Lütfi Ayhan

Saadet ve selamet ne zaman - 1

Lütfi Ayhan

Takvimler değişiyor, asırlar birbirini kovalıyor; nesiller geliyor, nesiller gidiyor. Fakat insanlığın bazı kadim dertleri bir türlü bitmiyor: Savaş, zulüm, haksızlık, kan ve gözyaşı…

Tarihin hangi sayfasını açarsak açalım, karşımıza bunlardan biri çıkıyor. Harplerin hiç yaşanmadığı, zalimlerin hiç bulunmadığı, insanların birbirlerine haksızlık etmediği uzun devirler bulmak neredeyse mümkün değil. Değişen sadece zulmün şekli, savaşın silahı, ölenlerin sayısı ve zalimin adı oluyor.
Uzağa gitmeye gerek yok. Daha dün ve bugün yaşananlara bakalım:

Rusya-Ukrayna Savaşı… Aynı coğrafyanın, birbirine tarihî ve kültürel bağlarla bağlı iki halkı yıllardır birbirini öldürüyor. Yüz binlerce insan hayatını kaybetti veya yaralandı; milyonlarca insan yurdundan oldu. Sadece iki ülke değil, savaşın ekonomik ve siyasi sonuçları sebebiyle bütün dünya zarar gördü.

İsrail’in Gazze’de yürüttüğü savaş ve Gazze halkının maruz kaldığı büyük yıkım… Ardından Lübnan, Suriye ve İran’a uzanan saldırılar ve çatışmalar…

İsrail ile İran arasında doğrudan savaşa dönüşen çatışmalar ve ABD’nin de müdahil olduğu askerî hesaplaşmalar…

Biraz daha geriye gidelim:

İran-Irak Savaşı… Sekiz yıl boyunca iki Müslüman ülkenin evlatları birbirini öldürdü; yüz binlerce insan hayatını kaybetti.

Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgali…

ABD öncülüğündeki güçlerin Afganistan ve Irak savaşları…

II. Dünya Savaşı… Asker ve sivillerle birlikte on milyonlarca insanın hayatını kaybettiği, şehirlerin haritadan silindiği, insanlık tarihinin en kanlı savaşlarından biri…

I. Dünya Savaşı… Milyonlarca insanın ölümü, imparatorlukların çöküşü, sınırların yeniden çizilmesi ve bugün dahi etkisini sürdüren büyük acılar…

Avrupa’nın Yüz Yıl ve Otuz Yıl savaşları…

Osmanlı’nın asırlar boyunca yaptığı savaşlar…

Roma’nın bitmek bilmeyen seferleri…

Yaklaşık iki asırlık bir döneme yayılan Haçlı Seferleri…

Cengiz Han ve haleflerinin öncülüğündeki Moğol istilaları… Önüne çıkan şehirleri yakıp yıkan, Müslüman coğrafyalar dâhil geniş bir sahada büyük katliamlara ve yıkımlara yol açan istilalar…

Büyük İskender’in seferleri, Perslerin savaşları…

Yaz yaz bitmez.


İnsanlar  ilerliyor teknoloji gelişiyor, şehirler büyüyor, makineler akıllanıyor…

Peki insan?

İnsan da aynı ölçüde ilerliyor mu?

Silahlarımız akıllanırken vicdanlarımız da akıllanıyor mu?

“BU UĞURSUZ GECENİN YOK MU SABÂHI?”
Mehmet Âkif’in o yürek yakan mısraını hatırlamamak mümkün mü:

“Bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı?”

Var mı?

Dünya için mutlak manada bir sabah bekliyorsak, maalesef yok.

Çünkü burası dünya.

Burası imtihan yurdu.

Mutlak adaletin, eksiksiz huzurun, ebedî saadetin yurdu değil. İnsan var oldukça nefis olacak; menfaat olacak; ihtiras, kıskançlık, zulüm ve haksızlık da olacaktır. Gerçek ve eksiksiz adaletin tecelli edeceği yer ahiret yurdudur.

Fakat bu, dünyada adalet için çalışmayacağız, zulme karşı çıkmayacağız, barışı aramayacağız demek değildir.

Tam tersine…

Dünyaya hâkim olan güçlerin inançları, ahlak anlayışları, siyasi hedefleri ve medeniyet tasavvurları, yeryüzündeki adaletin veya zulmün miktarını doğrudan etkiler.

Tarihe kendi medeniyet penceremizden baktığımızda Müslümanların adalet, ilim ve medeniyet bakımından güçlü olduğu dönemlerin başında Asr-ı Saadet ve Hulefâ-yi Râşidîn devri gelir. Ardından Emevî ve Abbâsî dönemlerinin bazı parlak safhaları, Selçuklu ve Osmanlı asırları gelir.

Elbette bunların hiçbirinde kusursuz bir dünya kurulmadı. Çünkü insanın bulunduğu hiçbir siyasi düzen kusursuz değildir. Hatalar, haksızlıklar ve iç mücadeleler o dönemlerde de vardı. Ancak Müslüman medeniyetinin tarih boyunca ortaya koyduğu adalet, vakıf, merhamet, ilim ve birlikte yaşama tecrübesi bugün yeniden üzerinde düşünülmeyi hak eden büyük bir mirastır.

Ben inanıyorum ki yaklaşık üç asırdır İslam coğrafyasının yaşadığı siyasi, askerî, ilmî ve iktisadi buhranlardan çıkışın önemli anahtarlarından biri yine kendi tarihimizde, kültürümüzde, irfanımızda ve her şeyden önce dinimizin bize öğrettiği hak ve adalet anlayışında saklıdır.

UFUKTA KURTULUŞ BULUTLARI VAR MI?
Bu, cevabı birkaç cümleye sığdırılabilecek bir soru değil.

Hatta “Bu sorunun cevabını falanca bilir.” demeye bile cesaret edemem.

Çünkü hastalığımız ağır, derdimiz büyük, reçetemizi yazacak doktorun ise her  sahada mütehassıs olması lazım...

Devam edecek inşallah. İyilikler gölgeniz olsun.

Yazarın Diğer Yazıları