YAZARLAR

Türkiye’nin istikrarlı bir şekilde büyümesi bazı ülkelerde hazımsızlığa neden oldu maalesef. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanından sonra ülkemiz savaş yaralarını hızla sarmaya başladı. Daha sonra da muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma adına uğraş veriyor. Kalkınmada en büyük ivmeyi de tek başına iktidarlar döneminde yaşadı. 1950 seçimlerinden öncesini demokratik bir zemine oturtmak ne kadar uygun olur bilemiyoruz. “Açık oy gizli tasnif” antidemokratik kuralların işlediği seçimler ne kadar meşrudur okurlarımızın takdirine bırakıyoruz.
Daha sonraları 14 Mayıs 1950 genel seçimlerinde merhum Adnan Menderes başkanlığındaki Demokrat Parti %52.68’lik oy oranı ile tek başına iktidara gelmiş ve hizmet ivme kazanmıştır. Ondan sonraki hükumetlerde koalisyonlarla idare yoluna gidilmiş, tek başına iktidarlar döneminde de Türkiye atak yapmış ve kendi bölgesinde güç haline gelmiştir. Coğrafi ve siyasi haritada hep geçiş noktalarında kalmışız. Türkiye, Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlarken Hristiyan Avrupa ile Müslüman Asya ülkelerini de birbirine bağlamıştır. Avrupa ülkelerinden Bosna Hersek’i müstesna tutuyoruz. Diğer taraftan da su ve petrolün üzerinde oturan bir coğrafya, tarihi Mezopotamya içerisinde kalan tarihte medeniyetlerin beşiği bir güzel ülkede olmuşuz.
Bu engin atmosferde oturan Türkiye’nin düşmanları da fazlasıyla olmuştur ve olacaktır. Kalkınmamızı istemeyen güçler istikrarlı bir Türkiye istemeyip kendisine tabi olan idareleri murat etmektedirler. Onlara göre, Türkiye koalisyonlarla idare edilmeli. Mali ve idari açıdan dışarıdan direktif almalı. IMF borcunun devam ettirilmesi akabinde de içişlerine müdahalenin önü açılmalı. ‘Borç alan emir alır’ özdeyişinin uygulanması. Hatta bu ülkenin içerisinde ve dışarısındaki oluşturulacak problemlerle Türkiye’nin boş gündemlerle avutulması. Karar aşamasında direktiflere uyumun sağlanması. Uluslararası karar aşamasındaki toplantılara Türkiye’nin çağrılmaması ülke içerisinde sudanvari, ağaçvari bahanelerle gezi zekalıların kışkırtılması.
Ülke dışında da binlerce tırdan oluşan nifak silahlarının sınıra konuşlandırılması, yeni oluşumlar için de fırsat kollanması. Ancak bunların hesapları tutmadı.
Türkiye’miz Suriye’de, Irak’ta, Azerbaycan’da, Akdeniz’de, Kıbrıs’ta, Libya’da … Yedi kıt’ada bulunması gereken her yerde var; var olmaya da devam edecek, etmeli de. Türkiye’nin bölgesinde güç olması birilerinin hoşuna gitmedi. Kendilerinin güçlü görmek istedikleri ülkeler geri planda kaldı. Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemi ile koalisyonlar devri de kapandı inşallah. Türkiye ferasetli yönetimi ile güneyindeki güya müttefiklerinin kirli oyunlarını çözdü. Diğer taraftan Akdeniz’in bazı güçlerin kullanımlarından çıkartılarak bölge ülkelerinin ya da Akdeniz’e sınırı olan ülkelerin söz sahibi olduğu bir iç deniz olmalı. Kadı ki Libya ile Türkiye’nin bağları yeni değildir ve tarihidir. Türkiye dün de bugün de sömürü amaçlı olarak Akdeniz’de, Libya’da ve Cezayir’de değildir.
Bu ulvi ülke hizmet odaklı çalışır ve çalışacaktır. Bunun ispatı olarak da 4 milyon civarında Suriyeli’ye kapısını açmıştır, sofrasını açmıştır. Birileri o insanların yerinden yurdundan edilmesi için silah satışı yapıp bomba attırırken Türkiye gönlünü açmıştır.
Böyle bir coğrafyada ülkenin kalkınmasını istemeyen çıkarcı güçlerin tüm kirli oyunlarını oynadığı bir şer ittifakı var iken şu anda rahmetli Bülent Ecevit’in hükumetinin iş başında olmasını düşünemiyorum bile. Önceleri yazmak bile istemedim. Densiz bir Yunan milletvekilinin Avrupa Parlamentosu’nda ağzını köpürterek konuşması akabinde de şanlı bayrağımıza yapılan hakaret…
Biz dünya liderleri ile hatıra fotoğrafı çektirirken dahi yerdeki Türk bayrağını alıp ceketinin iç cebine koyan bir cumhurbaşkanının başkan olduğu bir cumhuriyetin bireyleriyiz. O bayrak senin midene oturur sözde vekil. Sen Makarios’tan örnek almadın mı? Sen Kıbrıs’ta bayrağımızı indirmeye kalkan Güney Kıbrıslı’nın akıbetini görmedin mi? Daha da örnekleri var. O kutlu bayrak senin paçavrana benzemez.
Türkiye’nin kırmızı çizgisidir. Kırmızı çizgiyi aşan bedelini öder. Kaldı ki ruh, inanç, sayı, teçhizat, birlik, beraberlik, ekonomi vs. vs. vs. tüm kantarlarda tartılsanız bile faydası yok ki. Bir Konya tabiri ile nokta koyalım.
“Etin ne budun ne”
Saygılarımı sunuyorum.

> Yeni Meram >Yazarlar > Bölgesel Güç Türkiye
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.