YAZARLAR

Ülke olarak, 2018 yılının Ağustos ayının ortalarından bugüne doların yükselmesiyle başlayan ekonomik sıkıntıyı hemen her alanda, her sektörde, her hanede, çarşı-pazarda hissetmemek, o kadar büyütülecek bir şey değil diyebilmek mümkün mü?
Bir yıla yaklaşan süreç içerisinde bu yangın sönmedi. Ne fiyatlar geriledi, ne çarşı-pazarın yükü hafifledi, ne de piyasalar derin bir oh …çekebildi!
Ekonominin kontrol altına alındığını, insanların rahatladığını söylemek zor!
Ateş düştüğü yeri yakar misali, koşar adım ilerleyen işsizlik rakamları, her şeyin üzerine tuz-biber ekmiş durumda.
Çare bu yaraya iyi bir neşter vurmaktan geçiyor.
Neşter vurulacak vurulmasına da ne zaman?
Eskiden ölen ölür, kalan sağlar bizimdir diye bir laf vardı.
Bunu bugün; “batan batar, çıkan çıkar, kurtulan kurtulur, geriye kim ayakta kalırsa onlar yaşamaya devam eder” diye dillendiriyorlar!
Vatandaş bu sıkıntıyı iliklerine kadar hissederken, sıkıntısını anlatacak, paylaşacak en azından onu dinleyecek birilerini arıyor.
Bu tansiyonun düşmesi lazım!
Ekonomik sıkıntı yokmuş gibi, insanlar işten çıkarılmamış gibi, çarşı-pazar fiyatları kanatlanıp uçmamış gibi, dar gelirli, emekli, asgari ücretli kara-kara düşünmüyormuş gibi, ortalık güllük gülistanlıkmış gibi nasıl davransın bu insanlar!
Her şey meydanda…
Gelir belli, gider belli…
İnsanların kafası terelelli…
Esnafın yüzü aylardır gülmüyor.
Veresiye defterleri kabarık!
Alacaklı alacağını alamıyor, borcu olan borcunu ne yapsa ödeyemiyor!
Ekonomik sıkıntı, en çok anne ve babaları vurdu…
Yaz aylarının bazı sebze ve meyve fiyatını düşürmesi teselli gibi olsa da, fiyatı yerinde olan ürünler, özellikle kuru bakliyat, yağ, beyaz et ve kırmızı et fiyatlarının yanına yaklaşamıyor insanlar.
Mutfak yangınlarını siyasilerin ve yöneticilerin görmesi, duyması ve insanlara kulak vermesi gerekiyor!
Mutfak ateşi lafla, “-ecek ve –acak” diyerek sönmüyor.
Tuzu kuru olanlar için, dolar şu kadar olmuş, çarşı-pazar fiyatları bilmem nerelere varmış, mutfaklarda yangın varmış, önemli mi?
Tok açın halinden bilmez diyen atalarımız, adeta bugünleri işaret etmişler!
Ne yapsın insanlar? Derdini dinlemesi gerekenler, dinlemiyorsa, gider dinleyecek olanlara anlatır!
Zaten yapılanda o…
Yarın, geldiler de dinlemedik mi, bizde dinlerdik, neden gelmediler, neden kapımızı çalmadılar diyenler olabilir!
Olabilir amma; Çaldığımız hangi kapıyı açtınız! Hangi telefona baktınız! Hangimizi dinlediniz! Gibi sorulara da cevap vermek pek kolay olmayacak!
Yine yarın, o dertli insanların kapısını siz onlardan önce davranıp çalsaydınız, bunlar olmazdı, bu hallere düşmezdiniz denileceğinden zerrece şüpheniz olmasın!

İSRAF DEYİNCE EKMEĞİ GEÇEN YOK!
Sofralarımızda ekmek olmadan ne gözü, nede karnı doyan bir millet olarak, ekmek bitti mi, kalmadı mı, şu ekmeği getir gözümün önüne koy diyenler yine bizlerden başkası değil!
Hem evlerimizde, hem lokantalarımızda yapılan ekmek israfını bir düşünün, inanın bir Konya daha doyar bu israf karşısında…
Bunu ülke çapında düşündüğünüzde, kaç fakir ve yoksul ülkenin ekmek ihtiyacı karşılanır Allah bilir!
Ekmek dışında, sebze ve meyve konusunda ki israfımızda dillere destandır.
İsraf konusunda kimse elimize su dökemez diyenler kesinlikle espri filan yapmıyorlar! Yıllar geçtikçe, daha egoist, daha bencil, çok daha fazla kendimizi düşünür olduk.
İki kişilik, bilemediniz üç kişilik bir aile, sebze ve meyve almalara doyamıyor. Bir kilo alacağına, üç-beş kilo almak neyin nesidir bilen var mı?
Market arabalarını tepeleme dolduranların fazladan aldıkları neler yok neler!
Kimi bir kilo meyve alamaz, kimi aldıklarını kokutur, çürütür çöpe atar!
Para benim değil mi, keyif benim değil mi, alırımda, atarımda, çürütürüm de, kimseyi ilgilendirmez diye konuşanları, atıp-savuranları da az dinlemedik!
Bilinçli alışveriş diye bir kavram bizi sarmıyor, isyan ettiriyor. Alışveriş çılgınlığı denen, tüketim çılgınlığı denen, o cazibesi ve çekiciliği yüksek market çağrılarına dayanabilene aşk olsun!
Her hanede, bir sevdalısı, bir aşığı, bir bağımlısı mutlaka var!
Siz bu israfa su ve elektrik israflarını da dahil edin…
Zaman israfını ise ne siz dile getirin, ne de bizler…
Lakin, ekmek israfına derman yetecek gibi değil… Sadece ekmek tasarrufu yapmaya gitsek, bu ülkede ne fakir-fukara kalır, ne garip -guraba nede dilenci.

SAKLI CENNETLERİNDEN HABERİ OLMAYAN ŞEHİR!
Bu şehre kaşif gözüyle bakacak insanlara acilen görev tevdi etmek ve onları göreve davet etmek gerekiyor! Gerekiyor amma, biz böyle insanları lafla sevip-överken onlara kestirmeden yol verme konusunda, ihtisas yapmışız!
Bu şehir kültür olarak, turizm olarak keşfedilmeyi, saklı turizm cennetlerinin acilen ortaya çıkarılmasını bekleye bekleye gözleri yollarda kalalı çok oldu!
Şehrimizde saklı turizm cennetleri olduğunu ara ara dile getirdik, yazan kardeşlerimiz oldu. Bu saklı cennetleri fark etmesi gerekenler, işin ucundan tutması gerekenler, tanıtımını, ulaşımını, konaklamasını düşünmesi gerekenler “çabalama Kaptan ben gidemem” türküsünü çağırmaktan ne bıktılar, ne usandılar!
Yer köprü şelalesi bir saklı cennet bu şehirde…
Kilistra saklı bir başka cennet!
Çatalhöyük dünyanın bildiği tanıdığı, bizim turizm cenneti olduğuna bir türlü aklımızın ermek istemediği bir başka boynu bükük cennet!
Meke gölüne dünyanın nazar boncuğu diyorlardı, nazarlara biz mi getirdik, kıymetini hiç bilemediğimiz bu güzel köşe, hepimize birden mi küstü, merak dahi etmedik.
Şehrimiz içinde var olan cennet misali güzelliklerin, hangi birinin tam olarak fakına varmak istedik?
Kendi şehrinin merkezinde ne var, ne yok bilmeden yaşamak nasıl bir duygu?
İşte biz bu duyguyu yaşıyoruz!
Bilmiyoruz, bilmediğimiz ve araştırmadığımız içinde şaşırıyoruz!
Sille’yi en nihayetinde anladık, tanıdık ve kabullendik, onayladık!
Meram, garip, biçare, yalnız, eski günlerini özleyen bir değerimiz! Ne çağıl-çağıl akan Meram deresi var, ne Meram son durağın neşesi…
Gül hazin, sümbül perişan, bağ-ı zarın şevki yok denilen bir manzara…Sille’nin Meram’ı geçmesi, üstüne üstlük tur bindirmesi son yılların değişik bir göstergesi…
Parklar, bahçeler, lalezarlar, güller, menekşeler teselli babından bir manzara oluşturmaktan dahi çok uzaklar!
Yeşil Konya’nın, kentsel dönüşümlerle, başı dönmüş, başı hem de iyi döndürülmüş hali, betonlaşmaya giden, beton sitelerin balkonlarında ki botanik bahçe işgüzarlığından sonra, yeşile hasret Konya olduğumuzu görmek istemeyenlere ne desek, ne anlatsak kafi gelir acaba?

> Yeni Meram >Yazarlar > EKONOMİK SIKINTIYI HİSSETMEK!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.