YAZARLAR

Bir gün padişah vezirine sorar, “Bana hizmet eden hizmetçimin hayatta benden daha mutlu olduğunu görüyorum, acaba sebebi nedir? Halbuki onun hiçbir şeyi yok. Ben ise padişahım, her şeyin sahibiyim, ama onun kadar huzurum ve keyfim yok.”
Vezir cevap verir, “Ey Padişahım, sen ona 99 kuralını uygula!”
Padişah, “Bu kural nedir?” deyince vezir anlatır, “Gece bir torbaya 99 altın koyup kapısına bırakalım ve üzerine de ‘Bu 100 altın sana hediyedir’ yazıp sonra kapısını çalalım ve olanları izleyelim.”
Padişah merakla vezirin anlattığını yaptırır. Hizmetçi kapıyı açar, sağına soluna bakar ve altınları alır. Heyecanla altınları sayar lakin bir tane altının eksik olduğunu görünce, “Galiba dışarıda bir yere düştü” diyerek çoluk çocuk kayıp altını aramaya koyulurlar.
Gece boyunca kayıp altını ararlar, bakmadıkları sokak yoktur ama nafile. Eksik altını bulamadıkça baba, çocuklarını azarlar hatta bir ara onlara saldırır hale gelir.
Ertesi gün olur, sabah hizmetçi kederli, düşüncelidir. Çünkü bütün gece uyumamış kayıp altını aramıştır. Suratı asık, keyifsiz, her halinden şikayetçi bir tavırla padişahın huzuruna gider. Böylece padişah 99 kuralının anlamını öğrenmiş olur.

Aziziye, Bedesten civarında uzun yıllardır dilencilik yapan Cevdet isminde biri var. Kırşehirlidir ve ayda bir kez memleketine, çocuklarının yanına gider.
Arada bir de ortadan kaybolur, dönünce sorarız neredeydin diye, başlar anlatmaya…
Kütahya’ya gittim, Afyona gittim, oraları toparladım geldim.
Geçen hafta yine geldi yanıma ve Ilgın’a gittiğini, hamamda yunduğunu anlattı. Sonra da Ilgın çarşısını gezip paraları cebe indirdiğini söyledi. “Kriz var, insanlar bu aralar iş yapamıyor, sana veriyorlar mı bari” dedim. “Ben tecrübeliyim, boş dönmem” dedi, sonra da ilave etti:
“Korona, insanlara ölümü daha çok hatırlatıyor, sadaka toplamak kolaylaştı bu aralar.”
60 yaşı devirmesine rağmen kendisinin de bir gün öleceğini hiç dert etmeden ha bire para devşiren bu dilenci ağabeyimiz, giderken bir de okkalı dua etti, “Allah yardım etsin herkese” diyerek.
Dünya kadar malı olup mutlu olamayanlar, dilencilik yapıp keyfine bakanlar ve bir gün voleyi vuracağım diye hayatı ıskalayanlarla dolu etrafımız.
Allah’ın bize ihsan ettiği 99 nimetini unutur, bulamadığımız o bir nimeti aramakla geçiririz ömrümüzü.
Oysa korona etrafımızdan sevdiklerimizi birer ikişer götürmeye başladı. Henüz hastalığa yakalanmadığımıza sevinmeli veya atlattıysak şükür bu virüsten bizi kurtarana, demeli ve mutlu olmalıyız.
Milletvekiliyim, belediye başkanıyım, genel müdürüm, daire başkanıyım, şube müdürüyüm, hatta şefim diye sevinebilir de insan, niye bir üstte değilim diye üzülebilir de…
Fabrikam var organizede, ihracatım milyon dolarları aştı, şubelerin sayısı arttı, dükkanım iyi ciro yapıyor diyenler de haline şükredip sevinebilir veya niye daha çok olmadı diye üzülebilir.
Bir nefes kaç para eder bey baba? Sağlıklı bir nefes…
Ardından dua edecek çocukların var mı, yoksa dilencilere verdiğin on liradan mı medet bekleyeceksin!
Oraya buraya sokurdanmayı bırak ve bugününe şükret! Allah verdiği nimetin karşılığını veren kullarını sever. Neymiş karşılığı;
Hamd, şükür, tefekkür ve infak…
Allah sonumuzu hayreylesin inşallah.
Kısa bir tatildeyim, haftaya taptaze konularla birlikteyiz nasipse.

> Yeni Meram >Yazarlar > Dilencinin duası
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.