Her canlı ölümü tadacaktır. Ölüm haktır; miras da helaldir. Mirasçılar hukuk sistemlerine göre paylarını alırlar. Bazen bazı İslam ülkelerinde olduğu gibi, inançta ve uygulamada ciddi farklar gözükür. Bunun üzerinde burada durmayacağız.
Ölümle beraber ölenin şahsiyeti sona erdiğinden terekesi, yani mal varlığı mirasçılarına geçer. Mirasçılar bunları çoğunlukla kendileri kazanmadıkları için miras üzerindeki tasarruflarını ve işlemlerini daha rahat yaparlar. Bunun için malını satacak kişiye bunun nereden geldiği, yani anadan babadan mı miras kaldığı yoksa kendisinin alıp almadığı genellikle sorulur. İnsanın kendisinin kazandığını kendisinin harcaması, elden çıkarması daha zordur; bu sebeple ciddi pazarlıklar yapılır. Ancak kolay gelen malın elden çıkarılması da genellikle daha kolaydır.
Adalet Bakanlığının yayınladığı 2025 Adalet İstatistikleri'ne göre, 2025 yılında hukuk mahkemelerine gelen davalarda ilk sırayı 600.000'in üzerindeki sayısıyla veraset davaları almıştır. Ayrıca özellikle 2020'den 2025'e veraset davalarında yüksek artış gözlemlenmiştir. Yine Adalet Bakanlığı verilerine göre 2025’te 33 bin 581 ortaklığın giderilmesi, ayrıca 18 bin 388 miras kaynaklı ortaklığın giderilmesi davası açıldı. Mirasın gerçek reddine ilişkin yeni dosya sayısı ise 36 bin 301’e ulaştı. Tapu iptali ve tescil davalarında da 50 bini aşan yeni dosya bulunuyor. Kanun, malın aynen paylaştırılamaması hâlinde satış yolunu; borca batık miraslarda ise üç aylık ret süresini ve belirli şartlarda hükmen reddi öngörüyor (T.C. Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü. (2026). Adalet İstatistikleri 2025, Tablo 2.31, s. 129.). Bunlara rağmen, konunun hukuki boyutuna dair çalışmalar bulunsa da bu artışı toplumsal yönleriyle ele alan araştırmalar yeterince yoğunlaşmamıştır; dolayısıyla konunun sosyal yönünü derinlemesine inceleyen çalışmalara ihtiyaç sürmektedir.
Taşınmazlarda ve araçlarda resmi kayıt esastır; yani kimin üzerine kayıtlı ise resmi sahibi ve sorumlusu odur. Kırsal kesimde taşınmaz kayıtlarının düzgün tutulmaması veya işlemlerin söze dayanmasından dolayı bunlar üzerinde miras anlaşmazlıkları çokça görülmektedir.
Pek hoşumuza gitmese de Anadolu’da kullanılan bir söz vardır: “Düşmanım yok deme, kardeşin de mi yok?”. Bu söz, kardeşler arasındaki anlaşmazlıkların, hatta düşmanlıkların olduğunu ima etmek içindir. Anne veya babanın çocuklarıyla ilişkileri, evliliklerle gelen damatlar ve gelinler, çocukların tutumları zamanla değişeceğinden miraslar da sorun olmaya adaydır.
İnsan, sağlığında malını mirasçılar arasında paylaştırılabilir. Ama bunun akıllı bir tercih olup olmadığı tartışılır. Oturduğu evin bir kısmını sağlığında çocuğuna bağışlayan baba, yaşlılık döneminde izale-i şuyu davası yani malının satımı davası ile karşılaşınca deliye dönmüştü. Bu sebeple sağlığında vasiyet hazırlamak daha doğru olur; hatta belirli yaşlardakilerin vasiyetname hazırlaması tavsiye edilir. Ama miras paylaşımı ölümle birlikte olur; önce ölenin tekfin ve techizi yapılır, borçları ödenir, vasiyeti yerine getirilir, sonra mirasçılar paylarını alırlar.
Mirasçı çocukların anne babalarıyla olan ilişkilerinin geçmişi, beklentiler için belirleyici oluyor, genellikle… Her çocuk anne ve babasının en kıymetlisidir, ama bazıları açıktan veya gizliden hiç yada yeteri kadar sevilmediğini söyleyebilir, kendisine diğer kardeşleri kadar imkan verilmediğini de iddia edebilir. Anne ve babalarına yaşlılık veya sıkıntılı dönemlerinde diğer kardeşlerin bakmadığını düşünerek -ki gerçekten böylede olabilir- kendisini daha fazla hak sahibi olarak görebilir. Belki kendisi, “Bana yeterli harcama yapılmadı, bunun için mirastan daha fazla almalıyım” da diyebilir. Tüm bunlar anlaşmazlıkların gerekçeleri olabilir; böylece anlaşmazlıklar, bazen öldürmeye kadar giden kavgalar, küslükler, dargınlıklara kadar uzar gider.
Bir de tarım arazilerinin paylaşılması sorunu vardır. Tarım arazilerinin bölüşülmesinde ve satışında bazı sınırlamalar vardır. Bunun olması gerekir; ama kesin surutle ve kısa sürede çözülmediğinde hem milli ekonomi zarar görür, hem de toplumda çatışmalar devam eder.
Mirasçıların genellikle anlaşamadıkları, kardeşin kardeşle irtibatını kestiği, hatta ağır sözler söylendiği, bazen de öldürmeye kadar gittiği olaylar eksik değildir. Belki de ardında mal bırakmayanlar ve kendilerine mal bırakılmayanlar daha rahat ediyor!
Anlaşmazlıkların çözümünde son karar belki mahkemelere aittir; ama sonuçta mahkemeler pozitif hukuku uygular, aileler arasındaki ilişkileri çoğu zaman gözetemez. Oysa hukuki sonuçlar kadar, belki de daha önce kişilerin, ailelerin ve toplumun huzur ve barış içinde olmaları önemlidir. Toplumsal değişmeler sonucunda aile büyükleri ve toplumun ileri gelenleri gibi geleneksel tahkim kurumlarının zayıflaması veya kalkması sorunları daha artırmaktadır. Zaten mahkemelerdeki miras davaları çok uzun sürmektedir.
Bu konuları dost meclislerinde konuşurken, insanların kardeşlerine ve akrabalarına çok ağır ifadeler kullandığına şahit olunmaktadır. Bunlara sabrın yanında duat etmeleri tavsiye edilir. Bazen deniliyor ki: “İşimiz duaya mı kaldı?”. Bilinmeli ki, dua çaresizlik değil, Allah’tan yardım istemektir. Dua ile insan, düşmanlık değil, hem kendisi hem de karşısındaki hakkında iyilik ister; bundan dolayı şeytana fırsat verilmez. Yani insanlarla -kardeşlerle akrabalarla- köprüler atılmaz, kalben irtibatın devam edilmesi istenir; bu da davranışlara yansır ve sorunlar daha rahat halledilebilir.
Dünya malı ve mülkü, insanların rekabet ettiği ve anlaşmazlıkların baş gösterdiği bir alandır. Hukuki, sosyal ve ahlaki düzenlemeler ve kurallar yetersiz kalınca miraslar kavgaların, küslüklerin odağı olmaktadır.