YAZARLAR

Bir çocuk ve ellerinde tuttuğu bez bebeği…

Sarı, ipeksi, parlak saçları ile etrafa hep aynı ifade ile gülümsüyor. Plastik bedeni hiç olmayacak şekilde bembeyaz… Minicik parmaklarıyla hiç kımıldamadan kendine biçilen rolü oynuyor. Ellerini kaldırılıyor, kafası 180 derece döndürülüyor. Onun bu hayattaki rolü de bu…

Patron…8 yaşlarında bir haylaz!

Küçücük elleriyle bir sağa bir sola savuruyor bebeğini… Bazen başından tutup sallandırıveriyor. Tutup tutup atıyor köşe bucaklara…

Herkes tarafından seviliyor patron… ‘Her bebek’ bu çocuğu sevmek zorunda, o ne derse o olacak. Bu bebeğin yeri mi değişecek o sorumlu, yeni bir bebek mi gelecek o sorumlu… Bedeni küçük ama bütün bebeklerin sahibi…

Bizler bu çocuğa kendimizi sevdirmek zorunda mıyız?

Yahu kimdir bu çocuk? Kimdir bez bebek? Bu çocuk siyasetin ta kendisidir. Bez bebek ise bu ülkenin insanlarıdır. Siyaset derken kasıt a ya da b partisi değil siyasete bakış açımıza yaptığım eleştiridir… Bu bakış açısı ile sistem, toplumu elleriyle yönetiyor. Bazen onu seviyor bazen ise kafasına şaplağı indiriveriyor. Çıkmazlara sokuyor, kıskanç mücadelelere yöneltiyor.

Toplumun her kademesi neden siyasetin içine itiliyor? Toplum siyaseti seviyor mu yoksa siyaset yapmak zorunda mı bırakılıyor?

Ülkece siyaseti sevdiğimizi düşünürüz. Her köşe başında herkesin ağzında parti, milletvekili gibi laflar dökülür durur. Kahvelerde, evlerde, parklarda kısacası her yerde siyaset konuşur, sorunlarımıza bir çözüm ararız… Her şey için siyasete başvururuz; iş bulmak, teknoloji geliştirmek… Sevdiğimiz kadına kavuşmak için bile siyasilerden yardım bekleriz…

Sizce de çözüm sadece siyasette mi? Ya da kendimizi geliştirmek için illa da siyasetin için de mi olmak gerekir. Kulis yapmadan da büyük yerlere gelebilir miyiz? Siyaset olmadan insan kendi standartlarını belirleyebilir mi?

Bu yazıda bir cevap yok aslında… Sadece olanları bir özetleyiş var…

Toplum kendi kuralları içerisinde yıllardır edindiği bu alışkanlık ile insanları siyasetin çarkları içerisinde eritiyor. Ha, bu giren insanlar bunun farkında değil mi? Tabi ki farkındalar ama başka çareleri yok. Bilimle ses getiremezler, çalışmayla başarılarını gösteremezler ama siyaset öyle mi? İstediğin her şeyi yaparsın! Siyaset ile şu cümleye kavuşursun; “Benim kim olduğumu biliyor musun?” Bu cümle ile ne çalışmak zorunda kalırsın ne de zor şartlarla başa çıkmak… Hayatta engelleri kalmıyor ama öyle de kolay sanmayalım(!). Bunun diğer partilerle kavgası var, parti içi münakaşası var… Var oğlu var!

Sonuç mu? Amerika’dan mezun bilim insanımız bilimi laboratuvarlarda değil miting meydanlarında arıyor. Nice gencecik insanımız bir çıkış uğruna derneklerde, parti lokallerinde zamanlarını geçirip, kıskanç mücadelelere giriyor, zamanlarını hiçe sayıyor. Girmek zorunda bırakılıyor! Yapılacak tek şey var; genç beyinleri yaşatmak ve geliştirmek için başka kapılar açmak… Hayatın ve gelişmenin kısır döngü siyasetten değil, yaşamın kendisinden geçtiğini anlatmak lazım.
Siyasetten öte bir dünya var… Diğer toplumlar bilimle, sanatla, felsefeyle gelişti, gelişmeye de devam edecek. Siyasetçi siyasetiyle, sanatçı sanatıyla ilgilenmedikçe dünyamız yarım kalmaya devam edecektir.
Yıllarca siyasi kavgalarla bir kapı aramadık mı? Artık başka kapılar açma zamanı geldi…

> Yeni Meram >Yazarlar > BEZ BEBEK
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.