YAZARLAR

Çok partili demokrasi yönetimini benimseyip uygulayan dünya ülkelerinin tümünde, siyasal gerginlikler eksik değildir. Bu gerginliklerin bazen, olması normal sayılan seviyeleri aşarak zararlı boyutlara ulaşması halinde, ülkenin başkanı, (veya cumhurbaşkanı) tarafları biraraya getirerek ortak akıl çerçevesinin dışına çıkılmasını ve ülkenin yüksek çıkarlarının tehlikeye girmesini önler.

1946 daha doğrusu 1950 yılından beri ülkemiz de çok partili demokrasi yönetimi vardır. 1960,1971,1980,1997 yıllarında kısa süreli askeri işe karışmalar olduysa da, ülkemiz yaklaşık 70 yıldır, bu çok partili demokrasiyle yönetilmektedir ve çok sayıda genel, yerel seçimleri (yaklaşık 43) büyük katılım yüzdeleriyle (yaklaşık % 80) gerçekleştirmiştir. Bu övünülecek bir durumdur.

Bütün bunlar güzel şeyler fakat ne var ki, ülkemizde bilhassa son yıllarda siyasal partiler arasındaki zıtlaşma çok arttı. İktidar partisiyle ana muhalefet partisi liderleri birbirleriyle hiç görüşmedikleri gibi, birbirlerine nezaket ve saygı dışı, aşağılayıcı, küçük görücü hitaplarda bulunuyorlar. Bu durum doğal olarak, sokaktaki insanlarımızı etkiliyor ve onların tartışmaları da, siyasal patronlarınki gibi düzeysiz oluyor. Bu durum da, başta ekonomi ve güvenlik olmak üzere, ülkenin büyük sorunlarını daha büyük yapıyor. Ortak akıl, sağ duyu, milli duygular, yurtseverlik adeta altımızdan kayıp gidiyor. İnsanlarımız kendilerini, geçimlerini, geleceklerini güvende hissedemiyorlar. Bir ülke için vahim bir durum.

İşte böyle durumlarda ülkenin başkanı (cumhurbaşkanı) devreye girmek, bütün siyasal parti yetkililerini toplayarak, “ayağınızı denk alın, ülkenin halini görmüyor musunuz, barışın, konuşun, çözüm üretilmesine yardımcı olun“ demek durumundadır. Bunun için de iktidarın, ülke sorunları hakkında başta ana muhalefet olmak üzere, muhalefete bilgi vermesi ve onlarla istişare etmesi gerekir.

Şimdi gelelim günümüze. Seçimle gelen bir Başkanımız (Cumhurbaşkanımız) var. Başbakanlık kaldırıldı. Bu başkan hem iktidarın sorumlusu ve siyasal partinin başkanı, hem de ülkenin Cumhurbaşkanı. Bütün icraatından TBMM’ ne ve millete karşı sorumlu. Muhalefet partileri görevleri gereği, yanlış buldukları icraatlardan dolayı Başkan’ın yakasına yapışıyorlar. Başkan da canı sıkıldığı zaman, “ne oluyorsunuz bakalım siz, ben cumhurbaşkanıyım, yavaş olun, aksi takdirde hesabını sorarım.” Diyor.

Muhalefet partilerinin karşılarında, aynı kişi canı istediği zaman, ülkenin sorumlu başkanı, istemediği zaman ülkenin cumhurbaşkanı. Türk siyasal hayatı bir demokrasi karışıklığı yaşamaktadır. Aynı kişinin yeri geldikçe muhalefet partilerini kıyasıya eleştirmesi, icap ettikçe de, ülkenin yüksek çıkarları için hepsini bir araya getirerek, ortak akıl önermesi çoğu zaman mümkün olmuyor. Türkiye bugün bu güçlüğü yaşıyor. Böyle bir sistemin buluşunu kim yaptıysa bununla övünemez. Tarih hükmünü verecektir.

Saygılarımla.

> Yeni Meram >Yazarlar > UZLAŞTIRICI BAŞKAN (CUMHURBAŞKANI)
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.