Abdullah Leblebici

Milyonlar hayal kurdu, birkaç kişi heba etti…

Abdullah Leblebici

Bu maçın artık tek bir anlamı vardı... Ay-Yıldızlı formanın ağırlığı, milli formanın prestiji...
Çünkü büyük umutlarla geldiğimiz Dünya Kupası'nda, son grup maçını oynamadan elenmiştik. 
Amerika karşılaşması başlamadan turnuva bizim için zaten bitmişti.
Bu maçı kazansan ne olur, kaybetsen ne olur? Şimdi kazandık diye yaşatılanları unutalım mı?
Kaybedilen sadece puanlar değil. Kaybedilen, 24 yıldır özlemini çektiğimiz Dünya Kupası heyecanıydı.
Üstelik yine kabus gibi başladık. Henüz 3. dakikada kalemizde golü gördük.
Avustralya ve Paraguay maçlarında yaptığımız savunma hatalarının aynısını bir kez daha tekrarladık.
Arda Güler eşitliği sağladı, ardından Orkun Kökçü'nün golüyle öne geçtik. İlk kez yüzümüzde küçük de 
olsa bir tebessüm oluştu.
Fakat ikinci yarının hemen başında Amerika yeniden beraberliği yakaladı. O dakikadan sonra maçın 
sonucu bile ikinci plandaydı.
Çünkü biz Dünya Kupası heyecanını yaşayamadan kupaya veda etmiştik.
Derken uzatma dakikaları... 90+8... Milli takım son nefeste galibiyet golünü buldu.
Evet... Maçı kazandık. Ama sevinemedik.
Çünkü o gol, kaybettiğimiz umutları geri getirmedi. O gol, Avustralya ve Paraguay yenilgilerini 
unutturmadı.
O gol, 24 yıllık özlemi telafi edemedi. Ben oyuncuları hiç eleştirmedim. Eleştirilerimin adresi ilk 
günden beri aynıydı.
Vincenzo Montella...
Ve böylesine değerli bir oyuncu grubunu ona emanet eden Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı.
Bugüne kadar yazdığım her cümlenin de arkasındayım. Bu kadro Avrupa'nın en büyük kulüplerinde 
forma giyen yıldızlardan oluşuyor.
İnanıyorum ki bu kadro sahaya teknik direktör olmadan çıksa, kendi aralarında saygı duydukları bir 
ismi lider seçseler, bu kupada çok daha başarılı olurlardı.
Sorun oyuncular değildi. Sorun, bu kadronun potansiyelini sahaya yansıtamayan teknik anlayıştı.
Bugün 90+8'de gelen galibiyet golüyle teselli arayanlar olabilir. Ben onlardan değilim.
Çünkü mesele Amerika'yı yenmek değildi. Mesele, Dünya Kupası'nda kalabilmekti. Mesele, 24 yıllık 
özlemi üç maçta tüketmemekti.
Daha da üzücü olan ise Montella'nın hâlâ istifa etmeyeceğini söylemesi...
Bu açıklama bize şunu gösteriyor: Federasyon Başkanı'nın desteği devam ediyor.
O zaman bu başarısızlığın sorumluluğu da ortaktır. Göreve geldiği ilk günden beri Montella'nın bu 
milli takım için doğru tercih olmadığını yazdım.
Kazandığı maçlardan sonra da yazdım. Dünya Kupası'na katıldığımız gün de yazdım. Bugün de aynı 
noktadayım.
Haklı çıkmış olmak bana mutluluk vermiyor. Çünkü haklı çıkarken kaybeden ben olmadım.
Kaybeden 86 milyon oldu. 90+8'de gelen galibiyet golü yalnızca skoru değiştirdi.
Ama gerçek değişmedi. 24 yıl bekledik... Üç maçta tükendik...
Ve bu hayal kırıklığının hesabını vermesi gerekenler, hâlâ görevlerinin başında.

Yazarın Diğer Yazıları