YAZARLAR

Rahman kâinatı yaratmış ama dünyayı ayrı bir konuma yerleştirmiştir. Milyonlarca varlık yaratmış ama kendine muhatap olarak insanı seçmiştir. Eşrefi mahlûk olarak yaratılan, halifem dediği insan ruh ve beden olmak üzere iki varlıktan oluşuyor.
Rabbimiz insanı yaratırken; “Kendi ruhumdan üfledim” diyor. Öyleyse hepimiz Allah’tan bir parça taşıyoruz. Bu akıl almaz bir lütuf. O zaman insanla konuşurken Allah ile iletişim kurduğumuzu tahayyül etsek, yaşam kalitemiz yükselmez mi? İnsanı muhteşem bir huzur kaplar ve huzurun olduğu yerdir Cennet aslında.
Egolarımızın savaşmadığı, kavgaların, kargaşaların bittiği, herkesin birbirine saygı duyduğu, yuvalarımızın sevgiye dönüştüğü bir dünyada kim yaşamak istemez ki ?
Ne diyordu Hz Mevlana : “ Sen, sen de kimin misafir olduğunu bilseydin, hiç üzülmezdin.”
“Özü bulmak, içe dönmek” gibi kavramları duymuşsunuzdur. Aynada gözlerinizin derinliklerine bakıp
canı gönülden ‘merhaba kendim’ dediniz mi hiç?. “Kendini bilen Rabbini bilir” diyor Peygamberimiz.
Sır burada gizli aslında. Önce kendi değerimizi bilmeliyiz.
Peki, ‘kendi ruhumdan üfledim’ dediği insan, kendi ruhunu nasıl besleyecek? Ayeti kerime de “Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur” buyruluyor. Bunun temelinde özümüzde Allah’tan bir parça bulunması yatıyor. Çünkü bizim insan olarak DNA’larımıza kodlu ayarlarımız bu temele göre kurgulanmış. Bir adım Yaratan’dan uzaklaşınca ayarlarımız altüst oluyor ve dahi huzur bulamıyoruz.
Özümüzden uzaklaştıkça toprağından koparılmış çiçeklere dönüyoruz. Kendi ikliminden ayrılıp, başka toprağa diktiğiniz çiçeğin boynu bükülür. Ruhlarımızın da öyle olduğunu düşünüyorum.
Günümüz şartlarında artık paramız var, en güzel evlerde oturuyoruz, en lüks araçlara biniyoruz, dünyanın dört bir tarafını dolaşıyoruz fakat yine de mutlu değiliz, ruhumuzu doyuramıyoruz.
Doymayan ruhsa her zaman huzursuzdur. Huzursuzluğun olduğu yer ise cehennemdir.
Peki, ne oldu bize? Nerede yitirdik güven duygumuzu? Ailemize, akrabalarımıza, komşumuza, iş arkadaşlarımıza güvenmiyoruz. Neden peki? Çünkü biz beslememiz gereken ruhumuzun asıl beslenme kaynaklarını bir kenara bıraktık. Farklı arayışlara girdik, beğenmedik.
“1400 yıl önce söylenen emirlerin günümüzde geçerli olması mümkün mü?” dedi insanlar.
Bu nedenle hayatımızın ben merkezine Allah’ı ve Resulünü koymayı başaramadık. Kendimizi sözde ‘ileri görüşlü’ insanlar olarak tanımladık. “Yeni şeylere ihtiyaç vardı” nasılsa.. Biz aklımızla da doğruyu
bulabilirdik!. Rotamız şaştı, ruhumuz doğru kaynaktan beslenmeyince sakat kaldı.
Bugün ruhlarımızı parayla, makamla, güçle beslemeye çalıştık. Sonuç; doyumsuz nefsimizin elinde esir kaldık.
‘Ya Rabbi oradan oraya yaprak gibi savrulan ruhlarımızı Sen dinginleştir. Ey kalpleri evirip, çeviren
Allah’ım. Kalplerimizi Senin dinin üzerine sabit kıl.’
Amin..

> Yeni Meram >Yazarlar > GURBETE ÇIKAN RUHLARIMIZ
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.