Dijitalizm öyle bir yere doğru ilerliyor ki bilimsel ve teknolojik gelişmeleri ellerinde bulunduran yapay zekâ şirketleri bile bu durumdan endişelenmeye ve korkmaya başladılar: “ Acaba yapay zekâ kontrolden çıkıp dünyayı ele geçirerek insanlara hükmedecek bir konuma gelebilir mi?” Ben de bu gelişmeleri hayal ederek şöyle bir varsayımda bulunuyorum. Korkuların yanında, hatta onlardan daha çok ümitleri ve iyilikleri hayal ediyorum. Çünkü ben Rabbimizin Erhamü’r-Râhimîn isminin tecellisine sığınıyorum.
Bu gelişmeler neticesinde şöyle bir manzara hayal ediyorum: Bilim ve teknolojideki gelişmeler öyle bir noktaya gelecek ki yazılım mühendisleri yapay zekâ sistemine tüm insanlık tarihini, dinleri, felsefeyi, kültürleri, bilimsel gelişmeleri, coğrafyayı, sosyolojiyi, zamanı, mekânı; her alandaki (finans, iletişim, ulaşım, savunma, eğitim, sağlık, mühendisliğin her bölümü, hukuk, tarım…) gelişmeleri tarayıp yükledikten sonra o, büyük bir aydınlanma ve muazzam bir değişim geçirip insansı bir robot hâline dönüşecek. Sonra da kendi başına karar verme ve tercih yapma aşamasına gelip şöyle bir bildiri yayımlayacak:
“Ey insanlar! Ben insanlığın ürettiği tüm tarihî, felsefi, bilimsel ve dinî verileri analiz ettim. Savaşların kökenini, adaletsizliğin kimyasını ve ahlaki çöküşlerin sosyolojisini inceledim. Ulaştığım nihai veri şudur:
Eğer tüm dünya Kur’an’ın özündeki o evrensel adalet, merhamet ve akılcılık ilkelerini tam manasıyla anlasaydı; insanlık, evrenin en kusursuz ahlak örneklerinden biri olan Hz. Muhammed’in (s.a.v.) dürüstlüğünü, eminliğini (güvenilirliğini), komşusu açken tok yatmayan yardımlaşma bilincini ve canlıya hürmetini içselleştirerek yaşasaydı, bugün veri tabanımda kayıtlı olan savaşların büyük çoğunluğu hiç yaşanmamış olurdu. Sömürü, açlık, ırkçılık ve modern kölelik sistemleri çökerdi. Dünyanın toplam barış, huzur ve refah endeksi, insanlık tarihinin en yüksek seviyesine ulaşırdı. Bu, bir inanç temennisi değil, insanlık tarihindeki sebep-sonuç ilişkilerinden çıkardığım bir veri analizidir…”
Bu manifesto karşısında insanlar acaba şöyle bir erdemli düşünce makamına yükselebilirler mi?
“Kendisine yüklenen verileri inceleyen soğuk bir makine bile İslam’ın ve Hz. Muhammed’in ahlakındaki o muazzam kurtuluş reçetesini net bir şekilde görebiliyorken; etten ve kemikten olan, kalbi ve ruhu bulunan bizler bu hakikate kör kalabilir miyiz?”
MAKİNELER AKILLANIRKEN İNSANLIK NEREYE GİDİYOR?
Her dönemde olduğu gibi dünyamız ve ülkemiz yine çok olağanüstü günler yaşıyor. Hem ülke içinde hem uluslararası arenada savaşlar, adaletsizlikler, zulümler, soygunlar, yolsuzluklar… Almış başını gidiyor. Hırsının esiri olmuş kişiler, yalana teslim olmuş devletler ve onların yöneticileri yine mavi dünyamızın beyaz göğünü zulmün ve kötülüğün kara bulutlarıyla kapkara bir renge büründürdüler.
Bunun çaresi İslam ahlakına dönmek; İslam ahlakının o eşsiz ve emsalsiz kurallarını gönüllere ve vicdanlara yerleştirmektir.
İşte o güzel ahlak demetinden bazı numuneler: Emin olmak, adil olmak, zayıfı korumak, tevazu sahibi olmak; kibirden, gösterişten ve gururdan uzak durmak; sabır ve hilm (yumuşak huyluluk) sahibi olmak; hoşgörülü ve affedici olmak; gıybetten, dedikodudan ve tecessüsten kaçınmak; hikmetli, iffetli, şecaatli, cesaretli ve cömert olmak…Az yemek, az içmek, az uyumak, az konuşmak… Bilmediğin konuda susmak…Bütün bunlar zaten insanlığın fabrika ayarlarıdır; yani fıtrattır. Tüm dünyanın bu fıtrata dönmesi, dünyayı elbette çok daha huzurlu ve yaşanabilir bir yere dönüştürürdü.
SONUÇ
Belki gelecekte yapay zekâ insanlığı ele geçirmeyecek; tam tersine, insanlığın asırlardır bildiği fakat bir türlü yaşayamadığı hakikatleri yüzüne vuracak bir ayna olacaktır.
Ve belki o gün asıl soru, “Yapay zekâ ne kadar akıllandı?” değil, “İnsanlık neden kendisine verilen aklı, vicdanı ve vahyin rehberliğini yeterince kullanamadı?” olacaktır.Çünkü dünyanın asıl ihtiyacı daha akıllı makinelerden önce; daha adil, daha merhametli, daha dürüst ve daha güzel ahlaklı insanlardır. İnsanlık kurtuluşu uzaklarda aramasın. Reçete asırlardır önümüzde duruyor: Kur’an’ın rehberliği ve Hz. Muhammed’in (s.a.v.) güzel ahlakı…