Lütfi Ayhan

Gönül Allah'a dönünce dünya küçülür

Lütfi Ayhan

“Sensin ismi Bâkî olan,
Sensin dillerde okunan.
Senin aşkına dokunan,
Kendini bilmez Allah’ım…”

Yunus Emre

İnsan, ömrü boyunca
bir şeylerin peşinden koşar.

Kimi makamın,
kimi servetin,
kimi şöhretin,
kimi şehvetin,
kimi de dünyanın…

Kimi bir ev kurar,
ona yuva der.

Kimi bir servet biriktirir,
ona güven der.

Kimi makamın gölgesine sığınır,
ona itibar der.

Kimi kalabalıkların alkışını bekler,
ona mutluluk der…

Fakat gün gelir,
bütün o “der”ler susar.

Makamın kapıları kapanır.
Servetin kasaları geride kalır.
Şöhretin alkışları kesilir.
Dost bildiklerinin birçoğu uzaklaşır.

Evlatlar, eşler, dostlar,
akrabalar, sevenler ve sevilenler
bir noktaya kadar eşlik eder insana.

Sonra insan,
tek başına kalır.

Ve o anda anlaşılır ki
insanın gerçek sığınağı
ne servettir ne makam,
ne şöhrettir ne de dünyadır.

Gerçek sığınak Allah’tır.

Çünkü insanın gönlü,
ancak kendisini yaratana yöneldiğinde
huzur bulur.

GÖÇ VAKTİ GELDİĞİNDE YANIMIZDA NE KALACAK?

O’nun (cc) sevgisi
bütün gönüllerin üstünde
ve tekmil sevgilerin fevkindedir.

İnsan Allah’ı gerçekten tanıdıkça,
dünyadaki her şeyin
yerli yerine oturduğunu görür.

Evladını sever
ama evladını Allah’ın önüne koymaz.

Eşini sever
ama eşini Allah’ın yerine koymaz.

Vatanını, milletini, dostunu,
insanı, çiçeği, kuşu, hayatı sever…

Fakat bilir ki
bütün bu sevgilerin kaynağı Allah’tır.

Çünkü sevdiren de O’dur.
Gönle sevgiyi koyan da O’dur.
Kalbi aşka açan da O’dur.

İşte gerçek kulluk,
sevgilerin çoğalması değil;

sevgilerin merkezinin
doğru yere konulmasıdır.

Allah’ım…

Seni gerçekten tanıyan kişi,
artık yalnızca Seni düşünür.

Seni seven kişi,
sevgisinin bayrağını
gönlünün burçlarına diker.

Çünkü bilir ki
dünya güzeldir ama geçicidir.

Gençlik güzeldir
ama geçicidir.

Servet güzeldir
ama geçicidir.

Makam güzeldir
ama geçicidir.

Hatta insanın kendisi bile
geçicidir.

Bâkî olan yalnız Allah’tır.

Kur’an’ın ifadesiyle:

“O’nun Zatı dışında her şey helâk olacaktır.”

İşte Allah sevgisi,
insana bu hakikati unutturmayan
bir şuurdur.

Allah sevgisi,
insanı dünyadan koparmaz.

Bilakis dünyayı anlamlı hâle getirir.

Çünkü Allah’ı seven insan,
yaratılanı da sever.

Bir çocuğun tebessümünde rahmeti,
bir annenin şefkatinde ilahî merhameti,
bir mazlumun gözyaşında hüznü görür.

Bir yetimin başını okşarken
bunun Rabbine doğru atılmış
bir adım olduğunu bilir.

Bir kuşun kanadında kudreti,
bir çiçeğin renginde güzelliği,
bir yağmur damlasında rahmeti,
bir gecenin sessizliğinde hikmeti görür.

Çünkü Allah sevgisi,
gözleri sadece bakmak için değil,
görmek için açar.

SEVGİNİN HAKİKATİ İMTİHAN VAKTİNDE BELLİ OLUR

Ve nihayet…

Göç vakti gelir.

İnsan, yıllarca kendisinin sandığı
her şeyi geride bırakır.

Evini…
Malını…
Makamını…
Fotoğraflarını…
Kitaplarını…
Dostlarını…
Sevdiklerini…

Ve kendi bedenini bile…

Bir kefen kalır geriye.

Bir de gönül…

İşte o gün insanın yanında
ne serveti vardır ne makamı,
ne alkışı vardır ne şöhreti,
ne de dünyadaki unvanları…

Sadece amelleri
ve Allah’ın rahmeti vardır.

O gün insanın bütün duası
bir cümlede toplanır:

“Allah’ım!
Beni huzuruna yüz akıyla getir.”

Ne büyük saadet!

Ne büyük lütuf!

Ne büyük kavuşma!

Dünyada peşinden koştuğumuz
bütün sevgiler bir gün geride kalacak.

Makamlar, servetler, şöhretler,
alkışlar, evler, arabalar, unvanlar
ve sahip olduğumuzu sandığımız her şey…

Hepsi bir gün
elimizden çıkacak.

Fakat Allah için yaşanan bir sevgi,
Allah için yapılan bir iyilik
ve Allah rızası için atılan bir adım,
insanın önüne ışık olarak çıkacak.

Çünkü insanın gerçek kazancı,
dünyada neye sahip olduğu değil;
Allah’ın huzuruna ne ile gittiğidir.

Öyleyse daha vakit varken
gönlümüzü yoklayalım:

Kimi seviyoruz?

Neye bağlanıyoruz?

Kimin rızasını kazanmak için yaşıyoruz?

Bir gün elimizden tuttuğumuz eller çekilecek.

Bir gün ardımızdan bakan gözler
yaşlarla kapanacak.

Bir gün evimizin kapısı
üzerimize kapanacak.

Bir gün adımızın önündeki
bütün unvanlar silinecek.

Ve biz, bütün bu fâniliklerin içinden
yalnız başımıza geçip
Rabbimizin huzuruna varacağız. İşte o gün anlayacağız ki gerçek zenginlik,
dünyada ne kadar çok şeye sahip olduğumuz değil; gönlümüzde Allah’a
ne kadar yer ayırdığımızdır. Ve ne güzel olurdu Rabbimiz
o gün bize:

“Ey huzura ermiş nefis!
Rabbinden razı, O da senden razı olarak
dön Rabbine.
Kullarımın arasına kat
ve cennetime gir.”

Buyursa…

Yazarın Diğer Yazıları