Konya AÇIK 33°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

O Penguen Neden Alkışlandı?

21. Yüzyıl Cahiliyesinde Kopuşun Kahramanlaştırılması

Dijital çağda artık sadece görüntüler izlemiyoruz; anlamlar da izletiliyor. Birkaç saniyelik bir video, saatler süren bir eğitimden daha derin iz bırakabiliyor. Çünkü modern insan çoğu zaman düşünerek değil, etkilenerek ikna oluyor. Bu yüzden sıradan görünen bazı içerikler, fark edilmeden bir dünya görüşü aşılıyor.

 

Son günlerde paylaşılan “sürüden ayrılan penguen” videosu da böyle bir örnek. İlk bakışta bireysel cesareti, özgürlüğü ve farklı olmayı öven masum bir hikâye gibi sunuluyor. Oysa alt metinde çok daha güçlü bir mesaj var:

 

“Uzaklaş, kop, terk et. Bedeli ağır olsa bile bu bir kayıp sayılmaz.”

Daha sarsıcı olan ise şu: Burada sadece bir hayvanın ölümü gösterilmiyor, aynı zamanda ölüme yüklenen anlam değiştiriliyor. “Hüsran gibi görünüyor ama aslında hüsran değildi” ifadesi, çağın en tehlikeli düşünce kalıplarından birini normalleştiriyor:

Sonuçtan bağımsız yüceltilen kopuş.
Bu, bir doğa sahnesi değil; bir zihniyet sahnesidir.

Kopuşun Yüceltildiği Bir Kültür

Modern kültür, bağlılığı zayıflık gibi sunuyor. Sabır, tahammül, sebat gibi kavramlar “eski” görülüyor. “Gitmek”, “bırakmak”, “arkana bakmamak” ise kişisel gelişim sloganına dönüşmüş durumda. Sosyal medya anlatıları, anlık cesareti uzun vadeli sorumluluğun önüne geçiriyor.

Bir yerde kalıp onarmaya çalışmak görünmez oluyor. Mücadele sıradanlaştırılıyor, dramatik kararlar alkışlanıyor. Böyle bir iklimde yetişen birey, dayanıklılığı değil kopuşu cesaret sanmaya başlıyor.

Oysa hayatın hakikati bunun tersini söyler. İnsan, konforla değil; anlam taşıyarak büyür. Anlam ise çoğu zaman mücadeleyle gelir.

Mutluluk Yanlış Bir Yerde Aratılıyor

Çağın ince telkini şu denklemi kuruyor:
“Mutluluk = yüklerden kurtulmak.”
Oysa hayatın gerçeği çoğu zaman şöyledir:
Mutluluk, yük taşırken bulunur.
Bir çocuğun büyütülmesindeki uykusuzlukta, bir ilişkinin onarılmasındaki sabırda, bir işin zorluğuna katlanırken gösterilen sebattadır insanın derinliği. Fakat dijital kültür başka bir reçete sunuyor:
Yorulduysan git.
Bunaldıysan kop.
Ağırlık hissediyorsan bırak.
Bu dil ilk bakışta özgürlük gibi görünür. Fakat uzun vadede insanı bağlarından, köklerinden, dayanma gücünden koparır. İnsan yalnızlaşır. Duyguları yoğunlaşır ama yön bulamaz. Manevî bağ zayıfladığında acıya dayanma kapasitesi de zayıflar. Acı artık “geçilecek bir eşik” değil, “kaçılması gereken bir duvar” gibi algılanır.
Sorun yalnızlık üretirken, çözüm yine yalnızlıkta aranır. Oysa yarayı açan şey, merhem olamaz.

Sübliminal Dil ve Ruhun Yalnızlaştırılması

Bu tür anlatılar doğrudan “hayattan vazgeç” demez. Tehlike zaten burada başlar. Açık çağrı yoktur; ama değerler yavaş yavaş yer değiştirir:
Mücadele gereksiz gibi gösterilir
Sabır kendine haksızlık sayılır
Bağlılık bağımlılıkla karıştırılır
Kopuş cesaret diye alkışlanır
Sonunda insanın acıya tahammül eşiği düşer. Toplumda gerçekten böyle bir psikolojik kırılma yaşanıyor. Kalabalıklar içinde yalnız insanlar… Duygusal olarak yüklü ama yönsüz hayatlar… Manevî referanslardan uzaklaştıkça iç dünyayı taşıyacak dayanaklar azalıyor.
Bu bir abartı değil; çağın ruh iklimidir.

Şahitlik mi, Sorumluluktan Kaçış mı?

Videonun en rahatsız edici tarafı şudur: O penguene kamera takılmıştı. Gittiği yön belliydi. Dönecek yolu olmadığı görülüyordu. Sonu kaydedildi. Peki neden müdahale edilmedi?
Modern insan, görmeyi yeterli sanıyor. İzliyor, kaydediyor, paylaşıyor… Ama el uzatmıyor.

Oysa hayat sadece izlenecek bir olay değildir; korunması gereken bir emanettir. Bir canın yok oluşuna tanıklık edip bunu yalnızca içerik haline getirmek, şahitlik değil; sorumluluğun ertelenmesidir.

İnanç perspektifinde hayat, yük değil emanettir. Acı yok etmek için değil, olgunlaştırmak için vardır. Sabır pasif bir bekleyiş değil, bilinçli bir dirençtir. Kaçışı yücelten hiçbir anlatı, insanı yüceltemez. İnsan, kaçarken değil; taşırken büyür.

Kahraman Üretmenin Kolaycılığı

Sonra ne olur? Yaşarken yardım edilmeyen, öldükten sonra sembol yapılır. Hikâye güzelleştirilir. Duygusal bir kahraman üretilir.
Çünkü kahraman üretmek ucuzdur.
Yaşatmak ise zahmetlidir.
“Yaşatmak yerine anlatmak”, modern vicdanın konfor alanıdır.

Gerçek Mutluluk Nerededir?

Mutluluk tüm yüklerden arınmış bir boşlukta değildir.
Mutluluk bazen bir annenin sesinin kanadında taşınan güven duygusudur.
Bazen ürkek bir ceylanın kalbindeki titrek ama canlı atıştır.
Bazen “zor ama doğru” olanı seçtikten sonraki iç huzurdur.
Yani mutluluk, kaçışın sonunda değil; mücadelenin içinde filizlenir.
İnsanı ayakta tutan şey her şeyin kolay olması değil; zorun bir anlamı olduğuna inanabilmesidir.
Ve belki de bugün en çok hatırlamamız gereken şudur:
Toplumu ayakta tutan şey, acısız hayatlar değil; acıyı birlikte taşıyabilen yüreklerdir.
Kopuşu alkışlamak değil, yaşamı korumayı yeniden erdem saymaktır.

Kaynak: Ali İSET

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Konya ve çevre illerde yarıyıl tatili sonrası ilk ders zili çaldı

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.