Abdullah Leblebici

Kara bulutlar şehrin üzerinde değil, vicdanlarımızın üzerinde dolaşıyor

Abdullah Leblebici

Bir gazete açıyorsunuz…

Bir cinayet haberi…

Televizyonu açıyorsunuz…

Bir aile faciası…

Telefonunuza düşen ilk bildirim…

Bir trafik kazası, can kayıpları…

Ne yazık ki artık güne "Bugün hangi güzel haber var?" diye değil, "Bugün nerede kim öldürüldü?" diye başlıyoruz.

Geçtiğimiz hafta Konya'da bir dövizci silahlı saldırıyla hayatını kaybetti.

Ardından Selçuklu'dan gelen haber hepimizi derinden sarstı.

Bir evlat...

Üvey annesini ve kız kardeşini bıçaklayarak öldürdü. Henüz bu vahşetin şokunu atlatamadan bu kez Kırıkkale'den daha korkunç bir haber geldi.

Bir evlat, öz babasını öldürdü... Yetmedi... Cesedini parçalara ayırıp tuvalete gömdü.

İnsan bu satırları yazarken bile zorlanıyor. Çünkü artık mesele bir cinayet haberi olmaktan çıktı.

Mesele, insanlığımızın nereye sürüklendiğidir. Dün ise Konya bir kez daha acıya uyandı.

Bir trafik kazası... Kontrolden çıkan ticari taksi kaldırıma daldı. Hayatının en sıradan anını yaşayan iki insan, birkaç saniye içinde yaşamını yitirdi.

Birileri evinden işe gidiyordu... Birileri belki ekmek almaya çıkmıştı... Belki torununu görecekti... Belki akşam evine dönecekti...

Ama dönemedi.

Eskiden böyle haberler ayda yılda bir olurdu. Şimdi ise neredeyse her gün. Şiddet sıradanlaşıyor.

Öfke normalleşiyor. Tahammül tükeniyor. Merhamet azalıyor. İnsanlar konuşmak yerine bağırıyor.

Dinlemek yerine saldırıyor. Anlaşmak yerine yok etmeyi seçiyor. Beni en çok korkutan da bu. Çünkü öldüren sadece bıçak değildir.

Öldüren; öfkeye teslim olmuş zihinlerdir. Sevgiden uzaklaşan ailelerdir. Vicdanını kaybeden toplumdur.

Bir başka acı gerçek daha var. Bu haberleri birkaç dakika konuşuyoruz. Sosyal medyada birkaç paylaşım yapıyoruz.

Sonra unutuyoruz. Ta ki yeni bir vahşet yaşanana kadar... Oysa her olay bize aynı soruyu soruyor:

"Nereye gidiyoruz?" Teknolojimiz gelişiyor.

Binalarımız yükseliyor. Arabalarımız hızlanıyor. Ama insanlığımız aynı hızla geriye gidiyorsa bunun adı gelişmişlik değildir.

Elbette suç işleyen cezasını alacaktır. Adalet gereğini yapacaktır. Ancak sadece cezaları konuşarak bu sorunu çözemeyiz.

Aileyi konuşacağız. Eğitimi konuşacağız. Sevgiyi konuşacağız. Merhameti konuşacağız.

Çocuklarımıza öfkeyi değil, sabrı öğreteceğiz. Kazanmaktan önce insan olmayı öğreteceğiz. Çünkü kaybettiğimiz sadece insanlar değil...

Toplum olarak birbirimize duyduğumuz güveni de kaybediyoruz.

Bugün hepimizin kendine sorması gereken bir soru var:

Bu kara bulutlar gerçekten gökyüzünde mi dolaşıyor? Yoksa kalplerimizin üzerinde mi?

Allah ülkemizi, milletimizi ve tüm insanlığı her türlü felaketten korusun.

Çünkü artık sadece canlarımızı değil, vicdanlarımızı da korumak zorundayız.

Yazarın Diğer Yazıları