Osmanlı dönemi devlet merkezi olan İstanbul, Cumhuriyet’le birlikte başkent Ankara’ya taşınınca taşra haline gelmiştir. 1927 yılı nüfusu 806.863 kişi iken 1950’de 1.166.477 kişi olmuş, sürekli artışla -daha doğrusu göçle beraber- günümüzde resmi olarak 17 milyonluk nüfusuyla Türkiye’nin en büyük metropolü olmuştur. Nüfusun yaklaşık % 20’si İstanbul’dadır. Son yıllar itibariyle ülkenin gayrisafi yurt içi hasılasının %30’nu üretmekte, ithalat ve ihracatın ise % 50’sini kapsamaktadır. Yüz yıl önce ticaret hakim iken günümüzde emlak, turizm, iletişim, finans ve sanayide, ülkenin en büyük üretim merkezidir. Daha önce İstanbul Suriçi bölge ekonomi merkezi iken yıllar itibariyle ilçelerin sanayi ve ticaretteki yerleri farklılaşmış, nüfusları artmıştır.
İstanbul’daki iktisadi imkanlar kadar iktisadi ve diğer sorunlar da vardır. İstanbul gıda ve konut fiyatlarında yurt ortalamasından daha fazla artış yaşamaktadır. Zaten ülkemizde gıdanın tüketici sepetindeki payı yüksektir. ABD’de bu oran % 12,6 iken Türkiye’de bu oran % 29,94 olarak görünmektedir. Bu durum tedarik zincirinden tarım politikalarına ve kira artışlarına kadar pek çok sorunla ilgilidir. Böylece İstanbul’da yaşamanın maliyeti artmıştır. Bu durum ülke genelindede maliyeti artmıştır. Bu durum ülke genelinde maliyetleri artırmaktadır. Böylece içeride maliyet artışları olunca dışarıı ile rekabette zayıflığa doğru gidilmektedir.
İstanbul Ticaret Odası’nın, editörlüğünü Doç. Dr. Avni Ö. Hanedar’ın yaptığı “Cumhuriyet’in 100. Yılında Türkiye Ekonomisi ve İstanbul” adlı 294 sayfalık çalışması sekiz bölümden oluşmaktadır. Genellikle onar yıllık dönemlerle dünya, Türkiye ve İstanbul ekonomileri incelenmiştir. Böylece üç boyutlu bir karşılaştırma yapılması sağlanmıştır. Alt başlıkların daha detaylı olması okumayı kolaylaştırabilirdi.
Kitapta 1920-1930 döneminde Cumhuriyet’in kurulduğu dönem, 1930-1940 buhran döneminde müdahaleci ekonomide yerli üretim, 1940-1950 vergi ve karaborsa, 1950-1960 tarıma dayalı büyümede pahalık ve göç, 1960-1970 planlama dönemi, 1970-1980 ekonomik ve politik çalkantılar dönemi, 1980-2000 küreselleşme, tüketim ve krizlerde dışa açık ekonomi, ve son bölümde 21. yüzyılda büyük dönüşümler ele alınmıştır.
Artık İstanbul metropolü yerini; İstanbul, Tekirdağ, Kocaeli, Sakarya hatta Bursa’yı, belki Edirne’yi içine alan geniş bir megapole bırakmıştır. Buranın ekonomik ve idari konularını ayrı ayrı ele almakta yarar vardır. Belki Çin’e dış rekabet imkanı sağlayan hususlardan biri olan şehir ve bölge kümelenmesi üzerinde durmak gerekir. İstanbul’un Avrupa ve Asya’nın metropolleri ile rekabet etme imkanına sahip olması böyle çalışmalar yapmaya ihtiyaç duyulmasına inanıyoruz.