Konya AÇIK 33°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Da Vinci şifresi, Amerikan askeri siyasası ve Avrupa’nın rüyaları

2026 Ulusal Savunma Stratejisi, Washington’un dünyayı temennilerle değil, katı güç hesabıyla izlediğini göstermiştir. Dokümanı liberal varsayımlarla okumaya çalışanlarsa, belgenin sonuçlarını değil, yankı odasında yanılsamalarını teyit etmektedir.

Hudson Enstitüsü Kıdemli Araştırmacısı Dr. Can Kasapoğlu, ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) tarafından yayımlanan 2026 Ulusal Savunma Stratejisi’nin satır aralarını AA Analiz için kaleme aldı.

 

Pentagon, 2026 senesinin ilk ayında ABD Ulusal Savunma Stratejisi’ni yayımlamıştır. Detaylarını inceleyeceğimiz belgeye ilişkin temel bulgumuzu hemen makalenin başında aktaralım. Da Vinci şifresi başta olmak üzere Dan Brown romanlarının sembol uzmanı hayali Robert Langdon karakteri gibi özel bir lensle ve farklı bir açıdan bakıldığında belge, dünyanın yakın geleceğine ilişkin çok kritik analizler vermektedir. Bahse konu lens, naif liberal temennilerden vareste, realpolitik bir paradigmadır. Öte yandan, yine Dan Brown romanlarını andıran katı bir gerçek de var: ABD Ulusal Savunma Stratejisi halihazırda Avrupa’dan bakıldığında okunmaz.

 

 

Dünya haritasına nasıl bakılmalı?
ABD Savunma Bakanlığı tarafından yayımlanan Ulusal Strateji Belgesi (National Defense Strategy) birkaç hususta ön plana çıkmaktadır. İlk olarak belge, 2025 yılında yayımlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi Dokümanı’nın Batı Yarımküre’de ABD dominasyonu vurgusunu sürdürmektedir. Öyle ki Batı Yarımküre vurgusu, ABD’nin klasik Monroe Doktrini’ne Trump düzenlemesi ya da Donroe Doktrini gibi benzetmelere de sebep olmuştur.

 

 

Tabii gözden kaçırılmaması gereken bir husus var: Venezuela eski Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun bir askeri harekatla kaçırılması, hem de operasyonun Çin diplomatik delegasyonun muhtemelen henüz ülkeden ayrılmadan icra edilmesi, Batı Yarımküre jeopolitik mülahazasının bir zihin egzersizi olarak kalmayacağını, doğrudan askeri siyasaya da teşmil edileceğini göstermiştir.

 

 

Yine sınır güvenliği ve uyuşturucu kartelleriyle mücadelenin, Washington’un öncelikli güvenlik konuları arasında olduğunu müşahede etmekteyiz. Bahse konu öncelikler, ABD Başkanı Donald Trump ve Başkan Yardımcısı JD Vance Beyaz Sarayı’nın muhafazakar çizgisiyle de uyumlu görünmektedir.

 

 

İlginç bir şekilde Çin’e ilişkin tehdit değerlendirmesi yukarıda aktarılan hususlardan sonra gelmektedir. Esasen belgenin, sözü edilen açıdan ilk Trump dönemi Ulusal Savunma Strateji Dokümanı’ndan ayrıştığı da söylenebilir. Zira 2018 dokümanı, büyük güç mücadelesini ABD askeri ve güvenlik siyasasının merkezine yerleştirmişti. 2026 ikinci Trump dönemi Ulusal Savunma Strateji Dokümanı’nın odağındaysa Amerika Kıtası bulunmaktadır. Yine de Çin’e karşı geliştirilen siyasa esasları, caydırıcılığın korunması üzerine kurulmuştur.

 

 

Davidson penceresine yaklaşırken
Gelinen aşamada bir şerh koyup Çin’e ilişkin trendlerin ABD’yi farklı bir kadere sürükleyebileceğini de göz ardı etmemeliyiz. Söz konusu hususlardan ilki, “Davidson penceresi” olarak adlandırılmaktadır.

 

 

Davidson penceresi, ABD Hint-Pasifik Komutanı Amiral Philip Davidson’ın tanımıyla Çin’in Tayvan’a karşı askeri bir harekatı 2027’ye kadar olan zaman diliminde gerçekleştirme ihtimalinin belirginleştiği kritik dönemdir. Kavram, Çin’in askeri modernizasyon takvimi ile ABD’nin caydırıcılık ve hazırlık düzeyinin tehlikeli bir eşikte kesiştiğini anlatır. Riskin uzak bir ihtimal değil, yakın vadede yönetilmesi gereken bir stratejik sorun olduğuna işaret eder.

 

 

İlginç olan şu ki, Çin’in Tayvan’a ilişkin askeri bir tasarrufta bulunup bulunmayacağına dair aktif bir fay hattı daha var. Son iki yılda Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun komuta kademesini radikal biçimde dizayn etmektedir. En son 24 Ocak’ta Çin Savunma Bakanlığı, Merkez Askeri Komisyonu Başkan Yardımcısı General Zhang Youxia ile yine Komisyon Üyesi General Liu Zhenli hakkında, “Parti, devlet ve halk kurtuluş ordusu üzerinde menfur etki yaratmak” suçlamasıyla soruşturma başlatıldığını duyurmuştur. Daha önceki görevden almalarla birlikte Merkez Askeri Komisyonunun etkisi ciddi ölçüde zayıflamıştır. Böyle bir ortam Çin Devlet Başkanı’na, Tayvan’da şahsi siyasi ajandasını uygulamak için daha rahat bir hareket sahası vermektedir.

 

 

ABD-Avrupa ayrışması: Liberal rüyadan uyanma vakti
Amerikan Ulusal Savunma Stratejisi, Avrupa’ya savunma konularında daha çok sorumluluk alma çağrısı yapmaktadır.

 

Elbette klasik Avrupalı değerlendirmeler Türkiye’deki analizlere de yansıdığı üzere, ABD’deki siyasal değişimi Trump’ın şahsiyeti ya da Amerikan muhafazakar seçmeninin dünyayı algılama biçimi üzerinden açıklamıştır.

 

 

Açık konuşalım, sözü edilen indirgemeci değerlendirmeler sadece analitik-miyop değil, siyasi-askeri sonuçları açısından tehlikelidir. Müellifleriyse, Washington’daki muhafazakar siyasa çevrelerini tanımaktan çok uzaktır. Gelin biz liberal entelektüellerin konuşmaktan pek hoşlanmadıkları konulara girelim.

 

 

Meslektaşımız Walter Russell Mead’in, Wall Street Journal’da yayımlanan 23 Ocak 2026 tarihli makalesinde şu ifadelere yer verilmişti: “Avrupa’nın siyasal ve kültürel müesses nizamı için Trump’tan nefret etmek, Avrupa’yı bu denli zayıf ve çaresiz hale getirmedeki kendi sorumluluğu üzerine düşünmekten hem daha kolay hem de daha keyifli.”

 

 

Şimdi Avrupa’nın on yıllardır ne yapmadığını değerlendirelim. Fransız siyasa çevrelerinin önemli uzmanlarından NATO Genel Sekreter Yardımcılığı da yapmış Camille Grand, 2024 senesinde yayımladığı “Daha az Amerika’yla Avrupa’yı Savunmak (Defending Europe With Less America)” başlıklı makalesinde: 27 Avrupa Birliği üyesi ülkeden 12’sinin askeri envanterinde ana muharebe tankının olmadığını, 14’ününse sabit kanatlı uçağa sahip olmadığını belirtmektedir. AB ülkelerinin yarısı, mekanize harekat icra edecek temel iki harp aracından yoksundur. Oysa sözü edilen kapasite açıklarının ABD’deki muhafazakar kitlelerle ya da ABD Başkanı Trump’la bir ilgisi yoktur. Soğuk Savaş sonrasında küreselleşme ve ekonomik entegrasyonun barış getireceği ön kabullerinin sonucudur.

 

 

Avrupa’nın bugünkü askeri zafiyetleri, (Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin’in Batı’ya meydan okuduğu 2007 Münih Güvenlik Konferansı konuşmasının ve Rusya Federasyonu’nun 2008 Gürcistan işgalinin üzerinden neredeyse 20 sene geçtiği halde vakıadır. 2015 Suriye müdahalesi, Rusya Federasyonu Silahlı Kuvvetlerinin Akdeniz’de yüzlerce silah sistemini denediği bir test olmuşken; Avrupalı liderlerin, güvenlik konularındaki retorik uyanışlarını, Washington’dan gelen siyasi mesajlara bağlamaları da izahtan yoksundur. En önemli siyasi ajandanın iklim değişikliği düzenlemeleri olduğuna karar verenler, doğru ya da yanlış sözü edilen tercihlerinin sonuçlarıyla yaşayacaktır. Dünyanın algoritması acımasız olabilir ancak gerçekçidir.

 

 

Yukarıda çizdiğimiz tabloyu Avrupa’ya son zamanlarda en net biçimde özetleyen, NATO Genel Sekreteri ve Hollanda eski Başbakanı Mark Rutte olmuştur. Rutte, Avrupa’nın sadece kendi imkanlarıyla kıtayı savunmasının bir hayal olduğunu açıkça Avrupalıların yüzüne bakarak ifade etmiştir.

 

 

Türkiye’nin hikayesi
Avrupa anlatısına bütünüyle uymayan NATO ülkeleri de bulunmaktadır, ki sözü edilen ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. Türkiye, hem yüksek muharip kapasiteye sahip bir silahlı kuvvetler yapısını muhafaza etmekte hem de bu askeri gücü destekleyen milli bir savunma sanayii altyapısını uzun süredir tahkim etmektedir. Türk savunma sanayii, stratejik segmentlerde de görünürlük kazanmaktadır: SİPER gibi uzun menzilli hava ve füze savunma programları, TCG Anadolu gibi kuvvet aktarımı platformları, milli balistik füze çalışmaları, Tomahawk ya da Kalibr benzeri bir kapasite kazandıracak olan Gezgin Füzesi kritik örneklerdir. Ayrıca, robotik harp segmentinde KIZILELMA gibi hem kabiliyet hem de konsept üreten sistemler, geleceğin savunma teknolojilerinde Türkiye’nin iddiasını yansıtmaktadır.

 

 

Daha da önemlisi Suriye sahasında gelinen nokta ve Suriye Silahlı Kuvvetlerinin icra ettiği harekat, Türkiye ile ABD arasında yıllarca kördüğüm olmuş bir güvenlik dosyasında dahi realpolitik yaklaşımlarla bir uzlaşı alanı bulunabileceğini ispatlamıştır.

Naif varsayımların ötesinde
Özetle 2026 Ulusal Savunma Stratejisi, Washington’un dünyayı temennilerle değil, katı bir güç hesabıyla izlediğini göstermiştir. Dokümanı liberal varsayımlarla okumaya çalışanlarsa, belgenin sonuçlarını değil, bir yankı odasında yanılsamalarını teyit etmektedir. Öyle görünüyor ki yıllar, Avrupa-ABD ilişkilerinde daha fazla gerilimi, Türkiye-ABD ilişkilerindeyse daha fazla pragmatik kazanımları getirecektir.

[Dr. Can Kasapoğlu, Hudson Enstitüsü kıdemli savunma analistidir. Askeri bilimler ve açık kaynaklı savunma alanlarında uzmandır.]

* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Kaynak: AA

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Afşin: İnternet kesintisi nedeniyle halktan özür diliyoruz

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.