YAZARLAR

Gazetemiz tarafından düzenlenen bir gezi aracılığı ile Eşrefoğlu camisine girmiş bulunduk. Tabi ki güzelliği ve etkileyiciliğine kelimeler yetmez.700 yıl önce ahşabın bu kadar teknik ve estetik kullanabilmesi beni her seferin de şaşırtıyor ve büyülüyor.
Hep kafamda dönen bir soru oraya girdiğimde tekrar canlanıverdi; biz şu an böyle bir yapıyı neden yapamıyoruz?
Bu sorunun cevabı tek bir kriter ile ele alınamaz. Teknik, sosyolojik, psikolojik açıdan ele almak gerekir. Biraz durup düşünmek ve düşündürmek istiyorum.
Şimdi konumuza neden şuan böyle bir yapıya kavuşamadığımızın cevabını vermeye çalışarak başlayalım.
İlk cevabım şu olacaktır; betonarme ve müteahhitler… Betonarme hızı, işçiliğin az olması gibi etkenlerde dolayı çok tercih ediliyor fakat bu kolaylıklar bilinçsiz ve düzensiz kullanımla birleşince ortalığa beton yığınları çıkıyor. Betonarme karşıtı değilim fakat ülkemizde yapılan çalışmalara bakıyor ve karşıtı olmaya bir adım daha yaklaşıyorum. Kitapta yazan kurallar var, betonarme belli süreler beklenir ve test edilir. Biz de süreç doğru mu işliyor? Hayır! “Havalar iyi ya, 3 günde beton donar(!) “ Betonun donması nasıl bir şey bilmesem de bu terimi de duymuşluğum vardır. İşte böyle olunca da ülkemiz estetikten yoksun beton yığınına döndü. Ülkede çok demir katınca daha sağlam olduğunu düşünen müteahhitler olduğu sürece ne bu yapılar düzelir ne başka şeyler…
İkinci cevabımız bu işi yapacak usta olmaması… Zanaatı ile öne çıkmış ustalar mevcuttur; fakat bunlar kaç tane ki? Artık insanlar böyle bir usta arayışında da değil zaten. Bakıldığında aranan usta kriterleri daha farklı; işine zamanında gelsin, ucuz olsun, çok çalışsın… Ne ustalar tarafından bu yetenekli eller aranıyor ne de müteahhitler… Ustalara saygımız sonsuz; fakat şunu söylemeden de geçemeyeceğim. Şuan piyasa da ya her işi bildiğini iddaa eden ya da ben o işi böyle yaparım diyen ustalar ile dolu. Bu iş bir zanaat ve zanaatlar seneler ile kazanılır. Şuan sektöre bakıldığında 18’li yaşlarda ben ustayım diyen gençlerle dolu. Ustalık ahşapları birbirine çakıp üstüne beton dökme ile olamaz. Ustalık şöyle bir baktın mı her şeyi görme ile olur. Durum böyle olunca zanaatkar ustalarımızın da değeri kalmıyor, işler yarım yamalak bir bitsin de satalım mantığın da ilerliyor.
Üçüncü cevabım ise sabır… Herkes etkileyici eski bir yapı gördüğünde aynı kelimeleri döküveriyor ağzından: Vay be ne ustalar varmış, ne mimarlar varmış! Herkes Mimar Sinan’ı övüyor ama sabrı için Kanuni’yi kimse anmıyor. Şimdi böyle bir olay mümkün mü ki? ‘Hemen bir beton dökelim ardından duvarlar bitsin, ince işçilik falan derken hemen bitsin yahu… anlayıver ustam!’ En iyi usta işi hızlı bitirendir(!) Her işte sabır edip güçlüklere göğüs germek gerekir. Sektörde böyle mi? Cıkk! Şu söz bizim için ne acıdır! Duymayanınızda yoktur. ‘Para olsun ben bu apartmanı 3 ayda bitiririm.’ Şuan bile karnıma bir taş oturtan bu söz işe gösterdiğimiz özeni ve sabrı gösteriyor. Evet 3 ayda biter ama nasıl biter? Cevap dahi vermeye gerek yok.
Diğer yandan biz mülk sahipleri de böyle olduk. Bir ev için kim senelerce bekler. Ustalar bulunacak, el emeği verilecek, beklenecek… Bunlar bizim de zorumuza gidiyor. Paramız varsa bir ev alıyoruz yoksa kooperatife giriyoruz. İşte oldu bitti.
Cevaplar dediğim gibi çok, böyle uzar gider fakat burada asıl değinilmeyen kritik şudur. Toplum neden Eşrefoğlu Cami gibi bu yapıdan etkileniyor da ona kavuşmak için adım atmıyor? Bunun sosyolojik altyapısını girilmesi gerekiyor. Hayat artık 700 yıl öncesinden çok daha farklı… Daha hızlı, daha çok tüketim odaklı, daha kıymetsiz bir şeyler…
Zaman, para, hırslar bizleri bu yapılara itti. Artık evler ne kadar büyükse o kadar lüks artık evler ne kadar yüksekse o kadar görkemli… Dönüp bir bakalım o beğenmediğimiz eski evlerimizde ki konfora ve estetiğe. Ellerimizle oyup işlediğimiz ahşap dolaplara, pencerelere merdivenlere… Ellerimizle boyadığımız o duvarları, o eski küçücük evlerin girişlerinde ki etkileyiciliği durup bir düşünelim. Her lüks olan pahalı olmak zorunda mı? Ellerimizle yaptığımız o evde ki lüksü hiçbir zaman bulamayacağız.
Tek yapman gereken dur ve duyularını aç. Seni rahatsız eden sese ne kadar da çok alışmışsın dinle! Derin bir nefes çek mesela… Havayı kokla!
Kendimizi, ruhumuzu ve vücudumuzu tanımadıkça o betonu ev sanmaya ve övmeye devam edeceğiz!

> Yeni Meram >Yazarlar > Daha çok beton!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.