Ramazan, yalnızca oruç ayı değil, aynı zamanda Kur’an ayıdır. Mümin, takvaya ulaşmak için emredilen orucu eda ederken Kur’an’ı hayatının merkezine alır. Kur’an’la yüzeysel bir temasla yetinmez; onu sanki ilk defa nazil oluyormuş gibi bir heyecan, dikkat ve teslimiyetle okumaya gayret eder. Ramazan, Kur’an’la yeniden tanışma ve bu tanışıklığı sahici bir dostluğa dönüştürme zamanıdır.
Ramazan, şeytanların zincire vurulduğu bir aydır. Şeytanın etkisinin zayıfladığı bu dönemde insanın kulluk görevlerini yerine getirmesinin önündeki engeller büyük ölçüde kalkmıştır. Müminin yapması gereken, bu zincirleri çözmeye çalışmak değil; artan bir bilinç ve iradeyle Rabbine yönelmektir.
Oruç, Hayatın Tamamına Yansımalıdır
Mümine düşen görev, bu bereket ve imtihan ayını hakkıyla değerlendirmek ve imanını takva seviyesine yükseltmektir. Ramazan’ın manevî atmosferi gönülleri yumuşatır, kardeşlik ve yardımlaşma duygularını zirveye taşır.
Ramazan ayı yalnızca belli günlerde aç ve susuz kalmaktan ibaret görülmemelidir. Tuttuğumuz oruçlar; günlük yaşantımıza, hâl ve hareketlerimize, söz ve davranışlarımıza manevî bir inkılâp olarak yansıyorsa kıymet kazanır. Oruçlarımızı taklitten tahkike çıkarmalıyız. İmsaktan iftara kadar normalde helâl olan nimetlerin neden haram kılındığını idrak etmeli; orucu alışkanlıkla değil, Allah’ın rızasını kazanmak için tutmalıyız. Tuttuğumuz oruç, bütün uzuvlarımızda tesirini göstermelidir.
Oruç, mümine sorumluluk bilinci kazandıran ve onu kötülüklerden koruyan bir kalkandır. Resûlullah (sav) bu ahlâkî boyuta dikkat çekerek şöyle buyurmuştur:
“Her kim yalan söylemeyi ve yalanla iş görmeyi bırakmazsa Allah onun yemesini, içmesini bırakmasına değer vermez.” (Buhârî, Savm, 8)
“Nice oruç tutanlar vardır ki oruçtan nasibi sadece aç kalmaktır…” (İbn Mâce, Sıyâm, 21)
“Oruç bir kalkandır. Oruçlu, saygısızlık yapmasın, ahlâksızca konuşmasın. Eğer biri kendisiyle dövüşmeye veya sövüşmeye kalkışırsa, iki defa, “Ben oruçluyum.” desin.” (Buhari, Savm, 2)
Bu hadisler, orucun sadece bedeni değil; dili, kalbi ve davranışları da kuşatan bir ibadet olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Ramazan’ı hakkıyla idrak etmek; sadece sofralarımızı değil, sözlerimizi ve amellerimizi de arındırmaktan geçmektedir. Oruç, bizi Allah’a yaklaştırdığı kadar, insanlara karşı da daha adil, daha merhametli ve daha sorumlu kılmalıdır.
Dilimiz yalan söylüyor, gözümüz harama bakıyor, ayaklarımız haram yollarda dolaşıyor, boğazımızdan haram lokma geçiyor, ellerimiz haramla meşgul oluyorsa; vakitlerimizi boş ve faydasız işlerle dolduruyorsak ibadetlerimizde ciddi bir eksiklik var demektir.
İş, aile ve sosyal hayatta karşılaştığımız en küçük problemde öfkeye kapılıp kalp kırıyorsak; trafikte basit bir sebeple kavga ediyorsak tuttuğumuz orucu bir kez daha gözden geçirmemiz gerekir.
Allah’ın bir emri olan oruç için gün boyu aç ve susuz kalırken; diğer farzları ve ilâhî emirleri görmezden gelerek yaşamaya devam ediyorsak, orucun hayatımızda neden beklenen olumlu neticeleri doğurmadığını ciddi biçimde düşünmeliyiz.
Kaynak: Hüseyin TOPTAŞ
Ramazan-ı Şerif Teşrif Etti