YAZARLAR

Bizlerin bugün yaşadığı en büyük sıkıntılardan bir tanesi kendi beceri ve yeteneklerimizin farkına var(a)mamak. Hepimiz bu dünyaya bir hediye ile gönderiliriz. Rabbim bizi yaratırken kendi esmalarından ikram etmiştir. Kendi beceri ve yeteneklerimizin farkına varamamamız, kendimizi keşfedemememiz bizi mutsuzluğa götürür.
Ve o bize bahşedilen armağanların farkına varamadığımız zaman hayatta neden mutsuz, başarısız olduğumuzu sorgulayıp dururuz ki; bu adeta ayaklarımıza demir bir ağırlığın bağlanmasına benzer. Günümüz insanlarına bakın; farkına varamadığı için oradan oraya savrulup gidiyor.
Öncelikle bu ağırlıklardan kurtulmak, bu ağırlıkları kenara atmak lazım. İnsan çoğu zaman başkalarının mutluluğunu, sahip olduklarını ve değerini bir çıban gibi gözünde büyütür. Çocukluğumuzdan itibaren hep bir kıyas içinde yetiştirildiğimiz için gaflete düşüyoruz. İlk kıyası şeytanın yapıp, huzurdan kovulduğunu unutmayalım.
Oysa herkesin hayatının “en”leri vardır. Herkesin kendi hayatı en iyiyi, en güzeli, en şefkatliyi, en yetenekliyi içinde barındırmıyor mu? Neden kendi “en”lerimizi başka hayatların “en”lerinin yanına getirip küçültmeyi tercih ediyoruz?
Kendi hayatımıza ve değerimize odaklanmadığımız müddetçe sahip olduğumuz maddi manevi her ne varsa gözümüzde değersizleşecek. Büyük bir ağırlıkla yaşamaya başlayacağız.
O ağırlığı atmanın yolu; sevdiğimiz işi yapabilmek, mutlu olabileceğimiz işin, Allah’ın bize bahşettiği yeteneklerin farkına varabilmek ve bize verdiği armağanları görebilmektir. Eğer bunları görebilir, doğamızı, kendimizi keşfedebilir, iç dünyamıza yolculuk edip de yeteneklerimizin farkına varabilirsek ve bu minvalde kendimize bir yol haritası çizersek o zaman mutlu oluruz.
İki adam var diyelim. İkisinin de hedefleri aynı. Adamlardan bir tanesi hızlı koşan ata biniyor, bir öbürü inatçı bir katıra biniyor. Sürüklemeniz, vurmanız, kırmanız, diller dökmeniz, kandırmanız gereken yaşlı, inatçı bir katıra bindiğinizi düşünün. Hangisi önce hedefe varır? Bir tanesi ata atlamış dörtnala koşuyor, hedefine doğru her gün hızlı bir şekilde gidiyor. Ama öbürü her gün dil dökmek zorunda. Her gün geriye doğru gitmek isteyen katırı çekmek zorundadır. Bu adam mutlu olabilir mi? Bu adam huzurlu olabilir mi? Bu adam hedefine varabilir mi? Varsa bile yolun sonunda, o varana kadar yaşadığı süreçte huzurlu olma şansı var mı?
Hayattan zevk almak istiyorsak; önce kendi değerimizin farkına varmamız gerekiyor. Kendi tabiatımıza uygun olan her ne varsa, onunla meşgul olalım. Severek bir işi yapmak mı yoksa sevmeden nefret ederek bir işle uğraşmak mı? Tercih bizim. Biri bizi mutluluğa götürür, huzur verir, hayattan haz almamızı, başarılı olmamızı sağlar. Öbürü; her günümüzün karamsar, stresli, sıkıntılı, kaygılı geçmesine neden olur. Ruhumuz bizim kıymetlimiz. Onun bozulmasına müsaade etmeyelim.
Şu gezegende çok az insanın hayatı gerçek anlamda yaşadığına inanıyorum. Umarım farkında olup huzuru bulanlardan oluruz duasıyla. .

> Yeni Meram >Yazarlar > YETENEKLERİMİZİN NE KADAR FARKINDAYIZ?
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.