YAZARLAR

Açık plan ofisi öldü mü? Gökdelenler hayatta kalabilir mi? Telefonlarımız ışıktan kahve siparişine kadar her şeyi kontrol edecek mi? Hayalimizdeki ev hangi fonksiyonları barındırdığında bizi tatmin edebilecek? Asansörleri temassız nasıl kullanabileceğiz?

Artık her birimiz sosyal olarak mesafeli “öz-tecrit” içinde yaşıyoruz. Dükkanlar kapalı, ofisler terk edilmiş ve kent merkezleri sessiz. Tüm bunlar olurken belli ki Korona sonrası yaşadığımız konutlarımızdan ve işyerlerimizden olan beklentilerimiz de değişecek. Artık eskisi kadar yoğun bir şekilde birlikte yaşamak, açık plan ofislerde çalışmak ve asansörlere binmek istemeyebiliriz.

Tasarım dünyasının korona ile imtihanı

Artık tasarım ajansları enerjilerini, binaların gelecekteki salgınların yayılmasını önlemeye nasıl yardımcı olabileceğini hayal etmeye, iç mekanların ve kamusal alanların düzenlenmesinden yüzey kaplamalarına kadar nasıl olması gerektiğini düşünmeye harcıyor. Görünen o ki özellikle işyerleri ve ofislerde ciddi değişiklikler bizleri bekliyor. Bu aynı zamanda çalışma şeklimize de yansıyacaktır. Belki de artık şirketler tüm çalışanlarını tek bir yere koymak yerine, başka çözüler arayacak, hatta diğer şirketlerle de fazla yakından ilişki içerisinde olmayacaklar. Elbette 1950’lerin ofis anlayışı olan hücresel birimlerde çalışmak ya da buna geri dönmeyi önermek bugün için mantıklı değil ama artık açık ofis anlayışının değişeceği de bir gerçek. Bir diğer gerçek de artık daha fazla açılır pencere ve havalandırma sistemlerine maruz kalacağımız.

Ünlü mimarlık ofisleri, artık daha geniş koridorların, kapıların ve bölümlerin ve merdivenlerin yer alacağı yeni tasarımların hayat bulacağını savunuyor. Son yıllarda mimari tasarımlarda sıkça yer alan “mekan akışkanlığı” nın artık yeni tasarımlarda o kadar da yer almayacağı öngörülüyor.

Ofis mobilyalarının ölçüleri son yıllarda oldukça azalmıştı ama koronadan sonra insanlar artık birbirlerine çok yakın oturmak istemeyeceklerinden, artan ofis mobilya ölçüleri tekrar tasarıma dahil olacak. Ofislerde kişi başına düşen asgari alanın mevzuatlarla yeniden belirlenmesi, aşırı kalabalığı önlemek adına asansör ebatlarının yeniden düzenlenmesi ve doluluk oranlarını azaltabilmek için daha büyük galeri ve lobilerin tasarlanması zorunlu hale gelecek.

Hem ofisler hem de konutlar için “süper yüksek” kulelerin eski cazibesinin ve çekiciliğinin kalmadığını şimdiden görüyoruz.

Bir tasarım ofisinin korona sonrası süreç için öngördüğü projede, binada çalışanlar nadiren elleriyle bir ere temas etmek zorunda kalıyorlar, asansörler bir akıllı telefondan çağrılabiliyor, ofis kapıları hareket sensörleriyle çalışıyor ve yüz tanıma özelliği kullanılarak otomatik açılıyor.

Sokaktan iş istasyonuna kadar toplumsal tüm hizmetlerde doğrudan teması ortadan kaldırmayı hedefleyen tasarımcılar, panjurların, ışıklandırmanın, havalandırmanın ve hatta kahve siparişinin akıllı telefondan kontrol edilebileceğini savunuyorlar.

Bugün de COVID-19 salgını, mimarlar ve tasarımcılar arasında yeni tasarım teorilerinin tartışılmasını başlatmıştır. Architectural Digest’e göre birçok tasarımcı ve mimar, bulaşmaya karşı tedbir amaçlı kamusal alanlarda sesle çalışan asansörler, ahizesiz ışık anahtarları ve cep telefonu kontrollü otel odası girişi gibi otomatik ve dokunmasız teknolojilerin uygulanmasını beklemektedir.

Konutlarımız artık yemek yeme, uyuma gibi temel günlük ihtiyaçların yanı sıra egzersiz, eğlence, izole olmadan odaklanma alanlarının olduğu bu sistem, ihtiyaca göre şekillenebilen esnek bir tasarım sunmak zorunda. Hızla değişen dinamik ortama cevaben üretilen “açık plan daireleri” yeni bir alternatif sunuyor. Ünlü bir mimarlık ofisi tarafından tasarlanan konut gün, gece ve oyun modu sunuyor. Gün boyu modelinde bölünmüş çalışma mekanı ve mutfağıyla yaşam ve yemek yeme imkanları sunan sistem, gece modunda, yaşama mekanında yer alan hareketli bir duvar ile, ikinci bir yatak odası oluşturabiliyor. Oyun moduna da uyarlanabilen daire, eğlence, toplantılar ya da grup dersleri için geniş bir açık alana dönüşebiliyor.

Hollandalı Tasarım firması olan Studio Prototype da yeni bir konut önerisi hazırlayan mimarlık ofislerinden. Firma, özellikle virüs kaynaklı hastalıklarla başa çıkmak için tasarlanmış bir sağlık tesisi olan Vital House’u tasarladı. Prefabrik ünitelerden oluşan “Hayati Ev”, hastalar tecrit halindeyken, ziyaretçileriyle görüşebilecekleri özel bir iletişim odası içeriyor.

Sanal ortamda uzaktan çalışmanın pandemi döneminde ne kadar etkili olduğunun kanıtlanmasına paralel olarak, açık ofis tasarımlarının yeniden ele alınacağı yakın bir zamanda karşılaşacağımız bir gerçek olarak karşımıza çıkacaktır. Sosyal mesafe artık sade açık kamusal alanlarda değil, yarı kamusal ve özel alanlarda, ofis ve çalışma ortamlarında da bir tasarım paradigması olarak karşımıza çıkacağa benziyor. Sürdürülebilir kentsel tasarım, insanları kamusal alanları daha çok ev gibi düşünmeye teşvik ederek bulaşıcılık vektörlerine (çöp, kirlilik, aşırı kalabalık) karşı koymada yardımcı ve rehber olabilirken, yeni tasarım anlayışı daha derin bir küresel aidiyet duygusu geliştirebilir. Komşuluk ilişkileri ve sanatsal ihtiyaçların karşılanma biçimlerinin de sosyal ve kültürel yaşam üzerinde etkileri olacaktır. Artık insanlar 1000 kişilik konserlere gitmek yerine, sanat ihtiyaçlarını daha küçük ortamlarda karşılayan tercih edecek, bu da yeni kültürel ve sosyal mekanların oluşmasına öncülük edecektir.

> Yeni Meram >Yazarlar > KORONAVİRÜS SONRASI MİMARLIK
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.