YAZARLAR

Sanat dalları her daim bir biriyle iç içedir. Kimi zaman yan yana kimi zaman karşı karşıya… Sinema ve mimarlık ise endüstri devriminden sonra ortaya çıkan en çarpıcı kesişimi gözler önüne sermiştir. 20 yy ile başlayan bu ilişkiden distopik filmlerde ağırlıklı olarak faydalanılmıştır. Sinema; mimarlığın özüne inmek için çalışır, mimarlık da sinemayı var etmek için çalışır durur. Her ikisi de farklı yollardan aynı hedefe koşuşurlar desek yanılmış olmayız. Ortak temeller üzerine oturmuş bu iki disiplin, buluşmalarından bu yana hep bir birini beslemiş ve tasarım, üretim, sunuş teknikleriyle birbirlerine yakınlık göstermiştir. Yönetmen de mimar da senaryo bağlamındaki olayları bu yollarla kurgulamakta ve tasarlamakta, böylece yeni sinematik ve mimari gerçekliği inşa etmektedir. Bu gerçeklik kimi zaman bir yapı ile kimi zaman ise bir perde ile insanlara sunulur.

Peki, sinema ve mimarlığın ana kesişim noktası neresidir; Tabiki Mekân-Zaman ilişkisi! En başarılı yönetmenler en iyi mekân etkisini seyirciye aktaranlardır. Mimarlığı kullanmayan film bulmak imkânsızdır desek yanılmış olmayız. Kimi zaman karanlık bir sokak ile korku hissi, kimi zaman derin bir boşluk ile sonsuzluk hissi yaratılır, kimi zaman ise eğik duvarlarla insanın çarpık ruh hali ortaya dökülüverir.

Her ikisi de ürettiği sahneler ile derdini anlatmaktadır. Bu bağlamda kimi yönetmenler kendini mimar kimi mimarlar ise kendini yönetmen olarak ortaya koymaktadır. Bazı Mimarların tasarımlarında senaryo, montaj ve çerçeveleme gibi sinema araçları kullanıldığı da bilinmektedir. Hatta Mimar Koolhaas, bina tasarlama sürecini film kurgulama ve montajlama sürecine benzetir.

Nasıl mimaride ard arda sıralanan öğeler ile bir kompozisyon oluşturuluyor ise sinemada da benzer kurgu montaj teknikleri izlenmektedir. Nasıl mimaride kurgu ile mekanlar kurallar dahilinde yan yana gelirse sinemada da fotoğraf kareleri ile bir varoluş sağlanır. Böylece her ikisi de insana, göze, ruha ve sanata hizmet etmektedir.

Sinema bir senaryo ile şekilleniyorsa mimarlık da bir senaryo işidir. Bu senaryonun girişi, gelişmesi ve bir sonucu vardır. Mimar da yapıyla insana bi senaryoda oynatır, bir senaryo yaşatır… Bir kapıdan içeri alır ve o mekanda bazen pencerelerden farklı manzaralar seyrettirir. Bazen koridordan diğerine geçirtir. Ve sonuç olarak da bir kapıdan çıkartarak hikâyesini sonlandırıverir. Mimarinin senaryosu da budur.

Her filminde bir başlangıç karesi insana temel duyguyu verir. Mimari de böyledir. Bir kare ile başlar esere yaklaşım, içine girilen bir sinema sahnesinde de, bir evde de ilk zihinlere kazınan hep bir nokta vardır. O dur insanın zihnine kazınan esas kare, o karedir artık bilinen mekan!
İki sanat dalı da birbirine sağladığı katkı ile sanata her daim yeni kapılar açacağına hiç şüphe yoktur… Hayat var oldukça mimarlıkta sinemada birbirine ve sanata hizmet etmeye devam edecektir…

> Yeni Meram >Yazarlar > MİMARLIK VE SİNEMA ETKİLEŞİMİ
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.