Torku Jelifest

Umutsuz Muyuz? Asla!

  • Giriş Tarihi: 19.05.2015 4:11
  • Güncelleme Tarihi: 4:18
Umutsuz Muyuz? Asla!

Tarih, bundan tam doksan altı yıl önce bugün, Anadolu’da yeni bir fethin başlangıcını ve Türk Milleti’nin kaderindeki dönüm noktalarından birini, belki de en önemlisini kaydetmek için sayfalarını açmıştı...

Anadolu, tarih boyunca değişik yönlerden gelen kavimlerin geçici yurtları olmuş ve Türklerin dışında hiçbir kavim bu afet-i suzanla bir yastıkta yaşlanmak mutluluğuna erişemedi.

Selçuklu ile başlayıp, Osmanlı ile devam eden Anadolu’daki Türk hâkimiyeti, Birinci Dünya Savaşı sonunda yerini “Galip Devletler”in işgal güçlerine bırakmak zorunda kaldı…

Önümüzde iki seçenek vardı; ya esareti kabul edip oturacaktık, ya da tüm maddi ve manevi gücümüzü seferber edip, savaşacaktık.

Birincisinde “Zillet”, ikincisinde zulmet dolu günler vardı…

Onurlu uluslar, tarih boyunca hep “Zilletin Alacakaranlığı”nda yaşamaktansa, “Zulmetin zulmüne” katlanmayı tercih etmişlerdir.

Bilirler ki, karanlığın en yoğun olduğu anlar, fecre yakın anlardır…

Biz de tercihimizi zulmetten yana kullandık…

Ama bu “ 19 Mayıs sabahı Atatürk Samsun’da bir güneş gibi doğdu ve karanlıkları boğdu…” diye başlayan nutuklar kadar kolay olmadı…

Büyük bir savaştan mağlup çıkmış…

Orduları dağıtılmış…

Toprakları işgal edilmiş…

Halkı yorgun, yılgın, umutsuz bir milleti felaketten felaha kim taşıyacaktı?

Sabahattin Selek “Anadolu İhtilalı” başlıklı eserinde, “ Mustafa Kemal Paşa’nın önündeki yol, aşılması çok zor engellerle doluydu… Bunun bilincinde olan Mustafa Kemal, bir bardak suda fırtına koparmak zorundaydı. Yoksa liderin bir işareti ile bütün millet ayaklanacak değildi. Nitekim halkı yüreklendirmek ve ayaklandırmak oldukça zor olmuştur… “ der.

Yine aynı yazar “ Milli Mücadele; kahramanların ve korkakların, vatanseverlerin ve hainlerin, ulvi gayelerin ve şahsi menfaatlerin çatıştıkları ve yarıştıkları bir boğuşmadır. Birçokları tereddüt ve meskenetleri yüzünden korkakların safında, birçokları da cehalet ve taassupları yüzünden hainlerin yanında yer almışlardır.” demekle, Mustafa Kemal’in verdiği mücadelenin maddi ve manevi zorluklarının altın çizmektedir.

Sabahattin Selek’in değerlendirmeleri bugün de geçerli.

Ümitsizlere ümit, cesaretsizlere cesaret vermek mümkündür. Fakat vatan hainlerine hamiyet duygusu, millet sevgisi ve vatan aşkı enjekte etmek mümkün değildir.

Yüzbaşı Kara Vasıf, “Yunan askerlerinin Akhisar’a yaklaştığını duyan halkın, utanç verici bir şekilde yerli Rumlara yalakalık yaptıklarını ve terzilerin birçoğunun da harıl harıl Yunan bayrağı diktiklerini…” anlatır.

Büyük Atatürk, Milli Mücadele boyunca bir tarafta esas düşmanla, öte tarafta da düşmanla işbirliği yapan vatan hainleriyle uğraşmak zorunda kalmıştır.

Tarihi yapan varken, tarihi yazana iltifat edilmez…

Atatürk’ü, dün ve bugün kendi ideolojilerinin sefilliğinde eleştirenlerin ve yerenlerin ileri sürdükleri iddiaların hiçbir geçerliliği yoktur.

Rauf Orbay, “Atatürk olmasaydı, hiçbirimiz bu işi başaramazdık…” derken, yalan yanlış tüm suçlamalara ve hezeyanlara da gerekli cevabı vermiş oluyor…

Tarihi gerçekleri irdelemek ve sağlıklı sentezlere gitmek, önyargıların veya çizgisi kırık ideolojilerin kör kandilinde olmaz.

Bugün, Vahdettin’i göklere çıkaranlar veya Kurtuluş Savaşı’nda Atatürk’ün yanında yer alan komutanları, Atatürk’ün beş adım önüne koyanlar, neden bunlardan birinin değil de, Mustafa Kemal Paşa’nın lider olduğunu nedense hiç düşünmek zahmetine katlanmazlar!

Kaldı ki, birçoğunun askeri hiyerarşideki yerleri Mustafa Kemal’in konumdan daha yüksek, yetkileri daha genişti…

Dememiz o ki; bacakları ile sağlık sorunu olmayan herkes yürür; ama herkes Maraton koşucusu olamaz.

Yerinde sayanların yürüyenlerden daha fazla gürültü çıkardığı gerçeği dün de, bugün de hiç değişmeden devam eden bir olgudur.

Kimseye, “Atatürk’ü sev, tabulaştır…” demiyoruz.

Atatürk’ü sevip sevmemek bireysel bir tercihtir…

Ama yaptıklarını inkâr etmek; bireysel ahlâkın ve sorumluluğun kabul edeceği bir gaflet ve dalalet değildir…

Bu gaflet ve dalalet düşkünleri Atatürk’ü ve onun hizmetlerini inkâra yönelirlerken, Atatürk’e değil, Cumhuriyet’e ve “Cumhuriyet’in emanetçileri” ne büyük zarar verdiler!

Umutsuz muyuz? Asla!

Sadece ve sadece mutsuzuz!

Mutsuz bir yürekle de bayram kutlanır!

Bayramınız kutlu, yarınlarınız aydınlık olsun…

 



> Yeni Meram >Güncel > Umutsuz Muyuz? Asla!
HABER YORUMLARI