaştırır. Abdest alıp Allah’ın huzuruna varan, orada başını secdeye koyan kişi kendinden vazgeçer, bencillikten kurtulur. Allah ile münasebetini sağlamlaştıran, Allah’ın yarattığı varlıklar olan her bir şeyle ilişkisini de sağlam tutmak durumunda kalır. Çünkü ibadet eden insan bilir ki, Allah’ın yarattıklarını inciten Allah’ı da incitmiş olur. Demek ki inanç önemli, her an Allah’ı hatırlamak önemli. Öfke anında Allah’ı hatırlamak, O’nu anmak insanın kendini, hakikatini ve haddini hatırlaması anlamına gelir. Düştüğü yerden kalkmak gibi… Öfkelenmek tabiatına teslim olmak iken, Allah’ı hatırlamak ve buna göre davranmak ise tabiatından kurtulmaktır.

Hz. Ebubekir bir haksızlık karşısında sinirlenince Efendimiz şöyle buyurur: “Sen öfkelenmeden önce yanında seni korumak üzere iki tane melek vardı. Öfkelenince onlar kalkıp gittiler.” Demek ki öfke anında, insanda kalkıp giden bir şey var. Tabiatına ve nefsine teslim olan yalnız başına kalır, bencilce davranır. İnsan öfkelendiğinde şeytan, nefis kışkırtmaya devam eder. Öfkeyle ayağa kalkıldığında nefsin tuzağına düşülmüş olur.

Ama insan öfkeyle değil, aklıyla ve merhametiyle davranınca başka şeyler insanın yardımına gelir. Melekler devreye girer, insana daha güzel telkinler yapılır.

O halde, öfke anında Allah’a sığınmak gerekir. Her şeyi bilen, her şeye gücü yeten Rabb’e teslim olmak. Çaresizlik böylece aşılabilir. İnsanın elinden bir şey gelmeyince, “Rabbim!” diye inlemelidir insan. Böyle inlediğinde Allah ona yardım edecektir. İnsan bunu yapmaz, öfkeye yenilir, öfkedeki o kısa süren haz ile hareket ederse büyük zarar görecektir. İntikam duygusundaki yoğunlukla hareket eden, öfkedeki heyecanla vurup kıran insanların hikâyesi çoktur. Gazete haberleri bunlarla doludur. Durum böyle olmasına rağmen insan ne yazık
ki öfke anında neticeyi düşünmez, o anki duyguyla hareket eder. Ama “İstediğini söyleyen istemediğini duyar. İstediğini yapan istemediğini yaşar.”

Öfke kavramının telaffuzunda bile şiddet tınısı var ve genellikle şiddetin başlangıcı öfkedir. Öfkelenen insanın bir şekilde şiddete varma ihtimali yüksektir. Ancak şiddeti de sadece maddi şiddet şeklinde anlamamak lazımdır; sözel şiddet, dolayısıyla sözel öfke de söz konusudur. Aklına geleni konuşan adam da kırıcıdır. Sözün yaraladığı, kesip biçtiği çok olmuştur, olmaktadır. Kurşun nasıl hedefi vurup yere yığarsa, öfkeyle kurulmuş cümleler de muhatabı yere serebilir. Kurşun bedeni parçalarken kötü söz ruhları yaralar, parçalar. Hatta kurşunun açtığı yara bir ihtimal iyileşebilir ama öfkeyle kurulmuş cümlelerin açtığı yaraların iyileşmesi pek mümkün olmaz.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü-Psikiyatrist

> Yeni Meram >Yazarlar > Öfkesiz bir yaşam için…
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.