YAZARLAR

Bazen akrabalık bağımız olmayan daha önce hiç tanımadığımız biriyle kendi öz kardeşimizden bile daha samimi bağlar kurarız. Ancak çoğu zaman da güzel başlayan dostluklarımızı sürdürmekte sorun yaşarız. Peki, bu kardeşliği, arkadaşlığı, dostluğu sürdürebilmek için neler yapmamamız gerekiyor? Birinci sırada çağımızın hastalığı; aileleri, toplumu, insan ilişkilerini zedeleyen, belki de müslümanların bugün bu halde olmasına neden olan en büyük hastalık; gıybet…
İslam’ın yaklaşık yüz yirmi, yüz otuz kadar haramı, yasağı vardır. Mesela domuz eti yemek doksanıncı sıralardadır. Ama gıybet; ilk beştedir. Biz domuz kelimesini bile ağzımıza almaktan imtina ederken, ilk beşte yer alan gıybetin bırakın kelimesini ağzımıza almayı her gün farkında olmadan bizzat kendisini tatbik ediyoruz.
Gıybet; gıyabında konuşmak anlamına geliyor. Söylenilen söz doğruysa gıybet, değilse iftira olur. Sosyal bağları zayıflatıp, iletişim kazalarını oluşturuyor. Hem dini, hem sosyolojik açıdan zararını bildiğimiz halde peki gıybeti neden bu kadar çok seviyoruz?
Gelin bir de psikolojik olarak inceleyelim. İnsan sosyal varlık olarak yaratılmıştır. Yapılan araştırmalarda anne karnında kız ve erkek çocuğun ağız hareketleri ölçülüyor. İnanır mısınız kız çocukları iki kat fazla çıkıyor. Kadın beyni stres altında konuşarak, paylaşarak rahatlar. Fazla konuşunca başına dert olur. Gıybet yani konuşma isteği insan beyninde ödül mekanizmasını harekete geçiriyor. Haz alıyor.
Ahh biz hanımlar kırk gün konuşmasak ereriz valla, inanın laf arasında fark etmeden ettiğimiz iki kelimelik kaçamak dedikoduları hiç görmüyoruz.
Peygamber Efendimiz (sav) gıybeti “Müslüman kardeşinin duyduğunda hoşlanmayacağı şey” olarak tanımlıyor. Gelin önce kendi hayatımızdan, sonra aile efradımızın hayatından gıybeti çıkarıp atalım. Hani yazıyoruz ya; “Bu işyerinde sigara içmediğiniz için teşekkür ederiz” , “Bu iş yerinde sigara içilmez”, “Sigara sağlığa zararlıdır” diye, gıybet de hayata topluma, geleceğe zararlı. Gelin biz de yazalım; “Bu işyerinde gıybet yapılmaz”, “Bu iş yerinde gıybet etmediğiniz için teşekkür ederiz” diye. Evimizin duvarına asalım. “Bu evde gıybet yapılmaz” Gelen misafir gıybet etmeye başladığında yazının güzelliğini gösterelim, başınızı o tarafa dönelim ve anlatalım.
Bir diğer nokta da çocuklarımızın yanında yaptığımız gıybet, Onların içe kapanıp, kendilerine ait özellikleri sergileyememesi elbette. Gıybetin çokça yapıldığı evlerde yetişen çocuklar özgüven problemi yaşayan, “Acaba şöyle davranırsam, benim de arkamdan konuşulur mu” diyen çocuklar olur. Hiç olmazsa yavrularımız için gıybeti hayatımızdan çıkartalım.
Hadi bu gün gıybetsiz bir ömre niyet edelim. Gıybet etme zorunluluğundan kendimi özgür bırakmanın nasıl bir his olduğunu biliyorum. Sözlerimi, zihnimi, kalbimi berrak tutabilmenin nasıl bir his olduğunu biliyorum. Muhabbetin ve sevdiklerimizle bir arada olmanın beni hayra, iyiliğe, güzelliğe yaklaştırmanın nasıl bir his olduğunu biliyorum..

> Yeni Meram >Yazarlar > Kirlenen dilimizle katılaşan kalplerimiz
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.