Ali İset

Çocuklarımızı büyütürken çocukluklarını mı çalıyoruz?

Ali İset

Bir çocuğun geleceğini inşa etmek, onun bugününü yok saymakla mümkün değildir.

Bazen bir kitap insanın karşısına yalnızca okunmak için değil, kendisine ve yaşadığı topluma yeniden bakmasını sağlamak için çıkar.
Ailece Okuyoruz projesi kapsamında gerçekleştirilen çalışmada belirlenen Müjdat Ataman'ın Açılın Ben Çocuğum adlı kitabı da benim için böyle bir anlam taşıdı. 
Şermin Yaşar gibi güçlü bir  kalemin kendisinden övgüyle bahsettiği bu kitap, insanın eğitim alanında daha derinlemesine bilgi sahibi olmasını sağlıyor. 
Kitabın adı bile yetişkinlerin dünyasında kendisine yeterince yer bulamayan çocukların sessiz çığlığı gibi…
Çünkü biz yetişkinler konuşmayı, anlatmayı, öğretmeyi ve yönlendirmeyi çok seviyoruz. Fakat aynı ölçüde dinlemeyi, anlamayı ve bir çocuğun dünyasına onun gözlerinden bakmayı başarabiliyor muyuz?

Çocuk yetiştirmekle çocukluğu yaşatmak arasında çoğu zaman gözden kaçırdığımız ince bir çizgi var.

Bugün ailelerin önemli bir kısmı çocuklarının geleceği için büyük fedakârlıklar yapıyor. Daha iyi bir okul, daha iyi bir eğitim, daha iyi bir meslek ve daha iyi bir hayat… Bütün bu beklentiler ilk bakışta son derece masum ve anlaşılır. Ancak burada üzerinde düşünmemiz gereken bir mesele var: Çocuğumuz için kurduğumuz gelecek hayalleri, onun kendi hayallerine ne kadar yer bırakıyor?

Kimi zaman çocuklarımızın ne olmak istediğini değil, ne olması gerektiğini konuşuyoruz. Hangi mesleği seçeceğine, nasıl davranacağına, kimlerle arkadaşlık edeceğine, hatta boş zamanını nasıl değerlendireceğine kadar uzanan bir yetişkin müdahalesi söz konusu. Çocuğun kendi dünyasını keşfetmesine fırsat vermeden onun adına bir hayat tasarlıyoruz.

Sonra da neden kendi kararlarını veremediğini, neden özgüveninin gelişmediğini veya neden sürekli başkalarının onayını beklediğini merak ediyoruz.

Oysa çocuk, anne babasının yarım kalmış hayallerini tamamlamak üzere dünyaya gelmiş bir proje değildir. O, kendine ait duyguları, düşünceleri, kabiliyetleri ve keşfedilmeyi bekleyen bir dünyası olan ayrı bir insandır.

Bir çocuğun başarısını ölçerken karnesindeki notlara bakıyoruz da kalbindeki kırgınlıkları ne zaman fark ediyoruz?

Eğitim meselesini yalnızca okul sıralarına ve akademik başarıya indirgemek de bu sorunun önemli bir parçası. Çocuk okulda bilgi öğreniyor, evde kurallarla karşılaşıyor, toplumda ise kendisinden beklenen rolleri tanımaya başlıyor. Bu üç alan arasında sıkışan çocuk, zamanla kendisi olmaktan çok başkalarının beklentilerine uygun bir insan olmaya çalışabiliyor.

Öğretmenin beklentisi, anne babanın arzusu ve toplumun başarı ölçütleri arasında kalan bir çocuğun kendi sesini duyabilmesi her zaman kolay değildir.

Burada aileye düşen sorumluluk, çocuğu her istediğinde serbest bırakmak değil; onun kişiliğini ezmeden sınır koyabilmek, yanlışını gösterirken onurunu incitmemek ve doğruları öğretirken soru sorma cesaretini elinden almamaktır.

Çünkü disiplin ile baskı, rehberlik ile tahakküm, sevgi ile sahiplenme birbirinden farklı şeylerdir.

Meselenin bir de toplumsal ve ahlaki boyutu var. Çocuklarımızı nasıl yetiştirdiğimiz, aslında nasıl bir toplum istediğimizin de göstergesidir. Sürekli rekabet eden, başkalarıyla kıyaslanan, hata yapmaktan korkan ve onaylanmak için yaşayan çocuklardan nasıl özgür düşünen, sorumluluk sahibi ve vicdanlı bireyler yetiştireceğiz?

İnsanın fıtratını anlamadan eğitim üzerine konuşmak, toprağın özelliklerini bilmeden tohumdan ürün beklemeye benzer. Her çocuğun kabiliyeti, mizacı ve gelişim süreci aynı değildir. Bir çocuğun çiçek açtığı yerde diğerini de aynı mevsimde çiçek açmaya zorlamak, gelişimi hızlandırmaz; aksine onun kendi zamanına yabancılaşmasına neden olabilir.

Belki de yetişkinler olarak en çok öğrenmemiz gereken şey, çocuklara sürekli bir şeyler öğretmeye çalışırken onlardan öğrenebileceğimiz hakikatleri gözden kaçırmamaktır. Bir çocuğun merakı, samimiyeti, hayret etme yeteneği ve dünyaya henüz kirlenmemiş gözlerle bakabilmesi, yetişkinliğin telaşı içinde kaybettiğimiz pek çok değeri bize yeniden hatırlatabilir.

Açılın Ben Çocuğum kitabının adı etrafında düşünürken insanın zihninde şu soru beliriyor: Çocuklarımız gerçekten kendilerini ifade edebilecekleri bir dünyada mı büyüyor, yoksa bizim onlar için hazırladığımız dünyanın içine mi sığmaya çalışıyor?

Belki de artık çocuklara biraz daha fazla konuşma alanı açmalı, biraz daha az hüküm vermeli ve onları anlamak için biraz daha fazla çaba göstermeliyiz.

Unutmayalım; çocuklarımızın geleceği yalnızca onlara bıraktığımız imkânlarla değil, bugün onlara yaşattığımız çocuklukla da şekillenecek.

Çünkü bir çocuğa güzel bir gelecek bırakmanın ilk şartı, ona güzel bir çocukluk yaşatabilmektir.

Yazarın Diğer Yazıları