Dünya yüz yıla yakındır ABD hegemonyasında. Birleşik Krallık/İngiltere, iki dünya savaşı sonunda yıpranıp zayıflayınca birinciliği ABD’ye kaptırdı. “Kovboylar” bu birinciliği ve gücü, başta kendi halkları olmak üzere tekmil âdemoğullarının saadet ve mutluluğu için değil, baskı, sömürü ve zulüm için kullandılar.
Yüzyıldan fazladır dünyayı karanlığa, zulme, savaşa sürükleyen bu “akrep gücünü ” durdurmak gerekiyor. Bunun yolu da onu yakından tanımak ve onun elinden bu (kontrolsüz ve zalim) gücü almakttan geciyor.
Şirketlerin Devleti: ABD
(Bu konularla ilgili yüzeysel bir bilgiye sahip olduğum için yazıda kullandığım bilgilerim çoğu internet ve yapay zekâ kaynaklıdır. Öğrendiklerim bana bu konunun sandığımdan daha karmaşık, daha girift olduğunu gösterdi)
“Çağdaş uluslararası ilişkiler ve ekonomi-politik zemin incelendiğinde, Amerika Birleşik Devletleri’nin bilim, ekonomi ve iletişim alanlarındaki küresel hegemonyasının arkasındaki asıl determinist gücün (evrendeki her olayın, kararın ve eylemin kendinden önce gelen nedenler tarafından belirlendiğini savunan felsefi görüş…) ulusötesi sermaye ve devasa şirket yapıları olduğu açıkça görülmektedir.
Klasik egemen devlet tanımı, ABD söz konusu olunca geçerliliğini yitiriyor. ABD' de deki devlet aygıtı, ekonomide az sayıda büyük firmanın piyasaya hâkim olması anlayışını benimser. ABD’yi bu kadar güçlü ve acımasız yapan ana unsur, devlete halkın değil, az sayıdaki şirketin hâkim olmasıdır. ABD’yi güçlü kılan sistemi iyi anlamak için bu ülkedeki sermaye yapısını, hakim düşüncenin paraya bakış açısını, üniversite anlayışını, sağlık başta olmak üzere devletin sosyal fonksiyonlarını iyi incelemek gerekiyor.
ABD’de Akademi - Sermaye-
Sanayi İlişkisi
“ABD’deki yükseköğretim ve üniversite paradigması, bilimsel özerklik ve aydınlanma idealinden koparak tamamen kurumsal sermayenin Ar-Ge laboratuvarı hâline gelmiştir. Akademik bilgi üretimi, insanlığın ortak refahı için değil, fon sağlayıcı dev şirketlerin patent portföylerini genişletmek amacıyla araçsallaştırılmaktadır. Eğitim, nitelikli iş gücü üreten bir bant sistemine, üniversiteler ise ticari birer işletmeye dönüştürülmüştür…”
Dijital Totalitarizm ve İletişim Tekelleri
Kurulduğu yıllarda yerli halkı (Aztek, İnka, Maya, Kızılderili) yok ederek onların topraklarına el koyup zenginleşen ABD’li katiller, daha sonraki yıllarda elde ettikleri bu güç ile kendileri dışında kalan devletleri ve halkları soymaya devam etmişlerdir. (Bu insanlık dışı eylemleri maalesef bugün de Gazze’de, İran’da, Afganistan’da, Venezuela’da, Yemen’de devam etmektedir.)
“…Son yıllarda Silikon Vadisi merkezli teknoloji ve medya kartelleri, küresel bilgi akışını, algı yönetimini ve iletişim altyapısını tekelinde tutmaktadır. Bu yapılar, sadece ticari birer aktör olmanın ötesine geçerek kitlelerin fikirlerini, görüşlerini medya aracılığıyla şekillendirmektedirler. Böylece halkın normalde kabul etmeyeceği politikalar veya savaşlar medya aracılığıyla normalleştiriliyor. Böylece devletlerin egemenlik alanlarına müdahale ediliyor. Neticede bilgi ve iletişim teknolojileri, özgürleşme aracı olmaktan çıkarılıp küresel birer gözetim ve manipülasyon enstrümanı hâline dönüşüyor…”
Sağlık ve İlaç Rejimi
“ABD’de sağlık sektörü de tamamen piyasalaştırılmıştır. Bu düzende insan hayatı ve biyolojik varlık, dev ilaç ve sigorta lobilerinin kâr marjlarına feda edilmiştir.…”
Kalıcı Savaş Ekonomisi
“ABD dış politikasının ve askerî doktrininin en büyük yönlendiricisi, savunma sanayisi kisvesi altında faaliyet gösteren silah kartelleridir. Bu acımasız şebeke, kendi pazar payını büyütmek ve mühimmat stoklarını eritmek adına devlet mekanizmasını küresel çatışmaları, işgalleri ve istikrarsızlaştırma operasyonlarını körüklemeye zorlamaktadır. Savaş, bu düzen için bir güvenlik politikası değil, sürdürülebilir bir kâr döngüsüdür…”
‘Sonuç: Sömürü Odaklı ve Adaletsiz Dünya Düzeni’
“Bu yapısal gerçeklerin kaçınılmaz bir sonucu olarak ABD, uluslararası arenada normatif değerleri, hukuku veya adaleti değil; arkasındaki kurumsal elitlerin ekonomik çıkarlarını deklare etmektedir. Küresel ticaret anlaşmaları, askerî müdahaleler ve diplomatik yaptırımlar, tamamen ulusötesi sermayenin isteğine göre şekillenir…”
Neticede bugün dünyanın
jandarması olan ABD’de, insanlığın ortak ilerleme enstrümanları olması gereken bilim, teknoloji ve iletişim, azınlık bir oligarşinin elinde ve emrindedir. ABD devletinin kurumsal sermayenin bir icra organı gibi hareket etmesi, küresel sistemi ahlaki, hukuki ve insani açıdan çökertmekte; dünyayı derin bir adaletsizliğe, eşitsizliğe ve vahşi bir sömürü sarmalına mahkûm etmektedir…”
Görüldüğü üzere dünyada (bilhassa İslam ülkelerinde) yaşanılan zulümlerin, sömürülerin, katliamların sona ermesi ancak ve ancak adaleti, barışı, kardeşliği esas alan Müslümanların, ABD’nin elinden bu gücü almalarına ve dünyaya hâkim olmalarına endekslidir.