Ali İset

Altın meyve veren ağaç

Ali İset

Vaktiyle uzak bir ülkede, yoksul bir adam yaşarmış. Adam günlerce doğru dürüst yemek bulamamış; açlıktan ve yorgunluktan bitkin düşmüş. Sonunda dayanamayarak bir armut çalmış.

Fakat hırsızlığı kısa sürede ortaya çıkmış. Adamı yakalayıp cezalandırılmak üzere padişahın huzuruna çıkarmışlar.

Padişah öfkeyle sormuş:

— Neden hırsızlık yaptın?

Adam başını önüne eğmiş:

— Efendim, çok açtım. Açlığa dayanamadım. Bir armut çaldım ve yedim. Beni bağışlayın.

Sonra birden aklına bir şey gelmiş gibi devam etmiş:

— Fakat eğer beni bağışlarsanız, size öyle bir hediye vereceğim ki paha biçilemez.

Padişah şaşırmış:

— Senin gibi yoksul bir adamın bana verebileceği ne olabilir?

Adam cebinden armudun çekirdeğini çıkarmış:

— Bu çekirdeği toprağa ekerseniz, altın meyveler veren bir ağaç yetişir.

Padişah ve huzurundakiler gülmeye başlamışlar.

— Madem öyle, ek de görelim şu altın meyveleri, demiş padişah.

Adam bu kez ciddi bir tavırla:

— Ben ekemem padişahım.

Padişah şaşırmış:

— Neden?

— Çünkü ben hırsızlık yaptım. Bu çekirdeği ancak hayatı boyunca hiç hırsızlık yapmamış, hiç kimsenin hakkını yememiş ve hiç yalan söylememiş biri ekebilir. Aksi hâlde çekirdek altın meyve vermez.

Sonra padişaha dönmüş:

— Bu nedenle bu tohumu ancak sizin ekmeniz gerekir.

Padişah bir anda susmuş.

Çünkü adamın söylediği şey, basit bir armut çekirdeğinden çok daha ağır bir anlam taşıyormuş.

Bir süre düşündükten sonra:

— Ben padişahım, bahçıvan değilim. Bu tohumu vezirime ver, o eksin, demiş.

Adam tohumu vezire uzatmış.

Vezir bir anda huzursuz olmuş:

— Efendim, ben tarla ve bahçe işlerinden anlamam. Yanlışlıkla tohumu ziyan ederim. Bence hazinedar eksin.

Hazinedar da geri durmuş:

— Ben de bu işlerden anlamam. Başkasının ekmesi daha uygun olur.

Böylece çekirdek elden ele dolaşmaya başlamış.

Kimi bahane bulmuş, kimi işi başkasına havale etmiş.

O sırada padişah, etrafındaki devlet adamlarına bakmış.

Az önce küçücük bir hırsızlık yapan adam karşılarında duruyormuş; fakat hiç kimse o tohumu toprağa koymaya cesaret edemiyormuş.

Çünkü herkesin içinde, başkasının bilmediği bir hesap varmış.

Padişah sonunda hırsıza dönmüş:

— Sen bizi nasıl bir imtihana soktun böyle?

Adam sessizce cevap vermiş:

— Ben yalnızca bir armut çaldım padişahım. Siz ise hepiniz bir çekirdeği ekmekten korktunuz.

Padişah bir süre sessiz kalmış.

Sonra cebinden bir altın çıkarıp adama vermiş.

Ardından çevresindeki devlet adamlarına bakmış. Onlar da sessizce ceplerinden birer altın çıkarıp adama vermeye başlamışlar.

Padişah sonunda gülümseyerek:

— Haydi git. Bugünlük hepimize yetecek kadar ders verdin.

Adam saraydan çıkarken arkasında bir armut çekirdeği bırakmıştı.

Fakat o çekirdek toprağa değil, insanların vicdanına düşmüştü.( Anonim)

Ve hikâyenin asıl sorusu şuydu:

Bir toplumda hırsızı bulmak kolaydır. Peki emaneti teslim edecek kadar temiz bir el bulmak ne kadar kolaydır?

Belki de bugün asıl mesele, kimin ne aldığı kadar, emanetin kimin elinde olduğudur.

Çünkü devletin en büyük hazinesi altın değil, güvendir.

Ve güvenin kökü, temiz ellerde büyür.

Yazarın Diğer Yazıları