Paris’ten Roma’ya, Brüksel’den Tiran’a, Suud’dan İran’a, Azerbaycan’dan Yemen’e, Amerika’dan Çin’e, İngiltere’den Türkiye’ye… Bazısında az, bazısında çok bir karmaşa, bir belirsizlik, bir pus ve büyük bir kafa karışıklığı hâkim.
Genelde Dünyanın özelde Avrupanın bu hâle gelmesinde yüzlerce sebep var. İşin uzmanları (siyaset bilimciler, teologlar, tarihçiler, stratejistler, ekonomistler…) bu sisli havayı kendilerince aydınlatmaya çalışıyorlar. Lakin eksiksiz bir açıklama, tatminkâr bir izah yok. Parça parça gerçeklerden bahsediyorlar. Bendeniz de bu yazımda bu “parçalardan” biri olacak satırlar karaladım.
ZULMÜN SONU ÇÖKÜŞTÜR
Başta Fransa olmak üzere Avrupa’nın birçok ülkesinde (İtalya, İspanya, İngiltere, Belçika…) liseliler, işçiler ve sendikalar sokakları adeta bir savaş alanına çevirmiş durumda. Vitrinler kırılıyor, kamu binaları ateşe veriliyor, polis barikatları aşılıyor.
Avrupa basını, bu durumu sadece “hayat pahalılığı” ve “eğitim reformu protestoları” gibi sığ ekonomik etiketlerle okumayı tercih ediyor. Oysa madalyonun arkasında çok daha derin ve farklı hakikatler var: 'Ekonomi bu patlamanın fitiliyse, Gazze’de biriken devasa vicdani öfke de bu isyanın barutudur. '
(Gazze yıkılıp yok olmasına rağmen “Bu bir zaferdir.” derken işte bu sonuçlar tahmin ediliyordu. Gazze’ye düşen ateş tüm dünyayı uyandıracak inşallah.)
Avrupa’nın içine düştüğü büyük paradoks ise şu: Sokağın ateşinin sadece “İsrail’e karşı çıkan” ülkelerde değil, bundan daha çok İsrail’in Gazze’deki katliamlarına göz yuman, destek veren ve suç ortaklığı yapan hükümetlerin yönetimindeki ülkelere de yanmasıdır.
Avrupalı yöneticilerin korkak ve ikiyüzlü dış politikaları, kendi halklarının vicdan duvarına çarpmış ve içerideki ekonomik adaletsizlikle birleşerek patlamıştır. (Veya patlatılmıştır.) Fransa ve İtalya buna misal.
Bugün sokakların kontrolünü en çok kaybeden iki ülkeye bakalım: Emmanuel Macron’un Fransa’sı ve Giorgia Meloni’nin İtalya’sı. Her iki hükümet de 7 Ekim’den bu yana Netanyahu yönetiminin Gazze’de uyguladığı soykırım politikalarına diplomatik ve lojistik kalkanı oluşturan aktörler arasında yer aldı.
Ancak bu suç ortaklığı, kendi gençliklerinin gözünden kaçmadı. Paris ve Roma sokaklarındaki 'Z Kuşağı' kendi hükümetlerinin çifte standardına derin bir yabancılaşma yaşadı. Kendi okullarına, öğretmen atamalarına ve sosyal haklarına “bütçe yok” bahanesiyle kısıtlama getiren Macron ve Meloni yönetimlerinin, savunma sanayisine ve İsrail’i dolaylı olarak destekleyen askerî paktlara milyarlarca avro akıtması sokağın sabrını taşırdı.
Fransa’da 800 bin insanın sokağa dökülmesi, dükkânların yağmalanması ve kamu düzeninin çökmesi, sadece bir lise reformuna değil, bu çürümüş dış politika önceliklerine karşı birikmiş bir öfke patlamasıdır.
Aynı durum Avrupa Birliği’nin kalbi olan Belçika için de geçerli. Brüksel ve Liege kentlerinde eğitim bütçelerindeki kesintilere karşı sokağa inen kitlelerin ellerindeki pankartlara bakıldığında, ekonomik taleplerin hemen yanında Gazze’deki katliamı kınayan sloganlar göze çarpıyor.
Belçika halkı, Ukrayna söz konusu olduğunda insan hakları havarisi kesilen ancak Gazze’de on binlerce çocuk katledilirken İsrail ile ticari ve askerî bağlarını koparmayan Avrupa elitlerinin ikiyüzlülüğünü doğrudan kendi ekonomik refahlarının çalınmasıyla bağdaştırıyor. Gençlik haklı olarak soruyor: “Bizim geleceğimizden kestiğiniz paralarla kimlerin suçlarına ortak oluyorsunuz?”
Gelinen noktada olayların sadece küresel güçlerle açıklanamayacağını, bunun yanında ve daha fazla sosyolojinin kanunları ile açıklanacağını gösterir. Bir hükümet, kendi halkının vergilerini toplumsal refah yerine küresel savaş baronlarının ve işgalci rejimlerin çıkarları doğrultusunda harcarsa, o halkın adalet duygusunu zedeler. Ekonomik krizler halkı hopurdatır ama adaletsizlik ve suç ortaklığı duygusu halkı sokağa döker ve barut ateşlenir
Batı dünyası, kendi evinde beslediği ekonomik adaletsizliği, sınırlarının ötesinde desteklediği insani trajedilerle harmanladı. Bugün Paris sokaklarında yanan araçlar, Roma’da çatışan işçiler ve Brüksel’de barikat kuran öğrenciler, egemenlerin yazdığı o sahte “insan hakları” masalının bittiğini ilan ediyor.
Ekonomik darboğaz fitili ateşlemiştir ancak o fitilin ucundaki barut fıçısı, aylardır Gazze’de çocukların üzerine bombalar yağarken sessiz kalan, hatta o bombaları finanse eden Batılı hükümetlerin ta kendisidir. Kendi halkının vicdanını ve cüzdanını aynı anda hiçe sayan hükümetler, şimdi yarattıkları o büyük ikiyüzlülüğün alevlerinde kendi sokaklarının yanışını izliyor.
Not 1: Tüm dünyayı saran bu ateşten Çin ve ABD etkilenmemiş görünüyor. Lakin Sünnetullah dediğimiz kanun gereği uzak olmayan bir zamanda bu “devler” de harlanacak (yanacak). Çünkü zulüm ile abat olunmaz.
Not 2: Bu olayları değerlendirirken, Dünyadaki finans ve iletişime hakim şirketlerin ve onların etkisindeki devletlerin ( İsrail ve ABD ) etkisini gözden kaçırmamak gerekir.