Lütfi Ayhan

Hz. Ömer'i ağlatan servet: Zenginlik bir nimet mi, ağır bir imtihan mı?

Lütfi Ayhan

( İki süper gücü dize getirip Sasanileri tarihten silen fetihlerin ardından Medine’ye akan ganimetler karşısında gözyaşı döken  "Adalet Güneşi"Hz. Ömer efendimizin asırlar öncesinden günümüz vurgunlarına (fon olayı) ve güç zehirlenmelerine tuttuğu ibretlik ayna.)

 Hz. Ömer (r.a.) ın hilafeti döneminde (634-644) büyük fetihler yapıldı. Bizans’tan, büyük topraklar alındı, Sasani İmparatorluğu sona erdirildi. Bu iki netice şu gerçeği gösterir:

Tarihte hiçbir devlet yoktur ki Peygamberimizin Medine’de kurduğu İslam devleti gibi, kısa sürede çok büyük fetihler kazanmış, döneminin iki süper gücünden biri olan Roma İmparatorluğundan birçok toprak alarak onu zayıflatmış; ikinci süper güç olan Sasani İmparatorluğuna son vermiş olsun. İçimizde yaşayan bazı “cahil ırkçılar” bu gerçekten habersiz oldukları için Arapları “savaş bilmez devlet kuramaz tarihi başarılar olmayan bir kavim” gibi görürler. Bu eksik ve yanlış bilgidir. Müslüman Araplar, ( ki Peygamberimiz de sahabeler de yani bu büyük fetihleri yapanlar Arap idiler.)  4 halife devrinden sonra kurulan Emevîler ve Abbasiler zamanında da Müslüman Araplar çok büyük fetihler yaptılar. Çok kısa sürede İspanya’dan Orta Asya içlerine kadar çok geniş toprakları ele geçirip üç kıta da hükümran oldular. Tıpkı bizim Müslüman Türk atalarımız gibi.


Müslümanlar bu fetihlerle çok zenginleştiler. Ganimetler Medine’ye aktı. Herkes sevinç içindeydi. Hz.Ömer efendimiz hariç. O (ra) sevinmiyor bilakis ağlıyordu. Pek hüzünlü idi. Ganimetleri avuçluyor sonra yere bırakıyordu.  Onun bu halini gören Abdurrahman b. Avf (r.a.) :

– “Ey Müminlerin Emiri, neden ağlıyorsun? Bugün şükür ve sevinç günüdür. İmparatorlukları yıktık çok ülkeler fethettik  çok fazla ganimetimiz oldu servete kavuştuk.”  diyerek onu teskin etmek istedi.  Hz. Ömer (r.a. ) bir taraftan gözyaşlarını sildi  bir taraftan da  Abdurrahman b. Avf’a (r.a) şöyle cevap verdi;

– Doğru söylüyorsun Ey Abdurrahman. Fakat şeytan, böyle büyük servete kavuşan topluluğun arasına daima kin ve düşmanlık sokar. Bu nimetlerin şükrünü eda edemeyiz diye korkuyorum. Sonra şu duayı yaptı: “Allah’ım! Bu malın Ömer için bir fitne olmasından sana sığınırım.”

MAL VE GÜÇ İMTİHANDIR

Tekmil insanlar Allah’ın kulu, Hz Ademim torunu ve toprağın meyveleridirler.  İster mümin ister kafir, ister Asyalı ister Avrupalı, ister çağdaş ister tarihte yaşamış olsun… Fark etmez tüm insanların özü birdir. İnsanlar da aç gözlülük, tamah, hırs ve kanaatsizlik vardır.

(Ezeli ve ebedi hitap olan Kuranda insan için şunlar yazılıdır:

“Biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına çevirdik”
“Hüsrandadır”
“Hırslı ve sabırsız yaratılmıştır”
“Nankördür”
“Acelecidir”
“Cimridir”
“Kendini müstağni gördüğü an azar…”
“Ancak iman edip salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler başka…”

ZENGİNLİK BİR NİMET Mİ, YOKSA AĞIR BİR İMTİHAN MI?


Bu sebepledir ki büyük servete kavuşan, büyük şöhret ve yüksek makam elde eden; gücü ve hükümranlığı ele geçiren insanların çoğu normal bir hayat sürmezler.  Bu gerçeği hem tarihte görüyoruz hem günümüzde. Önce tarihte yaşamış zenginlere güçlülere bakın (Karun Nemrut Firavun…) Sonra günümüz dünyasının zengin ailelerine, büyük şirketlerin sahiplerine, bunların önde gelen isimlerine (Rothschild  ve Rockefeller aileleri, Elon Musk Jeff Bezos….) bakın; hayatlarını  hedeflerini, yaşantılarını inceleyin bu gerçeği ayan beyan göreceksiniz:  Doymayan bir göz, tatmin olmayan bir gönül, kanaatten çok uzak , daima kendinden daha zengin olanlara dönmüş bir göz. Deniz suyu içip susuzluğunu gidermeye çalışan insan misali (İçtikçe susar, susadıkça içer) kazandıkça hırslanır, hırslandıkça daha fazla  kazanmak için ölümüne çalışır.  

Şu iki tavra dikkat edin; bir tarafta kendi döneminin iki süper gücü olan devletlerden birini tarihten silmiş, öbürünün belini kırmış ve onların tüm servetlerini ganimet olarak elde etmiş Hz. Ömer efendimizin bu güç ve zenginliğe rağmen tevazudan ve kanaatkarlıktan asla vazgeçmeyen, sade yaşamaya devam eden,  büyük gücüne rağmen zayıfları yoksulları koruyup adaletten asla taviz vermeyen tavrı; Öbür tarafta ise parayı, gücü, makamı, şöhreti ele geçrince şeytanlaşan firavunlaşan, karunlaşan, zalimeleşen,  zenginlerin yöneticilerin tavrı. Hangisi iyi, hangisi güzel?

Bu büyük farkın sebebi ne? Hz. Ömer’in şahsında mücessemleşen kültürün temeli Allah, ahiret, melek, peygamber, kitap inancına ve İslam ahlakına dayanır. Bu inanca göre bu dünya geçici, bu dünya aldatıcı, bu dünya nankördür. Sonu olmayan hayat ahiret ise   ebedidir ve gerçek mutluluğun hakiki huzurun olduğu yerdir.  

İşte Ömer efendimizi Medine'ye gelen büyük servetler karşısında ağlatan bu korku ve bu ulvi tavrıdır. ‘Niçin ağlıyorsun?’ sorusuna O adalet güneşi, sadeliğin sultanı Ömer efendimiz;  ‘ağlıyorum çünkü bizler fakirlik imtihanını vermiştik Korkum zenginlik imtihanı ile ilgili.  İnşallah zenginlik bizi dünyayı ahirete tercih eder gafiller içine sürüklemez” diye cevap verir

Fon Olayına ve Türkiye’de daha  önce yaşanan soygunlara  Hz  Ömer Efendimizin gözyaşlarının ıslaklığıyla bakınca  Ömer efendimizin ne kadar haklı olduğunu göreceksiniz.

Yazarın Diğer Yazıları