YAZARLAR

Literatürümüze giren, çağımızın getirdiği sorunlardan birisi de ’çevrimiçi çocuk sendromu’ denilen ruhsal bir hastalık var..
Bu gün yemeyi, içmeyi, sınırsız eğlenceyi, akıllı telefonlar ve sosyal mecrayı hayatından daha değerli hale getirmiş bir nesil oluşturuldu!.
Beynimizde oksitosin (mutluluk) hormonu var. Mesela çocuklar paylaştıkları içerikte yüz beğeni olmazsa kendisini değersiz, mutsuz hissediyor malesef..
Hız ve haz çağında yaşıyoruz. Şehvetine, lezzetine tapınan bir nesil oluşuverdi farkında olmadan.. Şöyle bir etrafıma bakıyorum pırıl pırıl gençler hepsi aslında.. Yırtık pantolondan tutun da, belini bile sarmayan bebek ceketinin içine giriyorlar. Asil bir erkek ancak bu kadar rencide edilebilir.. Erkeğin bir
ağırlığı olur, olmalı da.. Bilimsel araştırmalar da gösteriyor ki; erkek çocuğunun fıtratında sevilmekten önce saygı duyulması var. Aile de saygı görmeyen bir erkek sevildiğine inanmaz. Saygınlığını yitiren, yitirilen bir erkeğin fıtratı bozulur. Fıtratı bozulan erkek cinsiyet karmaşasıyla kaybolup gider maazallah..
Hangi ara bu kadar layt oluverdik. Çorap kılıklı ama çorap olmayan patik çoraplarla, on cm yukarıda kesilmiş dar ve yırtık pantolonlarla kimlik bulunmaz gençler.. Takım elbise giyinenleri neredeyse ‘salih’ insanlardan sayacağız.. Giyinme zevkini kaybetmiş bir nesil var maalesef..
Güçlü kadınlar olacağız diye hepimiz herkül kadınlar olduk. Feminizm en çokta erkeklerin işine yaradı aslında. Malumunuz sosyal medya denilen mecra ile tüm dünya birbiriyle iletişim kuruyor. Dünya da hızlı bir değişim, dönüşüm gerçekleşiyor. Tarihe baktığımızda bu süreç hep sancılı geçmiştir. Sosyal medya neredeyse hayatımızın tümüne yayılıyor hem de farkında olmadan..
Sosyal medya aynı zamanda sosyolojiyi de, psikolojiyi de etkiliyor.. Üst akıl dediğimiz yapı dünyada tek tip insan yetiştirmek istiyor. Teknoloji gelişiyor ne güzel diyoruz fakat bu işin arka planını da araştırıp, bilip daha bilinçli kullanmakta fayda var diye düşünüyorum. Tüm dünya çocukların da ortak bir nesil geliyor. 2016 yılında Amerika da yapılan bir araştırma var. Ülken için savaşır mısın? Diye soruluyor.1. Dünya savaşında aslanlar gibi savaşan nesil şimdi savaşmam diyor.
Dijital çağda dijital nesil geliyor. Devletler artık neslini kontrol edemiyor, edemeyecek!.30 yıl sonra gelecek nesli bir düşünün bakalım. Japon çocuğuyla Türk çocuğu arasında pekte fark kalmayacak çünkü beslendiği kaynak aynı! Justin Bieber Türkiye’ye geldiğinde sanki Cumhurbaşkanı gelmiş gibi yollar kilitlendi.
Çocuklara ‘büyünce ne olacaksın’ diye sorunca ‘fenomen’ diyor. Şimdi ki nesil çok çalışalım ev, araba alayım derdinde değil onlar için hız, haz anlık keyif daha önemli hale geldi. Sorumluluk olduğunu bilselermiş hiç dünyaya gelmek istemeyeceklerdi muhtemelen.
İnstagram da paylaşımlara bakıyorsun 1 dk süresi var. İnsanların artık uzun bilgilere tahammülü kalmıyor. Hayatta isteklerine bedel ödemeden hemen ulaşmak istiyorlar. Pizza siparişi 5 dk da gelirken
6.ncı dk da beklemek istemiyorlar, sabırları bitiyor. Sabır, tahammül böyle öğrenilmez!
Düşündünüz mü hiç? Niye Hristiyan dua ederken durur?. Budist meditasyon yaparken duruyor?
Yahudiler ağlama duvarlarında duruyor? Müslümanlar namaz kılarken kıyam da duruyor? Çünkü hepimizin aradığı ‘huzur’ durunca geliyor. Huzur da hazır olana, durana geliyor. Bu kadar hız fıtrata aykırı gençler!
Ayrıca şehir hayatı bizi daha çok yoruyor farkında olmadan. O yüzden ne yapıyoruz? Arada bir de olsa
duruyoruz, duruluyoruz güzel insanlar..
Bu hafta Türkiye’nin gündemine meteor gibi düşen 10 yaşında ki Atakan’ı hepimiz tanıyoruz. Zekâ ve
kibir.. Annesine karşı tavır ve davranışları bunu kanıtlıyor. Buram buram kibir kokuyor. Aslında proje olarak hazırlanan çocukta suç bulmamalı. Ailesine çok fazla iş düşüyor. İşleri zor, yolları uzun, Allah yardımcıları olsun diyorum.
Ezcümle büyük üstad Yunus Emre der ki; Girdim ilim meclisine eyledim kıldım talep İlim geride kalmış illa Edep illa Edep
Kıymetli ebeveynler dijital çağda yapay zekânın ilerlediği dönemde yaşıyoruz. Çocuklarımızı daha bilinçli ve şuurlu yetiştirmek için önce kendi davranışlarımıza bakmalıyız.
Meşhur Nasreddin hoca bir gün ahırda kaybettiği yüzüğünü avlu da aramaya başlamış ne arıyorsun hoca demişler yüzüğümü kaybettim demiş nerde kaybettin demişler ahırda demiş niye burada arıyorsun demişler. Burası aydınlıkta ondan demiş.
Bizim durumumuz da böyle işte çözüme yönelik çalışmalar için adım atmak yerine klavye mücahitliğini pek severiz.
Bu devirde en büyük cihatlardan birisi de çocuk yetiştirmektir. Rabbim millî ve manevi değerlerine sahip çıkan çocuklar yetiştirmeyi nasip etsin.
Sizleri emanetleri zayi etmeyen Allah’a emanet ediyorum.

> Yeni Meram >Yazarlar > Çevrimiçi çocuk sendromu
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.