Sayın Mehmet Bildirici
Admin
Yazınızı okudum. Geçmişe özleminizi yüreğimde duydum. Ben de kendi özlemimi yazıyorum. Konya yerinde ama Konyalı yok! Şehrimin insanlarını yitirdim. Bulamıyorum. Altı yaşımda namaz dualarımı öğrenmek için dizinin dibine oturduğum, mahallemizdeki mescidin ak sakallı, nur yüzlü devlet düşmanı olmayan, Atatürk’e kin ve nefret kusmayan, vatansever, kız-erkek ayırımı yapmadan, saç tellerimizle uğraşıp, saçımızın telini görünce aklı karışmayan gerçek inançlı ak sakallı nur yüzlü din adamlarımızı kaybettim. Bulamıyorum!
Önce Tanrı sevgisini sonra anne, baba, akraba komşu sevgisini anlatan, Tanrının kimleri koruduğunu, kimlere kol kanat gereceğini ve hem dünyamızı hem ahretimizi aydınlatacağını anlatan ve her Cumartesi sevgiyle camiyi temizlerken ‘aferin kızlar, aferin çocuklar’ diyerek bizleri teşvik eden hocamı arıyorum. Bulamıyorum!
Şu anda zengine peşkeş çekilen ve Konya Halkı’nı doyuracak kadar bereketli toprağa sahip, bağları, bahçeleri ile şiirlere, manilere, türkülere konu olan; Meram Bağları’nı arıyorum. Kaybettim, bulamıyorum!
Hatıp’ın üzümlerini arıyorum. Hatıp ve yok edilen üzüm bağlarının vebalini nasıl ödeyecekler? Konya halkı yoksuluyla, zenginiyle doyasıya üzüm yer bir de dışarıya verirdi. Neden bu bereketli topraklar zengine verilip, villalar yaptırılır? Neden, üretim yerine tüketilir, tüketilir, dereler, ırmaklar, akarsular, göller……?
Mevlana’nın önündeki dedemin diktiği ağaçları, yeşilliği, serinleten havuzu arıyorum, Bulamıyorum!
Kuşlar yuvasız kaldı, insanlar yağmurdan, güneşten korumasız kaldı, Mevlana Müzesi ise taş yığınının ortasında suskun, sesiz, umutsuz, yalnız kaldı.
Ne istediniz o yılların ağaçlarından? Yeşili bulamıyorum!
Kaldırımlarda her 2 metre arayla dikilen Konya iklimine uygun ağaçlarımı arıyorum.
Selçuklu ve Meram ilçelerindeki bomboş kaldırımları, sevimsiz binalarla dolu kimi 5 katlı, kimi 7 katlı inişli çıkışlı zevksizlik örneği sokaklarda gezerken, ağaçsız kaldırımlarda yürürken, bu şehri taş yığınına çeviren zihniyetlere destek veren ve hesap soramayan suskun, korkak, ezik insanlara karşı çıkacak yürekli hemşehrilerimi arıyorum. Bulamıyorum!
Et ve Balık Kurumunu kurarken orayı cennete çeviren, yıllarca nişan, düğün, kına geceleri yapılan, ağaçlarla süslü, çiçeklerle bezenmiş bahçeyi arıyorum. Bulamıyorum!
Et ve Balık Kurumundaki ağaçlardan ne istediniz?
O güzelim ağaçların günahı size yetecek, hesap vereceksiniz, istediğiniz kadar uğraşın, bunun affı olmayacak! İlahi adalet her an hepimizin karşısına çıkar, bunu kimse unutmasın!
Et ve Balık Kurumu şimdi betonlaşmış ve milletin parasıyla bir sürü para harcanarak yapılan
saray gibi bir binayı ve zevksizlik örneği siteleri ağırlıyor.
Tek yeşil yok!
Tek ağaç yok!
Tek nefes alacak yer yok!
Hizmet vermek için illaki saray gibi bina gerekmez!
İbadet için, illaki çok modern cami gerekmez!
Milletin parasıyla yapılan 2 yıldır içinde oturulan bir binanın da açılışı olmaz!
Kendi paranızla yapar ve onu da Türk Milleti’ne armağan ederseniz (okul, hastane, sanatoryum, huzurevi gibi) o zaman gururla övünerek açılış yapar ve sevaba girersiniz: Asgari ücretle çalıştırdığı, oradan oraya dolaştırdığı, yüzlerce işçisine insanca yaşayabileceği ücreti ödeyemeyenlerin bu kadar pahalı binalarda oturmaya hakları yoktur.
Çocukluğumda ve gençliğimde ufacık binalarda hizmet vererek şikayet etmeyen gocunmayan yerel yöneticilerimizi arıyorum. Bulamıyorum!
Şehrin görüntüsünü ve mahalle kültürünü yok etmeden, hava kirliliğine meydan vermeden, en fazla 6-7 katlı binalarla ve kaldırımları ağaçlarla süslü caddelere kurulan şehrimi arıyorum.
Ulusal Bayramlarımızda; fener alaylarına katılan kadınlı erkekli, kaç-göç olmadan, askeri bandoya eşlik eden, marşlarla yürüyen, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı etkinliklerine katılan kız-erkek şortlarla resmi geçitten geçerken, sokaklarda yürürken namuslu, şerefli, haysiyetli insanlarla dolu Konyamız’da bizleri alkışlayan, gözleri yaşlı, yüreği yurt sevgisi ile dolu Konyalımı arıyorum. Bulamıyorum!
İş yerine, dedesinin, babasının, atasının adını koyarak (Karpuzoğulları, bakırcılar, demirciler, kolonyacılar, kadılar, hattatlar, elliikiler) gibi soyunun isimlerini yazan vefalı Konya esnafımı arıyorum, bulamıyorum!
İş yerlerine kendisinin de anlamını bilmediği, müşterilerinin ise hiç bilmediği yabancı isimlerle tabelalarını hiç düşünmeden yazdıran esnafı görünce içimin acısına dayanamıyorum.
Yaz aylarında Eyüp Bey’in Meram son durakta işlettiği ve dans pisti olan, sahnesi olan, Eyüp Bey’in her yıl ‘Gül Yarışması’ sonunda birincilik aldığı müzik sesleri ile yaz aylarına neşe katan bahçeyi arıyorum. Bulamıyorum!
İstasyon ‘Gar Aile Gazinosu’nu’ arıyorum. Yaz süresince Ahmet Gazi Ayhan, Yıldız Ayhan, Necla Akben, Ahmet Sezgin, Aysel Tanju, Yıldız Tezcan konserlerini ve danslarını arıyorum. Bulamıyorum!
Eski Ordu Pazarı bahçesindeki yaz ayları süresince orkestradan dökülen müzik seslerini arıyorum. Türk Sanat Müziğinin, türkülerimizin dinlendiği, yaz gecelerinde Konyamız’da müziğin her yerden duyulduğu, Karayolları Lojmanlarının bahçesindeki Neşe Karaböcek konserlerini ve orkestradan yükselen müzikleri arıyorum, bulamıyorum!
Bayramlarda yalnız, kimsesiz, yoksul, zengin, eşi yok demeden herkesin kapısını çalan, kahve içen, ikramda bulunulan mahalle erkeklerinin bayram gezmelerini arıyorum.
Ticaretten, çalışma hayatından elini çekmiş kendini torunlarına ve ibadete adamış, parası olunca da hac ibadetini yerine getirmiş ama döndüğünde mahallesinde yoksul insanların da katıldığı ‘şükür pilavı’ döken Konyalı’mı arıyorum.
Dede Bahçesi’nde akordeon çalan Kaya Bey’i dinlemeye gelen, kadın erkek bir arada oturan, yerel kıyafeti ile şalvarı, örtüsü, oyalı yazması, başına sarıverdiği çemberi ile dans eden gençleri, bizleri alkışlayan Konyalım’ı arıyorum, bulamıyorum!
‘Atatürk’ün resmini’ iş yerime asarsam müşteri kaybederim diyen esnafa bakarken, Atatürk’le uğraşmayan, cumhuriyetle uğraşmayı aklının ucundan bile geçirmeyen, kadın-erkek ayırımı yapmadan ibadethanelerde bizimle konuşan, teravi namazlarında namaz öncesi cami önünde bizimle sohbet eden, vaazlarda sadece insan olmayı öğütleyen, kirli siyaset yapmayan cami görevlilerini arıyorum, bulamıyorum.
Konya’da sokağımızda herkes birbirine selam verir, yeni gelene, yeni taşınana yemek, çay servisi yapılır, çocukları da hemen aramıza alınırdı.
Apartmanlarda birbirinin yüzüne bakmadan yaşayan, asansörde içinde kadın olunca girmeyen, komşusunu tanımayan insanları görünce Konyalımın çocukluğumdaki sıcaklığını dostluğunu arıyorum, bulamıyorum.
Konya’da sokaklarda gezerken; doğduğum, çocukluğumu, gençliğimi, neşeyle geçen gençliğimi, coşkuyla kutladığım ulusal bayram törenlerini yaşadığım, Torans Gazinosu’nda katıldığım müzikli geceleri, faytonla yaptığım şehir turlarını arıyor, arıyor ve Konyalılar nerede diye bakınıyor ve bulamıyorum!
Şehrimin insanlarını kaybettim, kaybettirdiler. Yazık hem de çok yazık oldu. İslam Dünyası’nın baş kenti Konya’da artık Suriyeli turistler var!
Kimisi dileniyor, kimisi mendil satıyor kimisi de Konya’nın rengini değiştiriyor!
Böylece Konyalı kayboluyor.