YAZARLAR

Çiçekler, doğanın mücevherleri gibidir. Etrafınıza baktığınızda renk renk, çeşit çeşit ve hepsi birbirinden farklı çiçekler görürsünüz. Görüntüsü, kokusu ve yetişme biçimiyle özellikleri farklıdır. Ancak hepsinin çiçek vermesi için ihtiyaç duyduğu şey hep aynı “sevgi ve ilgi” dir. Çocuklar da tıpkı çiçekler gibidir. Büyümesi için bedenin ve ruhunun doyması gerekir. Yaratılış gereği ve aileden gelen genetik kodları sebebiyle farklı olsalar da hepsinin ihtiyaç duyduğu şey sevgi ve ilgidir.

Peki insan bu duyguları yeteri kadar yaşıyor mu? Hiç düşündünüz mü, yaşamın anlamı nedir? Hayatı anlamlı kılan, insanın kendisini okumaktır. Kısacası insanın hareketinden önce duygu ve düşüncesi önemlidir.

Sene 1971’ler de ortaokul dönemimizde öğrencilerin şapka giyme zorunluluğu yeni kalkmıştı. Şapkalarda renkli ince şerit vardı ve renkler okullara göre değişiklikler gösterirdi. Şapka zorunluluğunun yeni kalkması ve bazı okullarda ise kullanılması ikileminde, içimizde bir özlem olarak ortaokula başladık. Bizler şapkasız, normal ceket, pantolon ve gömlekle ortaokula başlayan nesildeniz. Ortaokula başladığımız ilk dönem Karma Ortaokulu yeni ek binası henüz tamamlanmadığı için, İsmet Paşa İlkokulunda bir dönem eğitim sürdürmek zorunda kaldık. Sözde ortaokula başladık diye de sevinmiştik.

İlkokul ve Ortaokul arasındaki fark ise; bir öğretmenden alınan eğitimin, birden fazla öğretmenin ve ders sayısının çok olmasıydı. İlkokul binasında eğitime başlasak da ortaokula başlamanın heyecanı ve coşkusu içimizde hep vardı. Çocuktuk, öğretmenlerden taleplerimiz, beklentilerimiz, bilginin yanın da ilgi, dokunuş, saygı ve sevgiydi. Ancak, öğrencilere gösterilen o sevginin ve ilginin yoksunluğunun içine düştük…! Yaptıklarımızın öğretmenler tarafından beğenilmesini beklerdik o da olmadı.

Ortaokul öğretmenlerimizden birisi vardı ki, o sevmediği biz öğrencilerine, “Evladım, sen adam olmazsın!..” derdi. Bu söze o anda çok anlam veremesek de daha sonra içimizi acıtıyordu. Muhterem öğretmenimiz, öğrenciler arasında ayrım yapan; sevdiğini seven, sevmediğini ise dışlayan, sevimsiz, saygısız ve ilgisiz biriydi. Bizler ise, “Adam olmak..!” ne demekti ve nasıl olunur.? Bilmiyorduk.! Çünkü on iki yaşında çocuktuk.

O muhterem öğretmenin gözüne girebilmek için, onun istediği gibi “adam olmak” için kendimizden vazgeçtik. İlgi ve sevgiyi alamadığımız için çocuk yaşta hasta olduk. Hüzünlü ve sorunlu birer öğrenci olduk. Kendimize küstük, kırgınlık ve öfke dolu duygulara kapıldık. Öğretmeni ve kendimizi de bir türlü sevemedik gitti.

“Aslında insanı en çok acıtan şey; hayal kırıklıkları değil. Yaşanması mümkünken, yaşayamadığını mutluluklardır…” Dostoyevski

O dönemlerde çocuksu sızlanmalardan, şikâyet etmekten vazgeçip inandığımız ve bilebildiğimiz kadar, yolumuza devam etmek zorundaydık. Ortaokulda bekleyip de bulamadığımız ilgiyi ve sevgiyi öğretmende bulamasak da kendimizi beslemenin yolunu bilmesek de yaşayarak öğrenmeye çalıştık. Hiç kimse siz izin vermedikçe sizi değersiz hissettiremez…!

Kendini bilmeyen, bilmediğini de bilmez. Çevresinde olup bitenden haberdar olamayan, sevgiyi paylaşmayı bilmeyen, büyükle büyük, çocukla çocuk olmayı beceremeyen sözde öğretmenlik yaptığını düşünen ve sadece bir iş yeri olarak gören birisi, nasıl öğretmenlik yapabilirdi ki..?

Öğretmenin öncelikle kendisini değerli hissetmesi, kendisini yaşadığı toplumun içinde yaptığını kutsal bir dava olarak görmeli ve özgürce var olamaya adamalıdır. Öğretmen, şefkat himayesi içerisinde sevgiyi bulan, kendisini severek kendi dışındakiler ile bu sevgiyi paylaşan, huzur ve barışa kavuşan ve kavuşturan aydın bir rehber olmalıdır.
Öğretmen bir çocuk için değerli bir rol modeldir. Çocuklar öğretmenlerini kendilerine örnek alırlar ve onlar gibi olmak isterler. Öğretmen olmak, “adam gibi adam!” yetiştirmek için önce adam olmak gerekir. Çok önemli ve riskli bir tarafı vardır. Tüm öğretmenlerimizden özür dilerim. (Böyle öğretmenler hariç) Öğretmenlik yapmakla “öğretmen olmak” farklı şeylerdir. Öğretmen olmak bir kültür ve yaşam biçimidir. Öğretmen bilgisi ve tecrübesiyle çocuklara doğruyu, iyiyi göstermeye çalışan bir öncüdür. Öğrenci öğretmeninden gördüğü gibi davranır, konuşur ve ondan öğrendikleriyle “adam” olur.

Kendini sevemeyen, hayatı ve başka birini sevemez. Hayatın bir ritmi vardır. Yaşam, bir oluşum ve gelişim yolculuğudur. Bazen yavaşlamak gerekir. “Kendini seven hayatı sever…!” Kısacası hayattan ders aldıkça severiz, sevgiyle ve ilgiyle besleniriz. Tüm hastalıkların kökeninde sevgi ve ilgi eksikliği vardır. Endişeden, korkudan uzak tutan da sevgi ve ilgidir.
Yaradan kâinatı her canlı için mükemmel yaratmıştır. İnsan da kendinden emin, hayatın kıymetini bilen, imanıyla seven bir varlık olmalıdır. Kendini gören, kendi gerçeklerini kabul eden “insan” olmak önemlidir.

“Hayatta her şey olabilirsin; fakat önemli olan hayatın içinde insan olabilmektir!” Şems-i Tebrizi

Eğitim ve öğretimde davası olan öğretmenlerimize saygılarımla…

> Yeni Meram >Yazarlar > ADAM OLMANIN SIRRI NE?..
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.