YAZARLAR

Bu hafta başlayan yeni eğitim-öğretim yılı tüm öğrencilerimize, öğretmenlerimize, ailelere ve ülkemize hayırlı olsun. Çocuklarımız için başarılı bir gelecek temennî ediyorum.

Genelde birlikte kullanılan kelimelerdir eğitim-öğretim. Anlamlarına ne kadar vakıf olduğumuzu bilmiyorum ama detaylandırırsak iyi olur diye düşünüyorum.

TDK’ya göre eğitim; her iki kelime de ikişer anlama sahip birer isim.

Eğitim; isim Çocukların ve gençlerin toplum yaşayışında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları elde etmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine okul içinde veya dışında, doğrudan veya dolaylı yardım etme, terbiye, isim, eğitim bilimi  Eğitim bilimi.

Öğretim; isim Belli bir amaca göre gereken bilgileri verme işi, tedris, tedrisat, talim. isim Öğrenmeyi kolaylaştıracak etkinlikleri düzenleme, gereçleri sağlama ve kılavuzluk etme işi.

En yalın hali ile eğitimi tarif etmek gerekirse “insanın öğrendiğini hayatına uygulayabilmesidir.” İnsan beden ve ruhtan müteşekkil bir varlıktır. Bedeni de ruhu da eğitmek, bu iş için gereken bilgileri öğrenmek gerekir. Dolayısıyle, sıralamada öğrenmek ilk eylem, öğrendiğini pratiğe aktarabilmek te ikinci eylemdir. Vücuda zararlı maddeleri almamayı illâki test ederek, sonucunda zararlarına vâkıf olarak sonrasında da “haaa bu zararlıymış” diyerek kullanmamak doğru yöntem değildir. Günümüzde her anlamda gelişen bilgi ortamı içerisinde doğruları öğrenip bunlardan elde ettiğimiz bilgileri, sağlıklı bir hayat sürmek için kullanmak zor olmasa gerek. Aynı şeyler ruh gelişimimiz için de geçerlidir. Hep söylediğimiz gibi sağlıklı bir birey “rûhen ve bedenen sağlıklı” olursa sağlıktan söz edilebilir.

Günümüzde gündelik hayata dair hepimizin şikayetleri mevcut. Ev içinde aile arası bireysel ilişkilerden tutun da gün içi yaşadığımız meslekî ve sosyal ortamlarda, düğünümüzde, cenazemizde, bayramda, tatilde her ortamda şikayetlerimiz mevcut. Bu şikayetlerin çoğunun da eskilerin “adâb-ı muaşeret” dedikleri görgü kurallarına dayalı belki bilmemek ama bence daha doğru olanı, bildiklerimizi hayata geçirmemekle ilgili hususlar. En basit örneği ile cenazemizi mezarlıkta defnederken bile 15-20 dakikalık tefekkürü kendimize ve çevremizdekilere çok görüp başlıyoruz dünya hayatına ilişkin sohbetimize devam etmeye. “Herkes evinin önünü temizlerse mahalle tertemiz olur” veya “temizlik imandandır” kurallarını biliriz ama, arabada yediğimiz veya içtiğimiz malzemelerin atıklarını camdan yola veya çevreye fırlatmamayı uygulamayız. Temizliği sadece bedenimizde uygulanacak bir vasıf olarak algılar ve öyle uygularız.

Anne babalar olarak, zararlarını çok iyi bildiğimiz sigara vb. bazı maddelerden uzak durmaları konusunda çocuklarımızı çok sıkı uyarılarla uyarırız ama, onlara ilk andan itibaren en önemli rol modellerin kendimiz olduğunu unuturuz. Elinde sigara ile çocuğunu uyaran anne baba ne kadar etkili olur takdirlerinize bırakıyorum.

Son bilimsel araştırmalar ışığında kesin olan şu ki; öğretmeden eğitilmez, öğrenme ve eğitme çocuğun anne rahmine düşmesi ile başlar, ömür boyu devam eder. Hayatın hiçbir dönemi başıboş bırakılmaya gelmez. İlk ve ortaöğretim kurumlarımız öğrenme ve eğitilme açısından en önemli dönemler arasındadır. Hem medenî dünya açısından doğru yetişmiş bireyler yetiştirme ve sonuçta bu medenî bireylerden oluşan mutlu ve müreffeh bir toplum oluşturma açısından ciddî bir eşikteyiz. Hem eğitenler hem de öğrenenler için sabır en önemli vasıftır. Hele davranış değişiklikleri hiç te kolay olmaz, sürekli doğruyu telkin şarttır. Öyle ki, “talkın” şeklinde bildiğimiz eylem, cenaze merasimlerimizde mezardan ayrılmadan yakınlarının da iştirakiyle ölülerimize bile uygulanan telkindir aslında. Sevgi, saygı, hoşgörü bu eğitim ve öğretim süreçlerinin olmazsa olmaz ilkeleridir. Tahammüllü nesiller yetiştirmek zorundayız. Öğrenmenin önündeki en önemli engellerden birisi ise gurur ve kibirdir. Kültürümüzde “öğrenmenin yaşı yoktur,” “beşikten mezara kadar ilim öğrenmek,” “bir harf öğretene köle olmak,” gibi çok sayıda ilke bu hususa dikkat çekmiştir.

Öğrendiğini uygulamamak yani öğrenen ama eğitimli bir insan olmamak konusunda Kuran-ı Kerim’den bir örnek vermek yeter sanırım;

“Tevrat’la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah’ın âyetlerini inkâr eden topluluğun hâli ne kötüdür! Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez. (*) (*)Cum’a Sûresi, 5.âyet.

Son söz olarak yeni dönem Milletimize hayırlı olsun. Bu arada ülkemizin terörle mücadelesi aralıksız devam ediyor. Son hafta da bu mücadele esnasında yine şehitler verdik. Bir tanesi de ilimizde olan son şehitlerimiz başta olmak üzere, vatan, millet, mukaddesât uğrunda canlarını vermekten çekinmeyen şehitlerimize Allah (C.C.)’tan rahmet, gazilerimize sıhhat ve selamet diliyorum. Milletimizin başı sağolsun.

Sağlıkla ve sağlıcakla…

Haftanın Spotu…
Kitap taşıyan eşeklikten Allah (C.C.) hepimizi korusun…

Eğitim, refah anında bir süs, felaket sırasında bir sığınaktır. (*)

(*)Aristoteles

Hatırın yıkarlar hatır yıkınca,
Gözyaşı yeğlenmez taşıp akınca,
El elden üstündür arşa erince,
Nasihatim dinle, sakın gururdan.(**)

(**)Pir Sultan Abdal

> Yeni Meram >Yazarlar > Eğitmek mi? Öğretmek mi?
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.