YAZARLAR

Gönül dünyamızda iz bırakan insanların hayatlarına baktığımızda hepsinin bir hizmet kapısından geçtiğini görürüz. Hiçbir Allah dostu olmamıştır ki, insana hizmet etmeden hak kapısında makbul bir makama gelmiş olsun.
İşte Yunus Emre; gönüllere dokunan dizelerini yazmak için 40 yıl dergâha odun taşımış, bundan da hiç gocunmamış. Aziz Mahmut Hüdai; bildiğimiz tanıdığımız Aziz Mahmut Hüdai olana kadar Bursa sokaklarında ciğer satmış. Akşemseddin Hazretleri; Fatih’ler yetiştirmek için önce yıllarca Hacı Bayram dergâhında hizmet etmiş.
Bizler 21. yüzyılın insanları; kendine hizmet etmekten, insanları kendine hizmet ettirmekten başka bir arayış içerisine maalesef girmiyoruz. Oysa en büyük mutluluk ‘insanı sevmek ve insana hizmet etmektir.’ Yunus Emre’nin düsturuyla yaratılanı yaratandan ötürü severse insan; insan için yapacağı hiçbir hizmet ona zor gelmez.
Karı koca bir araya geliyorlar, gece saat 1O’da başlayıp bir kamyonla belli yerlerde duruyorlar gecenin o saatinde insanlara çorba ikram ediyorlar. Ne kadar hoş değil mi? Televizyonlarda da izledik daha önce; devlet memuru bir adam geceleri restoranları fırınları gezerek artık atılacak yenilmeyecek olan yiyecekleri toplayıp ihtiyaç sahiplerine götürüyor. Belki çok düşük bir ücretle çalışıyor ama “Ben ne yapabilirim? Nasıl hizmet edebilirim” diye düşünüyor. “Benim elimden bu geliyor” diyerek elinden geleni yapıyor. İşte o adamın toplayıp gidip ihtiyaç sahiplerine vermesi Allah katında belki de zengin birinin bağışladığı 10 milyonlarca dolardan daha değerlidir bilemeyiz. Mesela elektrik faturasını ödeyememiş elektriği kesilecek çoluk çocuğu karanlıkta belki soğukta kalacak birinin yalnızca 50 liralık faturasını ödemek; 500 bin liralık bağıştan daha makbul, bunu nerden bilebiliriz. Akşam yiyecek yemeği olmayan bir aileye 50 liralık bir alışveriş yaptın, bunun Allah katında karşılığı ne bilebilir miyiz? Belki o anda sofraya oturan ihtiyaç sahibinin dilinden dökülen kalbi bir dua bizim kurtuluşumuz olacak. Hizmet et ki hizmet edilebilesin, hizmet et ki himmet bulasın.
Öyle bir koşturmanın içerisinde ruhumuzu beynimizi kodlamışız ki kendimizden başka kimseyi göremiyoruz.
Bir ara sevgi evlerinde gönüllü öğretmenlik yapmıştım. Öyle korkunç hayat hikâyelerine şahit oldum ki dudak uçuklatır! O küçücük yaşlarında feleğin çemberinden defalarca geçmişler. Minicik yüreklerine dokunup, gönüllerine merhem olmak, dualarını almak benim için ne büyük lütuftu..
Mesela tinercilerle hiç konuştuk mu? Sokak çocukları ile hiç konuştuk mu? Acaba bu insanlara yardım edilse, el uzatılsa düzelirler mi, hiç düşündük mü? İnanın öyle pırlanta gibi gençlerimiz var ki yüreği yufka gibi. Şefkatten yoksun kalmış. Merhametten yoksun kalmış. İlgisizlikten bu hallere gelmiş. Dinleyeni, konuşanı olmamış. Elinden tutanı, gözlerine bakanı olmamış. Ellerinden tuttuğumuzda ellerinin titrediğini gördük mü? Bir sıcak tebessüm bir tatlı söz söylediğinizde gözlerinden yaşların aktığını görüyorsunuz.
Biz bunları yapalım güzel insanlar, bunların çabasını sarf edelim. Gerisi bizi ilgilendirmiyor. Biz bu niyette olalım niyetimizi güzelleştirelim. Nice güzel kapılar açılır, lütuflar gelir.
Görelim Mevla’m neyler neylerse güzel eyler..

> Yeni Meram >Yazarlar > Hizmet et ki himmet bulasın
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.