YAZARLAR

“Bilim insanı” dendiği zaman, düşüncemizde, bakışımızda, davranışımızda uyanan, adını siz koyun, saygı, dikkat, imrenme, takdir vs gibi olumlu (pozitif) duygular, zamanımızda artık uyanmıyor gibi geliyor bana. Eğitime, dolayısıyla bilime önem veren her uygar toplum ve hatta her uygar insan, normal olarak bilim insanlarına da önem verir, bilim insanlarına yukarda bahsettiğim olumlu duygularla yaklaşır.
Günümüzde, bilhassa sosyal medyada, çok sık olarak her kademede, dr., doçent, prof. unvanlı akademisyen ve bilim insanlarına rastlıyoruz. İtiraf etmem gerekirse, onların söz ve yazılarına daha bir dikkatli yaklaşıyorum, daha dikkatli dinliyorum. Ne var ki her defasında da, aradığımı bulamıyorum. “Ne arıyorsun ki, bulamıyorum diyorsun”, diyebilirsiniz. Hemen söyleyeyim: Bilhassa siyasal konularda, onlardan nesnel (objektif), yani gerçeklere dayalı, duygusallıktan uzak, bizleri aydınlatıcı, sade bir şekilde bilimsel yaklaşımlarla dolu konuşmalar bekliyoruz. Fakat bir de bakıyorsunuz, bir TV panelinde, bir profesör, üstelik rektör, bir partiyi öylesine gerekçelerle (argüman) savunuyor ve övüyor ki, sanırsınız ki bu zat, o partinin ilçe başkanı. Karşı tezi savunanlar da bu sn. rektöre inat aynı sertlikte cevap veriyorlar. Böylece siz, o panelde, zıtlaşma, inatlaşma ve niteliksiz ifadeler dolu bir tartışmayla karşılaşıyorsunuz. Bu kibirli rektörü seyrettikçe de, “kibir edeni Allah alçaltır, alçak gönüllüyü yükseltir” hadisi aklımıza geliyor. Hz. Mevlana’nın “şaşı göz hiçbir şeyi tek göremez” sözünü de unutmayalım. Bir ilim insanı, nasıl bu kadar şaşı bakacak halde kendini siyasal akıma kaptırır. Yunus Emre’miz ise bakın ne demiş: “İlim, ilim bilmektir, ilim, kendin bilmektir.”
Öte yanda, bazı tıp profesörleri, gece-gündüz, onlarca TV kanalında, halk dilinde kocakarı ilacı denen, faydalarının kesin olduğunu söyledikleri, birtakım merhem ve tabletleri tanıtıyorlar ve satıyorlar. Konuşmalarına, Latince tıp terimlerini de katarak ve anlaşılması zor ama ballı ifadelerle insanlarımızı inandırıyorlar (tabir uygunsa, kandırıyorlar) satış yapıyorlar. Buyurun, ilim insanlarımızın bu yaptıkları simsarlık değil midir?
Ülkemizde 200’e yakın üniversite, yaklaşık olarak 165 bin öğretim elemanı, bunlar arasında, 22 bin profesör (6 bini kadın) ve 15 bin doçent (5 bini kadın) var. Profesörlerimizin, ilim insanlarımızın, bilhassa kadın profesörlerimizin, özellikle tıp alanındaki başarılarını duyuyoruz. Üniversite sayımız çok olmasına rağmen, laboratuar miktarı ve Ar-Ge (araştırma-geliştirme) bütçeleri yetersiz durumda. Ama bir nokta var ki, bütün bilimsel laboratuar ve araç-gereçleri, kitap olan, siyasal, sosyal ve hukuk ilimleri profesörlerimizin, hala kendilerini nesnel (objektif) düşünmeye ve davranışa alıştıramadıkları hususu neye bağlanabilir? Ülkenin içinde bulunduğu hukuksal ve demokratik sıkıntılar mı acaba? Ülkemizin yaşadığı, siyasal ve sosyal sıkıntılarda, üniversitelerimizden en ufak bir ses, bir görüş duyamıyoruz. Bu normal midir? Bir muhalefet başkan adayına hoş geldiniz diyen dekan, anında görevden alınırsa, bu nasıl bir ortamdır? Anlayamıyoruz. Saygılarımla.

> Yeni Meram >Yazarlar > BİLİM İNSANLARIMIZ
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.