YAZARLAR

Bir gün bu dünyadan göçtüğünde ardından “mekanın cennet olsun” denilmesini istiyorsan, makamın cennet olmayacak arkadaş!
Bu gözler neler gördü!
3 Kasım 2002 seçimlerinden 15-20 gün sonrasıydı. Gönüllü olarak danışmanlığını yaptığımız Konya eski milletvekili Halil Ürün’ün TBMM’deki odasında yalnız başıma oturuyorum. Halil Bey, Genel Başkan Yardımcısı olmuştu ve genel kuruldaydı…
Bir adam geldi, Halil Bey’i sordu. “Yok, beklersen yarım saate gelir” dedim. “Olur” dedi, bekledi. Beklerken de sohbet ettik. Bolu ya da Düzce taraflarında bir yerin Orman İl Müdürü veyahut şube müdürüymüş, tam hatırlayamadım. Orman Genel Müdürü olmak için siyasi destek istemeye gelmiş…
Halil Bey gelince halini anlattı yeniden. Sayın Ürün, kimseye yapmadığı gibi bu kişiye de söz vermedi, adam cevabını aldıktan sonra kalktı gitti…
Biz daha o vakitler devleti tanımıyoruz, müdürlük nasıl alınıyor, ne şekilde veriliyor bilmiyoruz. Demek ki ‘Görev istenmez verilir’ düsturu sadece kitaplarda yazıyor, makamlar istenilerek elde ediliyor dedim…
Demek ki neymiş, Ankara’da vekilleri gezerek, tanıdıkları devreye sokarak bir yerlere geliniyormuş. O adam istediğini aldı mı, bir yerlere genel müdür oldu mu bilmiyorum, ama işte böyle “emmi, dayı” diyerek bir makama gelenlerin o makama geldikten sonraki yaptıklarıyla ilgileneceğiz bugün…
Evvela iki üç hafta kenarda köşede ne kadar tanıdık varsa “Hayırlı olsun”a gelecek, oda çiçek bahçesine dönecek. Milletin ayağı kesilmeye başlayınca yeni müdürümüz önce masayı, sandalyeyi, sonra perdeyi ve duvarları kendi zevkine göre değiştirecek. Bütçesi varsa arabayı da ilk fırsatta değiştirecek, tabi şoförü, sekreteri, danışmanları da…
Bu görevde ne kadar kalacağı belli değilken çalışma ortamını cennet köşesine çevirecek ya, işte ben bu tiplere diyorum makamını cennet yaptı, ama -ahiret- mekanını sıkıntıya soktu diye…
Üst düzey birini, sürekli Ankara’da olmasına karşın, İstanbul’da da bir makamı olan birini biliyorum. Daha o göreve gelir gelmez Ankara’daki makam baştan aşağı değişti, yetmedi belki görevi boyunca iki saat bile vakit geçirmeyeceği İstanbul’daki makamı da en pahalısından yenilendi. Taaccüple karşılamıştım, ama durum bu gerçekten. Bir de alınan mobilyalar en pahalısından seçiliyor. Evine alırken hesaplı olsun diye kıvranan makam sahibimiz, makamına en baba markalardan gözünü kırpmadan donatıyor her yeri…
Hadi onlar Ankara’da, İstanbul’da diyelim, taşrada böyle şeyler olmuyor mu? Hem de nasıl…
Konya’da 80 metrekarelik makam odasını en pahalısından mermerle donatanı gördüm, işin garibi yeni odasında iki üç ay ancak kaldı, tayini çıktı gitti…
Bakanlıkların il müdürlüklerinde, belediyelerimizde de oluyor böyle şeyler. Hasbelkader birine verin bir makam da görün. Kimseyi kırmak istemiyorum, ama geçici bir yere bile milyonları gözünü kırpmadan harcayan filinta gibi bürokratlarımız var.
Masalar, sandalyeler vb. eşyalar ekonomik ömrünü bitirinceye kadar kullanılmalı, zaruret kesbedince değiştirilmelidir, ancak hepimiz biliyoruz böyle olmuyor…
Millet hizmet beklerken, koltuk takımlarını yenilemekle, makam arabasını değiştirmekle uğraşanların mekanları cennet olamaz, olmamalıdır da zaten. İlahi adalete ters işler bunlar…
Yola çıkarken Hazreti Ömer gibi olmak istediğini söyleyip etkili-yetkili makamlara gelince Ümeyyeoğullarına evrilen ne kişiler tanıdım. İsim veya kurum belirtmeden, kimseyi rencide etmeden bu hastalıklı ruh halinin kötülüğünü anlatmaya çalıştım. Siz bunların kim olduklarını görüp duruyorsunuz…
Allah bizi dünya makamını değil, ahiret mekanını cennet yapan kullarından eylesin.

> Yeni Meram >Yazarlar > Makamın cennet olsun!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.