YAZARLAR

“Oku!” emrini “diploma al” diye anlamış olmanın bedelini sanırım ağır ödüyoruz.
Diploma kelimesi mana itibariyle ‘oku’ nun çok ötesine geçmiş durumda günümüzde.
Sorgulayıcı, analitik düşünmeye teşvik eden eğitimden ziyade ilk, orta hatta yükseköğretimde ezberci, eleştirmeyen, sorgulamadan uzak bir model ile eğitimimizi tamamlıyor ve mezun oluyoruz. Son dönemlerde bunun ötesine geçme gayretleri yok değil, çalışmalar takdire değer ancak gayretin çok daha fazlası gerekli.
Genellemeden sakınarak her üniversite ve öğrenci için aynı şeyi söylemeyeceğim ancak göz ardı etmememiz gereken gerçek şu ki diplomayı kaliteli bir eğitim ve öğretimin çok ötesinde gördüğümüz. Ön lisans, lisans, yüksek lisanstan tutun da doktora eğitimlerine kadar diploma sevdasıyla refleks gösterdiğimiz gerçeği de var. Sözde kariyer, iyi bir iş, prestij, saygı…vs.
İşin diğer üzücü yanı bu eğilimde olanlara fırsat veren eğitim kurumlarının da olması…
Ülkemizde üniversite sayısındaki artışa seviniyoruz. Şuan üniversite sayısı 200’ünün üzerinde. Bilen ile bilmeyen arasındaki makasın daralmasında üniversiteler tabii ki önemli. Ancak derinlemesine baktığımızda üniversitelerimizin nicelliğini avantaja dönüştürmediğimiz ortada. Bunu nereden mi anlıyoruz? Üniversite sayımıza nazaran bilimsel bilgi üretimimiz ve üretilen bilginin teknolojiye dönüştürülmesindeki durağanlığımız, bilimsel bilgi üretiminde nerede olduğumuzun açık bir göstergesi değil mi?
Niceliği, niteliğe çevirmeyi başarabilmeliyiz.
Bilgi üretim fakirliğimizi fikir zenginliğine dönüştürmeliyiz.
Evren kentlerin hakkını verip, eğitimdeki kalitemizi uluslararası standartlara taşımalıyız.
Diploma vermekten de öte üniversitelerimizin asli görevleri olduğunu unutmamalıyız.
Üniversitelerimizin, ait oldukları ülkenin sorunlarına bilimsel çözüm üreten, sorgulayan, analitik düşünebilen, toplumun sorunlarına duyarlı, ihtiyaçlarının karşılanmasında bilgiyi üretmekle kalmayıp toplumun kullanımına da sunabilen yapılar olduğunu hatırlamalıyız.
Bugün kaç üniversitemizle bunu yapabiliyoruz?
Kuruluşta bu maksatla yola çıksalar da gelinen noktada itibariyle bu amacını yerine getirebilen kaç üniversitemiz var?
Ticari kaygıyla hareket eden, diploma odaklı eğitimi önemseyen üniversite anlayışla bilimsel bilgi zor gibi…
Bugün dünyaya yön veren ülkeler petrol zengini, önemli yeraltı kaynaklarına sahip ülkelerden öte, bilim üreten, proje üretip fikir satan, teknolojiyi en iyi kullanan ve bilim adamlarına sahip çıkıp, değer veren ülkeler.
Hedefimiz de bu olmalı.
Bilim üretme hedefiyle ibreyi kendimize döndürebilmeyi başarmalıyız.
Tematik alanlarda özelleşerek, kendine belirlediği AR-GE odaklarıyla yine kuracağı teknokentlerde araştırmalar yapıp, projeler üretip, bilimsel bilgiyi teknolojiye dönüştürebilmeliyiz. Bunu başarabilen üniversiteler yok değil!
Bilgiyi raflardan indirip, kullanıma sokabilmeliyiz.
Bilim insanları olarak birbiriyle uğraşmayı, çekememezliği, kıskançlığı bir kenara bırakıp bilim insanı duruşuyla ülkemiz, dünya için seferberlik ilan etmeliyiz.
Uluslararası bilimsel ligde seyirci olmaktan ziyade sahaya inip iyi bir oyuncu olarak ter dökmeliyiz.
Tarihimizde bu olmadı mı?
Bu kültür ve coğrafya bilimden sanata önemli bilim insanlarıyla dünyanın seyrine yön vermedi mi?
Üzerinde yattığımız hazinenin farkına varıp harekete geçmeliyiz.
Bunu başarabiliriz…
Bilime sevdalanıp, ülkemiz ve dünya sorunlarıyla dertlenmeli, zihinsel geviş getirmeliyiz.
Diplomanın kişiye değil, kişinin diplomaya değer kattığını bilmeliyiz…

> Yeni Meram >Yazarlar > Diploma sevdasıyla zor!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.