( Butimar, denizlere/büyük ırmaklara sevdalı bir kuştur. Kanatlarını dev dalgalara açar, aşkını haykırır ama bir damla bile su içmez. Çünkü içinde hastalıklı, bir korku taşır: " bir yudum alırsam kururlar diye inanır)
Yıllar önce bu kuşun hikayesini duymuştum. Hikaye Nil de geçiyordu. Lakin kaynaklar onu Pers Mitolojisinde gösteriyorlar. Önemli olan nerede değil ne olduğu gerçeği.(Binlerce yıl ötesinden bugünün çürüyen insan ruhuna ayna tutan muazzam bir trajedi bu.)
Pers mitolojisinde yukarıdaki gibi anlatılıyor hikaye.
Butimar sadece masallarda kalmadı; bugün coğrafyaları, nehirleri ve çağları aşarak aramızda yaşamaya devam ediyor. O efsanevi kuş, bugün sadece hayali bir deniz kenarında değil;. Küreselcilerin mekan tuttuğu ABD başta olmak üzere Dünyanın her yerinde; Missouri de, Mississippi de, İndus' ta, Nil’in kıyısında, Fırat’ın yatağında, Tuna’nın azametli sularında... Tünemiş bekliyor.'
'Bugünün modern Butimarları; cebindeki, kasasındaki, yetkisindeki güç denizine bakıp da "hiç bitmesin" diye çırpınan, bittikçe daha fazlasını yutan açgözlülerdir.
Bugün yolsuzluk batağına saplananlara, halkın hakkını gasp edenlere ve elindeki devasa serveti mezara götürecekmiş gibi saklayan muhteris cimrilere dikkatlice bakın. Her biri birer modern Butimar değil mi? Yalılarda, köşklerde, malikanelerde oturup, fakir halktan bihaber yaşayanlar; milyarları yönetip de bir yoksulun elinden tutarsam "servetim eksilir" diye titreyenler, tam olarak bu mitolojik lanetin ete kemiğe bürünmüş halini anlatmıyor mu bize?'
"Yolsuzluk yapanların ve cimrilerin sergilediği bu patoloji, derin bir varoluşsal güvensizlik ve yoksunluk şeması üzerine kuruludur. Onlar için para, makam veya mal; bir yaşam aracı değil, varlıklarını kanıtlamaya çalıştıkları nevrotik birer savunma mekanizmasıdır. Ne kadar çok yutarlarsa, içlerindeki "yok olma" korkusunu o kadar bastırabileceklerini sanırlar..." Bu yüzden Butimar’ın denizden su içememesi gibi, onlar da ellerindeki zenginliği hayata tahvil edemezler. Onlara göre para kasada durdukça bir güçtür; harcandığı ya da paylaşıldığı an kıymeti bitecektir.
Bu hastalıklı döngü, onları sürekli biriktiren ama asla yaşayamayan canlı cenazelere dönüştürür.
Biriktirdikleri altınlar, paralar, hisseler. makamlar ve güç; ruhlarını besleyecek bir damla hayat suyuna dönüşemez. Onlar deryanın kenarında, ellerindeki gücün prangasına mahkum olmuş, ruhsal kuruluk içinde kıvranırlar. Paylaşmanın, cömertliğin ve adil olmanın getireceği o içsel tatmini asla tadamazlar.Tıpkı Butimar gibi, korumaya çalıştıkları o devasa Nil'in ( paranın) kıyısında, vicdanen ve ruhen susuzluktan ölürler.
Butimar kuşunun insanlığa haykırdığı gerçek şudur: Paylaşılmayan, adaletle dağıtılmayan ve korkuyla saklanan her zenginlik, sahibini tüketen bir zehre dönüşür.
Önümüzden Nil'de aksa. Fırat da çağlasa, Tuna da coşsa; eğer ruhumuz cimrilik ve hırs mikrobu ile hastalanmışsa o koskoca deryanın kenarında susuzluktan ölmeye mahkumuzdur.
Çünkü hayatın kanunu nettir: Su, paylaşıldıkça ve aktıkça hayat verir; saklandıkça ve gaspedildikçe sadece bir bataklık yaratır.