Adem Esen

Gıda fiyatlarındaki artış ve bir hadis

Adem Esen

Son günlerde gıda sektöründe aşırı kârlar ile ilgili pek çok konu gündeme geldi. Hatta konu yargıya intikal etti.
Peygamberimiz’in (s.a.v.) malların piyasaya gelmeden önce şehir dışında karşılanarak satın alınmasını yasakladığı (nehyettiği) hadis meşhurdur. Çünkü bu işlemde satıcılar piyasadaki fiyatı bilmediklerinden aldatılma şüphesi vardır. Peygamberimiz, satıcı piyasaya girdiğinde ona muhayyerlik (seçim hakkı) tanımıştır. Bu konuyla ilgili fıkıh mezheplerinin görüşleri kitaplardan okunabilir. İslam tarihinde telekkı’s-sila’ veya telekkı’r-rukban yani malların karşılanması, köylü satıcıların şehir dışında karşılanıp piyasaya girmeden mallarının satın alınması, hisbe teşkilatı düzenlemesi yer alır. Böylece tekelleşmeye engel olunmuş, yani ihtikar yasaklanmıştır; ayrıca bununla ilgili hukuki ve idari tedbirler alınmıştır. Bununla ilgili başta fıkıh kitapları, siyasetnamelerde, ahkam-ı sultaniye kitaplarında bol bilgi vardır. 
Peygamberimiz piyasaya müdahale edilmemesi hakkında şöyle buyurur: “Şehirli satıcının köylü üreticinin malını satmasını nehyetti (yasakladı). İnsanları serbest bırakın, çünkü Allah insanların bir kısmını bir kısmıyla rızıklandırır”. Böylece malların piyasalarda arz ve talebe göre fiyatlanması tercih edilmiştir. Halbuki başta tekelleşme olmak üzere piyasayı bozucu unsurlar alıcıya ve satıcıya ciddi zarar verebilir. İslam alimleri buna dikkat çekerek devletin tekelleşme ile mücadele etmesinin, ihtiyaçların giderilmesi ve zararların ortadan kaldırılmasına dikkati çekerler. Hatta burada önerilen tedbir, misil (emsal) fiyat üzerinden satışa zorlamaktır. Bir anlamda Osmanlı tarihinde görülen narh uygulaması buna benzemektedir. 
Günümüzdeki iktisadi ilişkiler eski dönemlere göre daha karmaşıktır. Hukuk kurallarını idari mekanizmalarla ve düzenlemelerle desteklemek gerekir. Bu nedenle önce idari düzenlemeler yapmak gerekir. Üretici ile tüketici arasındaki aracıları kaldırmak mı, yoksa düzenlemek mi gerekir? Yani halleri, komisyoncuları, toptancıları, perakendecileri kaldırmak mümkün müdür, gerekli midir? Burada tarihten, tecrübelerden hareket etmek daha isabetli olacaktır. 
İstatistiklere göre ülkemizdeki sebze ve meyvelerin üçte biri firedir, yani toprağa, çöplüğe gitmekte veya hayvanlara yem olmaktadır. Tarladan hasat edilen ürünlerin tüketiciye ulaşmasında yani tüketicinin filesine girişte fire oranı daha da artmaktadır. Ürünün ambalajlama önemli bir maliyet unsurudur. Sonra taşıma, işçilikler… Bunların hepsi maliyettir. Mesela karpuzu birer birer kamyona yerleştirmek gerekir. Yani karpuzu, kepçe ile yüklemek mümkün değildir. Pazarlardaki, marketlerdeki sebze ve meyvelerin önemli bir kısmının da çöpe döküldüğünü yakınımızdaki marketlerin çöplere götürdüğü kasalarda görüyoruz. Bazı müşteriler öyle ürün seçiyor ki, koca bir sandığı elden geçiriyor! 
Yerel pazarlar, üreticilerin doğrudan tüketiciye satışa sunulduğu yerler denemesi yapıldı. Kamu kesimi kooperatiflerle piyasaya müdahil olmaya çalıştı. Durumu ayrı bir yazıda değerlendirmek gerekir. Üreticilerin kooperatifler veya şirketler içinde örgütlenmesinin sonuçlarını da ölçmek gerekir. 
Meyve ve sebzenin taze yenilmesinin faturası vardır. Paketleme, soğu hava sistemi ile tüketiciye taşıma, rantı yüksek yerlerdeki manav dükkanları, reyonları, buraların masafları, işçilik sıralanınca tarladaki fiyatın birkaç katı ortaya çıkıyor. 
Sebze ve meyve yani tarım ürünlerinin üretimi ve üreticinin eline geçen gelir iktisat ilminde diğer üretim maddelerine göre farklı ele alınır. Çünkü tarım ürünleri önemli ölçüde iklim şartlarına bağlıdır. Tüketici sayısı çok olduğu gibi üretici sayısı da çoktur, üretim yapılan alanlar, üretim araçları nitelikleri ve sayıları çok farklıdır. Bundan dolayı üretim maliyetleri çok farklıdır. İstanbul’da yaşayan bir Tokatlı geçen gün marketten domates alarak kış hazırlığına salça yapıyordu. Çünkü Tokat’taki köyünde salça İstanbul’dakine göre daha pahalıya, taşıma ve nakliye masrafı eklenince İstanbul’daki marketten alışveriş yapmak daha ucuza geliyor. 
Tarım ve Orman Bakanlığı planlı üretim çalışmalarını yaparken üretme özgürlüğünü gözetir. Üretici bir önceki senenin gelirine bakarak yeni yıl üretimine karar verir. İktisatta “King Yasası” kuralına göre, üretim çok olunca çiftçinin geliri azalıyor. Yani tüketici için faydalı olan durum üreticinin aleyhine gelişiyor. Dolayısıyla hükümet bazı tarım ürünlerinde sübvansiyon uygulamasına giderek üreticiyi korur. Belki tarım ürünlerindeki kurutma, konserve gibi teknolojileri geliştirerek katma değeri artırmak, ihracat imkanlarını bu yönde değerlendirmek gerekir. Burada çocuklara süt verilmesi gii tüketici açısından da destekler vardır.
Tarım topraklarındaki miras, tapu, çiftçi kayıt sistemi gibi sorunlar da gıda maddelerinin fiyatlarında önemli etkenlerdir. Ülkemizde pek çok ürün yetişiyor. Topraklarımızı korumak, ve üretimi artırmak hepimizin gelecek nesillere bırakacak mirasımızdır. 
İktisadi davranışlarda ahlak da önemli bir belirleyicidir. Utanmayan her şeyi yapar, deyimi meşhurdur.
Az tamah çok zarar getirir. Tamahkarlık para kazanmanın, sürdürülebilirliğin önündeki en büyük engeldir. İnsanın bir vadi dolu altını olsa, ikincisini ister, iki vadi dolu altını olsa, üçüncüsünü ister. İnsanın tamahı bitmez. İnsanın gözünü ancak toprak doyurur.
Din, milliyet, eşitlik vs. kılıflarıyla vurgun yapılabilir. Ancak ferasetli bir müslüman bir delikten iki defa ısırılmaz, yani iyi niyeti suistimal edilirse aynı hatayı ikinci defa işlemez.
Ucuza tarım ürünü yiyeceğiz diye halleri, komisyoncuları, aracıları kaldırmaya çalışmak rasyonel bir düzenleme olamaz. Bunu yapmaya çalışan siyasi sistemlerin kendileri kaybolmuştur. Mesele sistemi, süreci adil bir şekilde işletmektir. Yukarıda geçen Hadis-i şerifi böyle değerlendirmek gerekir.

 

Yazarın Diğer Yazıları