YAZARLAR

Vefat sayılarımızın ciddî derecede düşmeye başladığı ama pozitif vaka sayılarımızın hâlâ binlerin üzerinde olduğu bir haftayı geride bıraktık. Yeni haftamızın geçen haftadan daha hayırlı olmasını diliyorum.

Siz bu satırları okurken normalleşmeye dönük alınan bazı kararlar yürürlüğe girdi, AVM’ler, kuaförler ve güzellik salonları gibi bazı alanlar tekrar faaliyetlerine başladılar. Tabii ki “yeni normal” olarak nitelendirilen şartlar altında. Sosyal mesafeyi koruyarak, maske ve dezenfeksiyona riayet ederek. Çaysız, kahvesiz ve en kısa sürede işlerini bitirip çıkarak… İlk günlerin deneyimi “yeni normale” herkesin tam olarak uymadığı görülüyor.

AVM’ler ayrı bir başlık olarak ele alınmalıdır. Eskiden her yaş grubundan insan buralara ihtiyaç olan bir şeyi gidip almaktan daha çok, “canları sıkıldığı” için şöyle bir dolaşıp, bir şeyler yiyip içerek, uygun olursa bir şeyler almak veya mağaza mağaza dolaşıp denediği kıyafet veya diğer emtiaları satın almak, sinemaya gidip biraz eğlenmek için giderdi.

Ancaaak, şu anda bu mekanları “canı sıkıldığı için kullanmak mümkün değildir. AVM’lere sadece vakit geçirmek için kesinlikle gidilmemelidir, ihtiyaç olan eşya ne ise “yeni normal” şartlarında hemen alıp mekândan ayrılmak gerekir. Ekonominin çarklarını yavaştan da olsa döndürmek amacıyla alınan karar, hastalığı önemli ölçüde kontrol altına aldığımız bugünleri geriye çevirecek bir sürece dönüşmemelidir.

Bu kararlar bir yana da; futbol maçlarının oynanmasına dair alınan bir karar var ki bence uygulanması hiç te kolay değil. Seyircisiz oynansa bile iki takımın futbolcularından teknik heyetine, masöründen malzemecisine, yöneticisinden gazetecisine, stad güvenlik görevlilerine ve hakemlere varana kadar en az 200-300 kişilik bir insan hareketinin olduğu bir etkinlikten söz ediyoruz. Ayrıca bu insanlar hafta içinde normal etkinliklerini yaparak maçlara gelecekler, dolayısıyla kimlerle temas ettikleri, hastalığı bir yakınlarından alıp almadıkları, temasta bulundukları kişiler ve ortamların “temiz” olup olmadığı bir muamma. Herkesin testini yaptınız ve negatif sonuçlarla maça çıkardınız. Tamam da o an negatif olup klinik vermeden bulaşıcılıkla seyreden bir spor elemanı olmadığını nasıl garanti edeceksiniz? Maçtan iki gün sonra pozitif bir vaka ile karşılaşıldı, filyasyon, karantina nasıl uygulanacak? Uygulanırsa ligler nasıl devam edecek? Kısacası bir sürü soru soru içinde ve geneli tatmin edici cevapları da verecek bir kimse olmadığını düşünüyorum. Oynatılırsa sonuç çok ciddî hukuksal süreçler…

Futbolun artık tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de “endüstri” haline geldiği ve birçok insanı istihdam ettiği doğrudur. Bu alanda dönen paraların, primlerin birçok işkoluna göre astronomik olduğu da hepimizin malumudur. Ancak miktarı ne olursa olsun para hiçbir zaman canlardan ve sağlıktan önemli değildir.

Benim cevap bulmakta zorlandığım en önemli soru şu: Bugüne kadar tüm sağlık otoriteleri gibi biz de hastalıktan korunmakla ilgili en başta gelen önlemin “yakın teması kesmek” olduğunu basbas bağırdık. E öyleyse, ikili mücadele, omuz omuza mücadele, baskı, top çalma, birlikte kafaya çıkmak gibi çok aşina olduğumuz futbol terimleri temassız bir şekilde nasıl gerçekleştirilecek ve futbol nasıl oynanacak. Bu soru bile mevcut ortamda maçların yapılabilmesinin oluşabilecek muhtemel hukuki sonuçlar bir kenara fiilen de oynanmasının mümkün olmadığını gösteriyor.

Tüm bunlardan sonra sorum şu:

-Salgınla mücadelede şartlar çok daha iyi olana kadar erteleme olsa ve bu dönemde hayatımızda futbol olmasa ne olur? Kaldı ki basketbol buna benzer bir kararla sonlandırıldı.

Cevabı herkes kendine uyarlasın versin…

Futbol maçı izlemeyi seven ama fanatizmi olmayan birisi olarak son iki aylık dönemde hayatımızda futbol olmayınca ne eksildi diye düşündüğümde ve kendimi kontrol ettiğimde fazla bir kaybım olmadığını düşünüyorum.

Sağlıkla ve sağlıcakla…

Haftanın Görgü Kuralı (Kesintisiz karantina adabı devam!…)

“Tâun hastalığı, Allah Teâlâ’nın dilediği kimseleri kendisiyle cezalandırdığı bir çeşit azaptı. Allah onu mü’minler için rahmet kıldı. Bu sebeple tâuna yakalanmış bir kul, başına gelene sabrederek ve ecrini Allah’tan bekleyerek bulunduğu yerde ikâmete devam eder ve başına ancak Allah ne takdir etmişse onun geleceğini bilirse, kendisine şehit sevabı verilir.”*

Buhârî, Tıb 31; Ayrıca bk. Buhârî, Enbiyâ 54; Kader 15; Müslim, Selâm 92-95

“Taundan kaçan harpten kaçan gibidir. Taunun çıktığı yerde sabredip kalan kimse ise, Allah yolunda savaşan mücahid gibidir.”**

**(Feyzü’l-kadir, 4/288; Heysemi, Mecmeu’z-zevaid, 2/315)

> Yeni Meram >Yazarlar > Futbol Olmasa Ne olur?
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.