YAZARLAR

Değerli Okurlar,
Akıllı telefon deyince aklınıza ilk gelen uygulamayı söyleyin desem alacağım cevap kesinlikle WhatsApp olurdu. Hatta öyle ki yeni nesil akıllı telefonların veritabanında direk yüklenmiş halde karşılaştık bu uygulamayla. Nasıl olsa kullanacağımızı bildiklerinden bizi sonradan yükleme zahmetinden bile kurtarmışlardı sağ olsunlar! Ama şunu da kabul etmek lazım, gerek yaygın kullanımı gerekse uygulamanın kolay ve anlaşılabilir olmasıyla hayatımıza oldukça kolaylaştırdı bugüne kadar. Kişisel kullanımı bir kenara bırakalım, kurumsal olarak da iş dünyasının önemli bir parçası haline geldi zamanla. Örneğin, gazetemizde dahil olmak üzere hemen hemen her basın kuruluşunun haber yapmak için “WhatsApp ihbar hattı“ var mesela. İşletmelerini kurumsal bir yapıya kavuşturmak ve bu kimlikle müşterilerine ulaşmak isteyenler için “WhatsApp Business“ ücretsiz bir şekilde kullanılabiliyor. WhatsApp Web aracılığıyla ise karekod okutarak telefonunuzda kullandığınız hesabınıza bilgisayar üzerinden erişim sağlayarak verilerinizi bilgisayarınıza indirip çıktı alabiliyor veya saklayabiliyorsunuz. Yani maille filan uğraşmıyorsunuz, hem hızlı hem kullanımı daha kolay. Tüm bunları geçip uygulamanın resmi makam ve mevkilerdeki etkinliğini de tek cümleyle belirteyim “adli vakalarda WhatsApp görüntü ve konuşmaları delil niteliği taşıyabiliyor. “Kısacası bir kesimin sadece dedikodu mecrası olarak kullandığı bu uygulama, bir kesimin ise iş dünyasındaki sağlam bir iş ortağı olmuş durumda. Buraya kadar her şey normal gibi görünse de aslında normal olmayan çok şey var. İşte bu anormal durumlar yazımızın bugünkü konusunu oluşturacak ve aslında nasıl bir döngünün içinde bulunduğumuz gerçeğini sizlerle paylaşmaya çalışacağım.
24 Şubat 2009 tarihinde Jan Koum ve Brian Acton tarafından ABD’nin Kaliforniya eyaletinde kurulan WhatsApp uygulaması, 2014 yılında ise Facebook tarafından 19 Milyar dolar karşılığı satın alındı. Aynı şekilde 2012 yılında da Instagram uygulamasını da 1 Milyar Dolar karşılığında satın alan sosyal medyadaki başkahramanımız Mark Zuckerberg‘in amacı tüm bu uygulamaların sahibi olmak ve sistemi tekelleştirmeyi çalışmaktı. Peki tekelleştirince ne mi olacaktı? Tüm reklam gelirleri başta olmak üzere tüm gelirler kendi şirketine kalacak, ( sadece Facebook’un 2017 yılı reklam geliri 40 milyar dolar ) elindeki veriler günden güne çoğalacak, veri kaynağı olarak sadece kendi şirketi ön planda olacak ve toplanan verilerin nerede ve ne şekilde kullanılacağına sadece kendisi karar verebilecekti. Nitekim 2018 yılında Facebook’taki veri sızıntısı nedeniyle ABD Senatosunun önünde ifade veren Zuckerberg verilerin sızdırıldığını kabul etti ve bu hata için özür dileyerek güvenlik açığının bir daha yaşanmayacağı garantisini verdi. Hatta ironik bir şekilde Senatör Whip Durbin’in “Dün gece hangi otelde kaldınız? Geçen hafta kimlere mesaj attınız? sorularına cevap vermeyen Zuckerberg kendi hayatını sır gibi saklarken, Senatörün “Sanırım her şey bundan ibaret , gizlilik hakkınız“ cümlesinin doğruluğunu da o sorulara cevap vermeyerek kabul etmiş oldu. Özetle konumuza dönecek olursak Facebook şirketine bağlı herhangi bir uygulamaya 2018 yılından önce üyeliğiniz varsa kişisel verilerinizin çoktan üçüncü kişi ya da kurumlara aktarılmış olması muhtemel. Peki Whatsapp’a gelen bu son güncellemeyle amaç nedir? Amaç, işi tamamen yasallaştırmak ve verilerin Facebook’la paylaşılmasını sağlamaktır. Yani Facebook şirketinin bir kez daha güvenlik skandalıyla karşı karşıya kalmaması ve ben bunun için kullanıcılardan izin aldım diyebilmesidir. Ama burada herkes tarafından atlanılan küçük bir nokta daha var “kişisel veri“ kavramının tam olarak neleri kapsadığı durumu. Telefon numaramız, doğum tarihimiz, kullandığımız telefonun markası, konum bilgimiz vb. gibi bilgiler kişisel verilerimizdir. Paylaşılmak için izin istenen bu bilgilerimizdir, yani konuşmalarımızdaki uçtan uca şifreleme olayı değişmiyor, üçüncü kişi ya da kurumların erişmesi gibi bir durum söz konusu değil. Nitekim konuyla alakalı WhatsApp tarafından da açıklama yapıldı. Ha tabi 2018 yılındaki skandaldan sonra ne kadar güvenilir orası tartışılır.
Bir diğer husus ise WhatsApp’ ın bu güncellemesiyle birlikte ortaya çıkan kişisel veri kaygımız için geç kaldığımız gerçeğidir. Çünkü “Atı alan Üsküdarı çoktan geçti “ biz farkında olmadan. Bilgisayar programcıları daha aşinadır, yeni bir program kuracaklarında “accept , next , i agree“ seçenekleriyle karşılaşırlar ve çoğu programcı o üstte yazan sözleşmeyi okumadan onaylar geçer. Bir sürü İngilizce ya da Türkçe fark etmeksizin bir şeyler yazar ve kimse onu okumaya tenezzül etmez. Sonuç olarak o program o bilgisayara lazımsa, geri kalan her şey teferruattan ibarettir. İşte bunun bir benzeri de akıllı telefonlardaki uygulamalarımız için geçerli. Yeni bir uygulama kurarken “bu uygulama şu bilgilerinize erişme izni istiyor“ uyarısı alırız, bakmadan onaylar geçeriz. Çünkü o uygulama bize lazımdır, ve bir an evvel yükleyip kullanmak isteriz. Durum böyle olunca onay verdiğimiz her uygulamayla kişisel verilerimizin daha çok dağıldığının farkına varamadık bugüne kadar. Telefonunuzun uygulamalar kısmına gidip hangi uygulamanın hangi verilerinize eriştiğinizi gördüğünüzde eminim ki ne demek istediğim çok daha iyi anlaşılacaktır. Peki kişiler verilerimizi nasıl koruyacağız? Bu sorunun ise tek bir cevabı var “akıllı telefon kullanmamak“ ve bunun yanında tüm sosyal paylaşım sitelerinden uzak durmak. Bu çözümün dışında akıllı telefon kullanıp, hiçbir uygulama kullanmasanız bile yine fark etmeyecektir. Parmak iziyle ve yüz tanıma sistemiyle açılan tuş kilidi, konum özelliği gibi telefonun kendi özelliğinde olan uygulamalar bile kişisel veriler için risk teşkil etmektedir.
Özetlemek gerekirse bizler için iki seçenek var değerli okurlar; birincisi verilerimizi kimle paylaşmak istiyoruz ona karar vereceğiz. Yani WhatsApp kullanarak ABD ve Marc Zuckerberg’le mi, Telegram kullanarak Rusya’yla mı yoksa bir başka uygulama kullanarak başka bir ülkeyle mi paylaşacağız? Bunun seçimini ilk etapta yapabiliyoruz. Ha sonradan verilerimiz başka ülkelere veya kurumlara sızdırılırmış ona yapabileceğimiz bir şey yok. İkincisi ise akıllı telefonlarımızı çöpe atıp, eskisi gibi tuşlu telefona dönmek olabilir. Zira modern çağda insanlara çip takmaya zaten gerek yok, akıllı telefonumuz varsa zaten çipin en alâsını ceplerimize, çantalarımızda taşıyoruz. Ve küçük bir notla yazımı sonlandırmak istiyorum. Hiç kimse hiçbir uygulamayı bize tabiri caizse babasının hayrına ücretsiz kullandırmaz. Eğer bir ürüne para ödemiyorsanız ürün sizsinizdir.

Saygılarımla

> Yeni Meram >Yazarlar > Bir ürüne para ödemiyorsanız, ürün sizsinizdir
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.