YKS sonuçları açıklandı.
Rakamların arasında öyle bir sayı vardı ki, insanın yüreğini sızlatmaya yetiyor:
Yaklaşık 67 bin genç, üniversiteye giriş sınavında puanı hesaplanamayacak düzeyde bir sonuç aldı.
Bu sadece bir istatistik değil.
Bu, 67 bin ailenin hayal kırıklığı, 67 bin gencin umudu, 67 bin ayrı hikâyedir.
VE 67.000 eğitimsiz insanın sosyal hayatta, trafikte, sağlıkta, günlük hayatta sokaklarda olması ve yıllar içinde katlanması demek.
Peki, gerçekten kaybeden bu gençler mi?
Bence hayır.
Asıl sorgulamamız gereken, onları bu noktaya getiren sistem.
Yıllardır değişen sınav sistemleri, sürekli yenilenen müfredatlar, ezbere dayalı eğitim anlayışı, fırsat eşitsizliği ve ekonomik zorluklar, milyonlarca öğrenciyi ağır bir yarışın içine sürükledi.
Bugün büyük şehirlerde, özel okullar, özel dersler, kurslar ve teknolojik imkânlarla hazırlanan öğrencilerle; küçük ilçelerde, köylerde sınırlı imkânlarla mücadele eden gençler ile aynı sınava giriyor.
Kâğıt üzerinde eşit görünen bu yarışın, gerçekte ne kadar adil olduğu artık tartışmaya açıktır.
Her yıl gençlerimize "geleceğimiz" diyoruz.
Fakat geleceğimizi emanet edeceğimiz çocukların omuzlarına, kaldırabileceklerinden çok daha büyük bir yük yüklüyoruz.
Oysa eğitim; sadece sınav kazandıran değil, hayatı öğreten bir sistem olmalı.
Çocuklarımızı test çözme makinesine dönüştürmek yerine; düşünen, sorgulayan, üreten, araştıran bireyler olarak yetiştirmeliyiz.
Yapılması gerekenler aslında bellidir.
Eğitim sistemi, siyasi değişimlerden etkilenmeyen uzun vadeli bir devlet politikası hâline getirilmelidir.
Öğretmenlerimizin mesleki gelişimine daha fazla yatırım yapılmalı, fırsat eşitsizlikleri azaltılmalı, dezavantajlı bölgelerdeki okullar güçlendirilmeli.
Rehberlik hizmetleri yaygınlaştırılmalı, gençlerin sadece akademik başarıları değil, yetenekleri ve ilgi alanları da desteklenmelidir.
Bir ülkenin en büyük zenginliği ne petrolüdür ne de madenidir.
En büyük zenginliği, iyi yetişmiş insan kaynağıdır.
Bugün 67 bin gencin sessiz çığlığını duymazsak, yarın bunun bedelini sadece eğitimde değil; ekonomide, bilimde, üretimde ve toplumsal hayatta da öderiz.
Bu çocukları suçlamak kolay.
Zor olan ise aynaya bakıp, "Biz nerede hata yaptık?" sorusunu cesaretle sorabilmektir.
Çünkü kaybolan sadece sınav puanları değildir.
Kaybolmasına izin vermememiz gereken şey, gençlerimizin umudu, hayalleri ve Türkiye'nin geleceğidir.
Yazarın Diğer Yazıları
67 bin sessiz çığlık... Kaybeden sadece gençler mi?
26 Temmuz 2026 20:24Skordan ziyade, kazanımlara bakmak lazım
25 Temmuz 2026 21:4825 firma, bir şehrin üretim hikâyesi
23 Temmuz 2026 12:06Kupa bitti… Şimdi hesap sorma ve verme olmayacak mı?
22 Temmuz 2026 10:11Kara bulutlar şehrin üzerinde değil, vicdanlarımızın üzerinde dolaşıyor
20 Temmuz 2026 11:50