Hayat dini olan İslam sevgiye çok değer verir. Kimleri sevip kimlerden uzak duracağımıza dair ayetler, hadisler vardır. “Sevgi sıralamasında kim öncelikli?” Buna dair de hükümler, nasihatler mevcuttur. (Bu konudaki genel yaklaşım şudur: Önce Allah sevgisi gelir. Sonra Peygamberimiz… Yakınlarımızla ilgili sevgi ve saygı konusunda da şöyle bir kural vardır: Anneyi anne gibi, babayı baba gibi, eşi eş gibi, çocuğu çocuk gibi sevmeliyiz. Bunların değerleri farklıdır.)
Konu ile ilgili Peygamberimiz ile Hz. Ali arasında geçen bir hadise var, şöyle:
Efendimiz Hz. Ali’ye sorar:
— Ey Ali! Allah’ı seviyor musun?
— Evet, ya Resulallah.
— Ya Peygamberini seviyor musun?
— Evet, ya Resulallah.
— Peki ya hanımını seviyor musun?
— Onu da seviyorum, ya Resulallah.
— Peki ya çocuklarını?
— Onları da seviyorum, ya Resulallah.
Efendimiz tebessüm eder ve sorar:
— Ya Ali! Peki, bir kalpte dört sevgiyi birden nasıl barındırıyorsun?
Hz. Ali bir an duraklar, cevap veremez:
— Ya Resulallah, biraz mühlet ver, düşüneyim, sonra cevap vereyim, der.
O da (s.a.v.) “Olur.” der.
Hz. Ali’yi bir düşüncedir alır. Onu böyle gören Fatıma validemiz:
— Ey Ali, seni düşünceli gördüm. Seni düşündüren şey dünyalıksa, o bize yakışmaz; yok eğer ahretlikse, bana söyle, birlikte düşünelim, der.
Hz. Ali, Resulullah’la arasında geçen konuşmayı anlatır. Hz. Fatıma:
— Ey Ali, ben bunun cevabını sana söyleyeyim. Nasıl insan bedeninin sağ, sol, ön ve arka gibi yönleri varsa, kalp de öyledir. Git ve babacığıma de ki:
“Allah’ı aklım ve imanımla, Resulünü ruhumla, zevcemi nefsimle, çocuklarımı şefkatimle seviyorum…”
Hz. Ali gider ve Efendimize bu şekilde bir açıklama yapar.
Hz. Peygamber:
“Bu, nübüvvet ağacının dalıdır. Vallahi, o dal benim bir parçamdır.” der.
EN ZOR SORU: ÖNCE KİMİ KURTARIRSINIZ?
Yazıma bir test ile başlamak istiyorum. (Maazallah, maazallah! Allah hiç kimseyi böyle bir sınava tabi tutmasın.) Ancak bir kişiyi kurtarmak zorunda kalsanız, karşınızda da kurtarılmayı bekleyen kişiler şunlar olsa: Anneniz, babanız, evladınız, eşiniz, kardeşiniz, dostunuz… Bunlardan hangisini tercih edersiniz? Zor değil, çok çok zor bir soru.
Soru statik bir soru değil, çünkü tüm anneler, tüm babalar, tüm evlatlar, tüm eşler tıpatıp aynı özellikleri taşımazlar. İnançları, içinde bulundukları hâller (mesela birisi zaten ölmek üzereyse, mesela biri öldüğü zaman kurtulacaksa, kötülük yapması sona erecekse) sıralamayı değiştirebilir. Bu ve buna benzer analitik düşünceleri bir yana koyarak, standartlara uygun insanlar olduğunu düşünerek soruyu cevaplarsak, sizin önceliğiniz nasıl olur?
Dinimiz bu konuda bir ölçü koymuş mudur?
Anne, baba, çocuk, eş, kardeş ve dostlar… Sizin sıranız nasıl oluşur?
(Kur’an’da bu sevgiler ile ilgili ayetler mevcut. Birkaçını yazayım:
Anne ve Baba Sevgisi:
İsrâ Suresi, 23-24. Ayetler:
Lokmân Suresi, 14. Ayet:
Ahkâf Suresi, 15. Ayet:
Bakara Suresi, 83. Ayet:
Eş Sevgisi:
Rûm Suresi, 21. Ayet, Bakara Suresi, 187. Ayet:
Çocuk sevgisi:
Âl-i İmrân, 14. Ayet…(Konu ile ilgili çokça hadis vardır.)
HAYAT SADECE BU DÜNYADAN İBARET DEĞİLDİR, ONUN İÇİN…
Hayat bir bütündür. Zaman (dün, bugün, yarın; dünya ve ahiret, ezel, ebet…), mekân (evrendeki tüm varlıklar ve ahiret hayatındaki mekânlar), biz ve dışımızdaki her şey… Yakın çevremiz, uzak çevremiz, maddiyatımız, maneviyatımız, içimiz, dışımız… Tüm bunlar ve bunlarla olan ilişkilerimiz birbirine bağlı, birbirleri ile iç içedir.
Allah inancımızla her türlü düşünce ve eylemlerimiz, ahiret inancımızla dünyadaki amellerimiz bir bütündür. Ezelden ebede her şey, her olay, her gelişme Kâdir-i Mutlak olan Allah’ın elindedir. Hayatımızı bu gerçekler üzerine bina edersek dünya ve ahiret saadetini elde edebiliriz. Bizi yoktan var eden, bizi öldürüp tekrar diriltecek olan Allah, sonsuz hayattaki mekânımızı (cennet, cehennem ve bunların katları) bu dünyadaki itikadımıza, amellerimize göre belirleyecek. İslam; itikat, ibadet, ahlak ve muamelat sütunları üzerinde yükselir. Bunların mahiyetini Kur’an’dan ve Sünnet’ten öğreniyoruz. Bu yazımda işte bu iki önemli kaynaktan biri olan Sünnet’ten bir hadiseyi nazara vererek evlat-anne-baba ilişkisine bir misal aktaracağım.
MAĞARADA MAHSUR KALAN ÜÇ KİŞİ
Evlat mı, ebeveyn mi? Bir mümin için zor bir soru. Fıtraten insanların dünyalık en büyük sevgileri evlat sevgisidir. Peki, dinimiz bu konuda ne diyor? Bu zor suale Peygamberimizin bir hadisinden cevap bulalım: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) üç kişinin başından geçen ibretli bir hadiseyi anlatır. Üç adam yağmura yakalanır ve bir mağaraya sığınır. Derken dağdan kopan büyük bir kaya mağaranın ağzını kapatır. Çıkış yolu kalmaz. Kayayı kendi güçleriyle oynatamazlar. Bunun üzerine birbirlerine, “Bizi bu sıkıntıdan ancak Allah’a karşı samimiyetle yaptığınız ameller kurtarabilir. Her birimiz Allah için yaptığımız en samimi ameli anarak dua edelim.” derler. Şimdi mağaranın karanlığındaki bu üç insanın konuşmalarına kulak verelim. Biz sadece ilk konuşmacının hikâyesini yazacağız. Çünkü konumuzla ilgili olan onun duası.
O adam anne ve babasına yaptığı iyiliği anlatır. Anne ve babası yaşlanmıştır. Her gece onların sütünü hazırlar, çocuklarından önce onlara götürür. Bir gece eve geç gelir ve anne babasını uyurken bulur. Çocukları açtır. Elindeki sütü onlara vermek ister; fakat anne ve babasının hakkını öncelemeyi sürdürür. Sabaha kadar başlarında bekler. Onlar uyandığında sütlerini içirir. Sonra ellerini açar:
“Allah’ım, bunu senin rızanı kazanmak için yaptıysam, içinde bulunduğumuz sıkıntıyı gider.”
Kaya biraz açılır…
Kur’an’da eski kavimlerin hayatları bize misal olsun diye anlatılır. Aynı şekilde Peygamberimiz de bizden önce yaşayan ümmetlerin hayatlarından bazı hikmetli olayları bizlere misal olsun diye anlatır. (Zaten hadisler vahyi gayri metlüv ayetlerdir.)
Netice de İnsan kendi hayatında da mağaralarla karşılaşır. Kibir bir duvar örer; hırs, haset, öfke ve şehvet başka duvarlar yükseltir. Kimi insan kendi ördüğü duvarın önünde yıllarca bekler ve çıkış yolunu dışarıda arar. Oysa her duvar bir kapıdır.
İlim, cehaletin duvarını kaldırır; hakikate açılan kapıyı görünür kılar. Çünkü görmek, gözün işi olduğu kadar gönlün ve aklın işidir. Bilgi idrake, idrak imana, iman iradeye, irade amele dönüşmelidir. İnsan bildiği hakikate göre yaşamaya başladığında, içindeki duvarların birer birer kapıya dönüştüğünü görür.
Not -1: Allah’a giden yolu uzaklarda aramayalım. Annemize, babamıza, eşimize, evladımıza, yakınlarımıza karşı davranışlarımız Kur’an’a, hadise uygunsa, Allah’ın izni ile kurtuluşa erenlerden oluruz.
Not -2: Peygamberimizin bu hadisine göre erkek bir müminin tavrı övülüyor. Acaba burada anne, yani kız evlat olsa, nasıl davranır, davranmalı? Şöyle
müşahhaslaştıralım: Kocasından boşanmış bir kadın, evlatları ile baba evine sığınmış; onlara da bakmak zorunda. Hikâyedeki gibi ebeveyni ile evlatları arasında bir tercih yapsa nasıl davranır, davranmalı? Bunun fıkha uygun cevabını bilmiyorum; lakin şöyle bir şey hissediyorum: Annelere verilen evlat merhameti çok yüksek olduğu için çocuklarını tercih eder (mi?) Bunu birkaç hocaya soracağım inşallah.