YAZARLAR

Konya ile ünlenen, Konya ile tanınan, değişik bir lezzet çeşidi olan Küflü peyniri, laf başında sevmeyen, övmeyen, ballandırarak anlatmayan yok!
Küflü peynirin ünü, Konya sınırlarını aşalı çok oldu.
Yurt dışında, dünyaca ünlü Rokfor peynirine rakip olarak gösterilmesi asla tesadüf değil.
Biz bu duyumlarla mest olmuş vaziyette, küflü peynirimiz dünyaca ünlü diye avunmaya devam ediyoruz.
İşte bu yaklaşım yüzündendir ki, bu güzel peyniri, Kadınlar Pazarına hapsettik!
Bu işten vazgeçip de, “Küflü Peynir Festivali” yapamaz mıyız? Bal gibi de yaparız!
Bedesten gibi atıl bir vaziyette duran, gözümüzün içine giren, görün beni, fark edin beni, benimle yeni açılımlar yapın hadi, diye bekleşen ve adeta hepimize yalvaran bir zenginlik şehrin tam merkezinde bu türden organizasyonlar yapılması için hazır bekliyor!
Lakin, bu işe adım atacak arkadaşlar, kuruluşlar ve kurumla ne bekliyor, neyi bekliyor, kimi bekliyorlar?
Konya varlık içinde yokluk çeken bir şehre döndü. 365 günü değerlendirebilecek birçok zenginliği bir yıla yayamamanın ıstırabını çekiyor bu şehir!
Küflü peynir öz be öz Konyalı! Konya’nın lezzeti…
Marka değeri bir hayli yüksek olan bir ürün zenginliği…
Tanıtım diye kendimizi reklam etmeye, kendimizi tanıtmaya bir son versek artık!
Küflü peyniri tanıtacak bir festival yapsak!
Bir başka zaman Etli Ekmek Festivali, Yağ Somunu Festivali gibi değişik alternatifler düşünsek, kıyamet mi kopar?
Sevgili Başkanlar, sevgili Yöneticiler! Bizleri, bu şehrin kültürüne gönül vermişleri dinlemeye vaktiniz sanırım olmuyor!
Bedesten Konya’yı tanıtacak ihya edecek, Konya’ya ülke içinden ve dışından binlerce ziyaretçiyi kabul edebilecek, bir zamanlar hedef olarak gösterilen on milyon ziyaretçiye ulaşabileceği günleri bekliyor?
Bekliyor amma; Biz sizlerin neyi beklediğinizi bir türlü anlayamadık, anlam da verebilmiş değiliz!

GALİBA, HANLARIN AHI TUTTU!
Konya, Selçuklunun Başkenti, hanlar ve kervansarayların zengin bir kültürün ve medeniyetin işareti olarak kabul edildiği bir şehir.
Lakin, bizim kültürle, tarihin bize sunmuş olduğu değerler olan hanlarla, kervansaraylarla pek bir işimiz olmuyor…
Hanları sevdiğimiz söylenemez! Seviyoruz, lakin lafla!
Gerçekten sevmiş olsak, bu bizim kültür değerimizdir, ne yapılması gerekiyorsa, elimizden ne gelirse yapalım deriz! Deriz demesine de, dememek için laflara tur attırıyor, havanlarda sular dövüp, iplere unlar serpiyoruz bol tarafından!
En çarpıcı örneklerden birisi geçen hafta basınımıza konu oldu. Galiba, Hanların ahı tuttu diyenler oldu.
Şehrimizin merkezine yapılacak olan “Kültürhan projesi”, 14 Haziran 2017’de atılan imzalarla projelendirilmişti.
14 Haziran 2017’de dönemin Konya Valisi Yakup Canbolat, dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek ve dönemin Karatay Belediye Başkanı Mehmet Hançerli arasında imzalan protokol ile hayata geçirilen proje aradan geçen sürede hiçbir adım atılmaması ve ilgili kişi ve kurumlar tarafından askıya alınmasıyla iptal oldu.
4 bin 300 metrekarelik alanda gerçekleştirilecek proje için 3 Temmuz 2017’de Karatay Belediyesi tarafından Büyükşehir Belediyesi’ne tahsisi gerçekleştirilen Aziziye Mahallesi, 31527 ada, 1 parsel nolu 4 bin 300 metrekarelik taşınmaz da protokolün iptali nedeniyle belediye meclisinin aldığı karar ile yeniden Karatay Belediyesi’ne devredildi,
Proje için Karatay’dan Büyükşehir’e tahsisi yapılan binanın iadesi de meclis kararıyla gerçekleşti.
Kaderin garip bir cilvesi ve tecellisi olarak, kültüre sahip çıkma noktasında, ağır-aksak adımlar atan, kültürle arası her nedense limoni gibi bir intiba veren kurumlarımız, mevcut hanlarımıza da gerekli ilgiyi göstermekte olabildiğince geç kaldıklarını ya anlayamadılar, yahut o taraftan kapak kaldırmıyorlar!
Kültürhan projesi hayata geçseydi, belki de Selçuklu Han ve Kervansaraylarına bir örnek olacaktı, onlarında elinden tutulmasına, haliniz nedir, nicedir diye sorulmasına vesile olacaktı!
Amma olmadı!
Mesela; Zazadın Kervansarayı, şehrimiz mücavir alanı içerisinde, bulunduğu mahalleye ulaşabilecek otobüs var, Zazadın Kervansarayına uğrama gibi bir güzellik yapamıyor!
Çok mu zor? Hanları bu kadar seviyoruz işte, diyebilecek kadar zor demek ki…
Horozlu Han gibi, Obruk Han gibi, Dokuzun Hanı gibi, Kızılören Hanı gibi, Kuruçeşme Hanı gibi, Ilgında ki Lala Mustafa Paşa Hanı gibi, Kadınhanı’ndaki Raziye Hatun Hanı gibi hanlar hanlarımızı ziyaret edecekler için neler yapılıyor bilen var mı?
Burnumuzun dibindeki, Zazadın Hana dahi gidemedikten sonra, hanlarımızı çok seviyoruz, bizim şu kadar hanımız var diye övünmenin bize bir faydası var mı?

“NE DEMİŞTİN, NİÇİN CAYDIN SÖZÜNDEN!”
Bir şehre gönül verenlerin izinden gidilmedikçe, izleri takip edilmedikçe, onların adı ve eserleri yaşatılmadıkça o şehre gönül vermişlerden olunamayacağını biz değil, geçmiş ve yakın tarih söylüyor! Bu şehre gönül verenler diye, reklamınızda yapılsa, afişlerden inmeseniz de, kendinizi şehrin her köşesinde anlattırsanız da, gönül verenlerin arasına giremeyeceğinizi, yine biz değil bu şehrin insanları ve bu şehir söyleyecek size!
Gönül vermek, lafla olsaydı çok kolaydı! Öyle olduğunu sananlar olmadı değil!
Ben olmasaydım bu şehri kimse tanımazdı, ben olduğum için bu şehri her gün gündeme taşıyorlar diye düşünenler pek tabi ki vardı! Ancak, tevazu sahibi olmak daha bir başka!
İşin garip ve oldukça tuhaf olan yönü de, insanlar da, var olan tevazu olgusuna, çevre denen kuşatmacıların sabırlarının ve tahammüllerinin olmaması…
Gönül verme işi, göze ve kulağa hoş gelen bir cümle. İster slogan yapın, ister afişlere asıp, şehri bir baştan bir başa donatın!
Gönül vermek için, o kuşatmacıları, o duvar örücüleri, o kapı koyucuları, o sizden önce insanları dinleyip baştan savıcıları kenara alacak ve onları dinlemekten az biraz vazgeçeceksiniz.
Tabi ki, mümkünse…
Şehirlerin ve bizim şehirlerimizin çektiği kraldan fazla kralcı geçinenlerin her daim bildiklerini okuma yolunda engel tanımadıklarıdır.
Ne kadar haberiniz var bilemiyoruz amma, sizlere ulaşma noktasında ki, yollar bayağı bir daralmaya, yine “eski tas eski hamam” olmaya yüz tuttu diyenlerin sızlanmaları belli ki sizlere ulaşmıyor.
Yine ulaşılamaz, ulaşılması zor olmaya doğru adımlar atmaya başladınız gibi bir manzara hakim!
Bu şehre gönül vermek, kurumlarınızı birer gönül kapısı haline getirmek sizlerin sözleriydi. Bu şehre gönül verenler, o gönül kapılarından girebilmeli!
O kapılar gönül kapıları olmak yerine, yine eskinin açık kapısı, beyaz kapısı, mavi kapısı benzeri açık görünse de, dertlerde derman olmaktan, murat edilene ulaşmaktan fersah fersah uzak kapılar olacaksa;
Bu şehir, pek yakın bir zamanda, “Ne demiştin, niçin caydın sözünden” diye vurur sazın teline…
Bu hüzünlü şarkı nerelere kadar ulaşır, nerelere kadar duyulur, artık orasını da ne siz bilebilirsiniz, ne de bizler!

> Yeni Meram >Yazarlar > KÜFLÜ PEYNİR Mİ, ROKFOR PEYNİRİ Mİ?
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.