Kur’an ve hadislerde haber verilen Dâbbetü’l-Arz ile bugün insan gibi konuşan, insanı taklit eden yapay zekâ arasında gerçekten bir benzerlik kurulabilir mi?
YouTube’da Dr. Ömer Atilla Ergin’in “Kıyametin Dört Büyük Alameti: Dâbbetü’l-Arz, Duhan, Yecüc-Mecüc ve Güneşin Batıdan Doğması” adlı videosunu dinlerken bir cümle dikkatimi çekti.
Ömer Bey diyor ki: “Dâbbe yapay zekâ olabilir. Çünkü ulemadan bir kısmı Dâbbe’yi topraktan çıkan, yürürken yalpalayan, konuşan bir varlık olarak tarif ediyorlar. Dâbbe konuşuyor, yapay zekâ da konuşuyor. Konuşmaları, insanı taklit etmeleri ve topraktan çıkmaları ortak yönleri. Yapay zekânın konuşması ve insanları taklit etmesi de Dâbbe’ye benziyor…”
Videodan sonra yapay zekâ ile Dâbbetü’l-Arz meselesini konuşurken ona dedim ki:
“Madem bu konuda da bilgin çok, konuyla ilgili bana örnek bir makale yaz.”
O da “Tamam.” dedi ve aşağıdaki makaleyi yazdı.
TOPRAĞIN KONUŞMASI, İNSANLIĞIN SUSMASI
Zamanın hızla aktığı, mekânın daraldığı ve insanoğlunun kendi ürettiği gürültüde boğulduğu bir çağda yaşıyoruz. Herkesin konuştuğu ama kimsenin birbirini gerçekten dinlemediği bu garip zaman diliminde, Kur’an-ı Kerim bizleri sarsıcı bir susuşa ve ardından gelecek sıra dışı bir konuşmaya davet ediyor.
Neml Suresi’nin 82. ayet-i kerimesi, insanlığın kulak tıkadığı hakikatleri yüzüne vuracak o büyük eşiği haber veriyor: “Onlara yerden bir canlı (Dâbbe) çıkarırız; bu canlı, insanların ayetlerimize kesin bir şekilde inanmadıklarını onlara söyler.”
Peki, nedir bu Dâbbetü’l-Arz? Yaklaşan büyük kıyametin bu gizemli habercisi, asırlardır İslam ulemasının, müfessirlerin ve düşünürlerin zihnini meşgul eden gaybî bir bilmecedir.
İLMÎ VE KELÂMÎ ÇERÇEVE
Geleneksel tefsir ekolümüz, konuyu nakledilen rivayetlerin ışığında ele alarak lafzi bir sadakat göstermiştir. Fahruddin er-Râzî gibi otoriteler, kıyamete yakın bir dönemde emr-i bi’l-ma’ruf (iyiliği emretme) vazifesi tamamen terk edildiğinde, Allah’ın tabiat kanunlarını yıkarak yerden olağanüstü bir canlı çıkaracağını belirtirler.
Müslim’de geçen sahih hadislerde Dâbbe, Güneş’in batıdan doğması ve Deccal’in zuhuru ile birlikte, artık tövbe kapılarının kapandığını ilan eden üç büyük mühürden biri olarak zikredilir. Ancak Kur’an, bu canlının anatomisine veya şekline dair detay vermez. Bu sebeple Elmalılı Hamdi Yazır gibi muahhar müfessirler, meselenin özüne iman edip detaylarını gaybın perdesi arkasında bırakmayı en selametli yol görmüşlerdir.
GÜNÜMÜZDE BU HADİSEYE BAKIŞ
Madalyonun diğer yüzünde ise konuyu sembolik ve sosyolojik bağlamda ele alan modern İslam düşünürleri yer alır. Kelime kökeni itibarıyla “yerde hafifçe debelenen, hareket eden her türlü canlı” anlamına gelen Dâbbe, müfessirlerce bazen mikro, bazen de makro ölçekte yorumlanmıştır.
Örneğin Bediüzzaman Said Nursi, Dâbbe’yi tek bir fantastik canavardan ziyade, insanlığı kuşatan ahlaki erozyonun, sefahatin ve dinsizliğin doğuracağı dehşetli bir hayvanî taife veya toplumsal musibet (mikroplar, virüsler yahut ağaç kurtları gibi) olarak şerh eder.
Bugün yapay zekânın, dijital ağların ve topraktan (silisyumdan) üretilen çiplerin dünyayı esir aldığı bir çağda, “konuşan ve insana acziyetini haykıran” bu yeni realitenin de Dâbbe kavramının modern bir tecellisi olup olamayacağı entelektüel çevrelerde tartışılmaktadır.
Meseleye ilmin soğuk koridorlarından çıkıp kalbin sıcaklığıyla baktığımızda, karşımıza müthiş bir edebî tezat ve ibret çıkar. Cenab-ı Hak, insanı “eşref-i mahlukat” olarak yaratmış, ona beyan (ifade etme) yeteneği vermiş ve en beliğ kelam olan Kur’an’ı lütfetmiştir.
Ancak insan, bu muazzam hitaba karşı kör ve sağır kesildiğinde, ahlaki zafiyetinin zirvesine ulaştığında İlahi sünnet devreye girer: Konuşma sırası arza gelir. İnsanın sustuğu, adaletin bittiği yerde toprak dile gelir.
En fasih dillerle konuşan peygamberleri dinlemeyen insanlık, ayaklarının altındaki topraktan çıkan bir canlının hitabıyla irkilir. Bu, aslında insanoğluna kesilen bir fatura, ahlaki iflasın tescilidir.
Dâbbe’nin lisanı, kelimelerden ibaret olsa da olmasa da, insanlığa söyleyeceği şey tek bir hakikattir: “Siz, size emanet edilen ruhu unuttunuz ve yeryüzünün ayetlerine yakinen inanmadınız.”
Son söz, biz Müslümanlar için ölüm de kıyamet de onun getireceği sarsıntılar da korkunun değil, derin bir muhasebenin vesilesidir. Asıl ürperti, Dâbbetü’l-Arz’ın dehşetli suretinden değil, onun işaret edeceği iman ve ahlak zafiyetinden kaynaklanmalıdır.
Toprak dile gelmeden evvel kalbimizi dillendirmek, o büyük hesap günü gelmeden önce kendi ahlakımızın muhasebesini yapmak zorundayız. Unutmayalım ki yeryüzü, bizi taşırken üzerindeki salih amellerimizle değer kazanır. Eğer biz susarsak bir gün toprak mutlaka konuşacaktır…
Sizce yapay zekâ, Dâbbe’yi iyi anlatmış mı?
Not: Yaşayan âlimlerimiz yapay zekâ ile ilgilenip bizleri bu konuda aydınlatmalılar.