YAZARLAR

İlk bakışta on harfli, dört heceli bir kelime olarak okuruz. Peki tutumluluk bir kelime mi, kavram mı? Bu soruya toplumumuzun %80’inin vereceği cevap “kelime” olacaktır. Aslında “tutumluluk” bir kavramdır, öyle ki açılımı onlarca ciltlere sığmayacak kadar da zengindir. Kavramla kelime arasında ne fark vardır? Her kavram aynı zamanda bir kelimedir ama her kelime bir kavram değildir. Kelime sadece kendini tanımlayan tek bir anlamdan ibarettir. Armut bir kelimedir, sadece kendini ifade eder. Kavram değildir.
Tutumluluk; en az sarfla en yüksek verim almak demektir.
-Mutfak gideriniz en az olacak, en iyi şekilde besleneceksiniz. Bunun için beslenme kavramını da bileceksiniz.
-En az miktarda su harcayacaksınız, en iyi şekilde temizleyeceksiniz. En az sulamayla en yüksek verim alacaksınız. Bunun için suyun kaynağını, depolanmasını, korunmasını ve kullanılmasını da bileceksiniz.
-En az yakıtla en yararlı/fizyolojik düzeyde ısınacaksınız. Bunun için yakıtın kaynağını, teminini, korunmasını, kayıplarını bileceksiniz.
-En az elektrik sarfıyla en iyi/sağlıklı şekilde aydınlatacaksınız. Bunun için elektriğin/enerjinin kaynağını, teminini, korunmasını, tüketimini bileceksiniz.
Sokağa çıksak 15-25 yaş arası, 25-40 yaş arası, 40-55 yaş arası, 55 yaş ve sonrası popülasyondan kesitler alsak, “tutumluluk” kavramının yaşam alanı içindeki yeri konusunda analitik istatistik yapsak, nasıl bir sonuç çıkar? Sosyal yaşamımın hemen hemen tamamı toplumun bütün kesim ve kesitleriyle iç içe geçmiştir. Yukarda bahsettiğim birinci grup yaş aralığının %95, ikinci grup yaş aralığının %80, üçüncü gurubun ise %60 oranlarında tutumluluk kavramının yaşam biçimlerinin dışında olduğunu görürüz. Dördüncü grubun ise tamamına yakınının bu kavramın yaşamına hakim olmasını istediğini ancak aile bireylerine, gençlere etkili olamadığını ifade ettiklerini görürüz. Ben buradan sosyolog akademisyenlerimize “Toplum ve Tutumluluk Bilinci” konulu analitik bir çalışma yapmalarını hararetle öneriyorum. Çalışma sonuçlarından elde edilen veriler “israf, savurganlık, yoksulluk, kıtlık” hastalıklarının sebep ve sonuçları hakkında çok sağlıklı bilgiler verecektir. Bir başka ifadeyle insanlığın sonunu hazırlayan tüketim çılgınlığı hastalığının teşhis ve tedavisi konusunda yeni fırsatlar yaratacaktır. Tutumluluk bilinci nasıl kazandırılmalı, nereden başlanmalı, devletimizin bu konuda politikaları var mı?
Şimdi bu soruları irdeleyelim.
İnsanların kişilik gelişim süreçleri vardır. Kişilik gelişiminin en etkili formatı davranış öğretisidir. Bu öğreti üç yaşından itibaren başlar. En etkili olduğu süreçler, 6-9 ve 9-15 yaş arası süreçlerdir. Çocuklar bu yaşlarda yakın çevrelerinden rehberler, rol modeller seçerler. Davranışlarını bütünüyle fotoğraflar, beyindeki inaktif nöronları sinapslayarak/bağlantılandırarak amigdal/anı çekirdeğine kayıt ederler. Hayatın ileri dönemlerinde bu kayıtlar davranışa dönüşür. Hatta bireyin karakterini belirleyecek kadar kişiyle özdeş davranışlar haline gelebilir. Misafirperver, cömert bir ailenin çocuklarının cömert ve misafirperver olması gibi. Bireyi tanımlayan davranışlar kümesine karakter/kişilik diyoruz. Bunlar fenotipik karakterlerdir. Eğitimle değişebilirler. Ancak değişime oldukça dirençlidir. Hırsızlık, canilik, sahtekarlık gibi sayılabilecek onlarca karakter/ kişilik bozukluklarının zemininde, kişilik gelişme sürecindeki yanlış davranış öğretilerinin kayıtları vardır. Doğru davranış öğretilerinin birinci kaynağı ailelerdir. Bu kaynak doğaldır. O halde doğru karakter/kişiliğe sahip bir toplum oluşturmanın yolu, ebeveynlerin eğitimiyle işe başlamadan geçer. Eğitim ve öğretim müfredatımızın mentalitesine baktığımız zaman gördüğümüz gerçeğin öğretim öncelikli olduğunu görüyoruz. Eğitim ise müfredatımızda oldukça cılız kalmıştır. Çünkü eğitim bütüncül davranış öğretisidir. İnsan beyni kısa, orta ve uzun süreli bellek havuzlarıyla donatılmıştır. Kişi bu havuzlardaki bellek sermayelerini kullanarak rotasını belirler. Bunları şunun için anlattım. Biz tutumlu bir toplum oluşturmaya istekli miyiz, değil miyiz? İstekliysek “tutumluluk”, eğitim sistemimizin müfredatında “davranış öğretisi” ilkesine dayalı yerini almalıdır. Uygulanmalı saha eğitimi şeklinde, tiyatrolaştırılarak, animize edilerek bütün eğitim ve öğretim kademelerimizde yerini almalıdır. Ayrıca görsel medya etkili bir şekilde kullanılmalıdır. Tüm kanallarda kamu spotu olarak zorunlu tutumluluk programları uygulanmalıdır. Tutumluluk kapsamı çok geniş tutulmalı, yaşamın her alanına ait örneklemeleri içermelidir. Peki devletimizin bu konuda politikaları var mı? Son zamanlarda bazı doğru uygulamalara şahit oluyoruz. Ancak asla yeterli değildir.
-Sıfır atık projesi çok doğru bir projedir.
-Marketlerde ve AVM’lerde plastik poşet yasaklanması çok doğru bir projedir.
Peki neler yanlış gidiyor?
-Kamu binalarımız yenileniyor. Gerçekten son derece güzel, çok ferah, çok cömert alanlar olduğunu görüyoruz. Boşalan binalar yıllarca boş bekliyor. Özellikle üst düzey bürokratların odaları çılgın bir alan israfı içinde. Birkaç yıl veya ay içinde boşalacağı belli bir binada geniş kapsamlı tadilatlar yapılıyor, milyonlar harcanıyor.
-Bazı kurumlarda müdürlere tahsis edilen makam araçları konusunda israfın olduğunu, sınırlamalar getirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
-Bazı açılış vb. programlarda kokteyl, havai fişek gibi unsurların israf olduğunu, hatta bütün alanlarda yasaklanması gerektiğini düşünüyorum.
Ayrıca havai fişeklerin atmosferi zehirlemekte olduğu ve pek çok ciddi kazalara neden olduğu bilinmektedir. Devletimiz bütün birimlerinde tutumluluk uygulamalarını yapmalı, topluma da bu konuda yaptırımlar uygulamalıdır. Tutumluluk konusunda toplumun her bir bireyi sorumluluk bilincine sahip olmalıdır. Önce her aile bireyi kullandığı peçeteden, tükettiği sudan, harcadığı deterjandan, mutfak giderinden tüm tüketim unsurlarına kadar bir limit belirlenmelidir. Bu aynı zamanda o ailenin bütçesini oluşturmalıdır. Daima harcamalarında öncelikleri olmalı ve harcamalarını buna göre yapmalıdır. İşte o zaman mutluluğa bir adım daha yaklaşılmış olacaktır. Buradan devletimizin yetkili ve etkili makamlarına sesleniyorum. Başta devletimiz kendi kurumlarında olmak üzere, topyekûn “TUTUMLULUK” seferberliği başlatmalıyız, okullarımızın müfredatına ders olarak koymalıyız. Unutmayalım ki; mutluluk kapısının kilidini açan anahtar “TUTUMLULUK “tur.

> Yeni Meram >Yazarlar > TUTUMLULUK
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.